araştırma arşivi · 2017-06-20

14 milyonda 1: aladdin

istanbul’un sığınmacı ve göçmenlerini anlatan 14 milyonda 1'de model olma hayalinin peşinden, gambiya’dan istanbul’a göçen aladdin’in…

video: serkan arslan/140journos yaz stajı, sanat yönetmeni: berkant akarcan/ 140journos

14 milyonda 1: aladdin

istanbul’un sığınmacı ve göçmenlerini anlatan 14 milyonda 1'de model olma hayalinin peşinden, gambiya’dan istanbul’a göçen aladdin’in hikayesi

(fotoğraf öyküsü ve yazı: cihan demiral/140journos)

yalnızca bir ülke vatandaşı olduğunuzda insan haklarına sahip olabileceğiniz modern dünyada birazdan okuyacağınız hikaye tanımlanamayacak bir umudu, öfkeyi, onursuzluğu, mutluluğu ya da zaferi anlatıyor olabilir. 14 milyonda 1 kişinin hikayesini.

parklarındaki kalabalığın hatrı sayılır bir kısmı, günleri valizlerinin başında nöbetleşe yarım uykularla geçen göçmenlerle dolu bir semtte aladdin’le yürüyoruz. “işleri yoluna koyduğumda kadıköy’e taşınmak istiyorum” diyor, istanbul’un uçsuz bucaksız insan çeşitliliği ve hiç kimsenin sokakta birbiriyle olabildiğince konuşmadığını gözlemlemiş; “çok iyi ya, herkes kendi kafasının içinde [yaşıyor]”. tam olarak katılmıyorum ama bakış açımla başını ağrıtmak için fazla güzel bir gün: aladdin’in model portfolyosu çekimi için biriki parça kıyafet bakıyor, birbirinden hevesli ve kararlı fikirlerini konuşuyoruz. ramazan’la birlikte nispeten seyrelse de, on dört milyon insanın basıncıyla daima kafa ütüleyen kalabalık sokaklarda, varlığı anında seçilebilecek kadar belirgin biri aladdin: yaşam dolu, 24 yaşında; omuzlarını, hayalini kurduğu her şey gibi uçuşarak taşıyan genç bir adam.

kendisi ve kardeşlerini tek başına büyüten fedakar bir annenin adaletli oğlu: “[gambiya’da] erkekler bir şekilde daima iş bulur ama kadınlar…” diyerek açıklıyor; kız kardeşinin üniversiteye gitmesi için okumayı bırakmış. ama halinden memnun çünkü beş dil konuşan ve kendini yetiştirmeyi asla durdurmayan biri olarak, serüveninde tam olarak ne yapmak istediğini bulmuş: model olmak. epey müslüman bir ülkede, erkek bir model olmanın gelenekle inatlaşan baskısını yok sayarak podyumlarda yürümüş ve görünmenin hazzını sahiplenmiş. sohbetlerimizin arasında “şuna inanıyorum; bir gün, bir şekilde süper model olacağım. nihayetinde gençlere ilham veren biri olmak istiyorum” diyor. bu coşkuyla, biricik annesini yarışmaya katılım ücreti olan 500$ ve uçuşunu (o da yaklaşık 600$) ödemeye ikna ederek, kendini Kasım 2016'da, Antalya’da gerçekleştirilen Future Fashion Faces World 2016 adlı güzellik yarışmasında bulmuş.

türkiye’ye gelmeden önce ülke hakkında duyduğu en belirgin şey, atatürk havalimanı saldırısı; planlarının bu koordinatla kesişebileceğini fark ettiği andan itibaren geri kalan her şeyse google‘dan. aladdin’in hayalleri büyüdükçe, tüm dünya önünde küçülmeye başlamış: gambiya’nın muhtemelen en girişken erkek modeli, türkiye’de iki etkinlik organizatörünün kurup yönettiği bu yarışmayı üç dalda kazanmış: erkeklerde en iyi yüz, en iyi koç ve genel birincilik. başarısını anons eden gazete kupürlerini telefonunda saklıyor; aşağı yukarı hepsi ‘en iyi modeller seçildi’ başlıklı, halka ilişkiler bülteninin kopyala yapıştırı. ama bu büyük başarı, var saydığı gibi bir kariyer dopingine dönüşmemiş; bir model ajansına katılmasını sağlayacak doğru kişiler kapısını çalmamış. mercedes-benz fashion week fall 2017 istanbul’da yürüyemediği için çok üzülüyor, “yaşadığım şehirde bu büyük olay oldu ve ben orada değildim, inanamıyorum” diyor. ama yılmamış; networking koşuşturmacası, planları, arada bir ufak tefek freelance işleri ağır aksak hızla sürüyor.

bambaşka bir gün, biraz daha az neşeli ama hala çok hevesli bir akşam birlikte yürürken aladdin, alışmadığım bir şekilde kaşlarını çatıp ciddi bir paragraf boyunca anlatmaya başlıyor: “evdekiler var ya, tanıştıkların. onlar benden gerçeği saklıyorlar. yani daha doğrusu, bu şehirle ilgili gerçeği görmüyorlar ve bana hep aynı şeyi söylüyorlar. istanbul’da siyahi bir adamın yapabileceği tek işin fabrikada çalışmak olduğunu düşünüyorlar. oysa, şu etrafa baksana; nasıl böyle düşünebilirler anlamıyorum. hani şu uzun boylu olan var ya, o artık benimle konuşmuyor. neden tam bilmiyorum, sırf farklı düşündüğüm için galiba” diyor, “bu şehirde birçok fırsatın olduğunu mu düşünüyorsun?” diye araya giriyorum, devam ediyor: “evet, kesinlikle. çalışan, işini yapan, sadece kendi işine bakan bir sürü insan görüyorum. yeter ki yapmak, çalışmak iste. bir planın olsun. bu şehirde sayısız seçenek olduğundan eminim” diyor. söyleyecek hiçbir şey düşünemiyorum, bu şehirde siyahi bir adam olmak hakkında hiçbir fikrim yok. kaşlarını şüpheyle mi, yoksa onaylanmayı bekleyen bir ciddiyeti kurmak için mi çattı, bilmiyorum. zaten doğup büyüdüğüm bu şehrin de hiçbir yüzünü hala okuyamıyorum. sonra, her zaman olduğu gibi, konu kendiliğinden değişiyor.