Türkiye'nin nüfus, ekonomi, toplum, hak, siyaset ve kamu-özel iş birliği proje verileri.
100belgesel Kentsel Dönüşümfotoğraf öyküsüKENTSEL
DÖNÜŞÜMÜN
BEDELİ
Sis Atma O.Ç.fotoğraf öyküsü«SİS ATMA O.Ç.» arşiv · derlemeMOTORİZE ÇETELERİN ÖNCESİ: MAFYA BABALARItürkiye’nin eski mafya babaları ve kabadayıları e-kitap · 140journos anılarıDOĞU PERİNÇEK’LE 10 BİN KİLOMETREkısmen iktidar çekimlerinden yol anıları belgesel
çizgi film
marka belgesel belgesel belgesel belgesel
çizgi film
çizgi film
belgesel
belgesel İtibardan Tasarruf belgeselibelgesel belgesel 6 şubat serisi
adnan oktar serisi
belgesel e-kitap · dava dosyasıKEDİCİK: TURNİKE SİSTEMİbir belgeselin arkasındaki senarist dosyası · 2022 gerekçeli karar belgesel
çizgi film
marka belgesel belgesel oyun belgesel engellendi belgesel belgesel çizgi film siyasi profiller belgesel belgesel belgesel mockumentary türk ifşabelgesel Yaktın Bizi Reis belgeselibelgesel çizgi film marka Hayırsız Ada belgeselibelgesel Killa belgeselibelgesel Atanamayan Öğretmen belgeseli belgesel Esenler Otogar: Alt Kat belgeselibelgesel Tarih Tekerrürbelgesel Penis Haritasıbelgesel Gezi ParkıGEZİ
PARKI
SERİSİ
Bitmeyen Ekonomik KrizBİTMEK BİLMEYEN KRİZ$=6,12 Baraj Yapılabilir Hasankeyfarşiv · video Kaderin Üstünde Bir Kaderbelgesel serisi
140journos ekibi ID.Buzz ileID.BUZZ İLE SAHADAYIZ#REKLAM
salgının 100 günüe-kitap göz kırpmadan: 202Xvideo art bkz: ekşi sözlükbelgesel Günün duvar kağıdıgünün duvar kağıdı 140journos DUMPçizgi film · dump hazbelgesel nabıcaz be kamilbelgesel matemvideo art hamburg muhtarıbelgesel altyapı: boksörbelgesel Başkanlık sistemibaşkanlık sistemi vebabelgesel doktor yokbelgesel #WALLPAPER#wallpaper Kuzeybelgesel serisi
⌕ 140JOURNOS ARŞİVİNDE ARA
Şampiyon: Bold Pilot140journos & at Teşebbüsbelgesel Arap Emrah belgeseli belgesel Don't Panic e-kitap e-book [english]

HAKKINDA

50 yıldan uzun süredir siyaset sahnesinde olan doğu perinçek, bugün türkiye’yi yöneten denklemin görünmez bir aktörü.

siyasi profiller serisinden: 140journos’tan “kısmen iktidar”

e-kitap · 140journos anıları

DOĞU PERİNÇEK’LE
10 BİN KİLOMETRE

Kasım 2019’da, birkaç tanıdık üzerinden ulaştığımız bir telefon numarasını çevirdik. Teklifimizi anlatmaya başlamamızın üzerinden henüz yedi dakika geçmişti ki randevuyu almıştık.

Birkaç gün sonra İstiklal Caddesi’nin çıkmaz sokaklarından birine, Deva Çıkmazı’ndaki makamına çıktık. Doğu Perinçek’i bir belgesele ikna etmeye hazırlanmıştık. Fakat görüşmenin daha ilk dakikalarında roller değişti; bizi ikna etmeye çalışan o oldu.

“Kınalıada Feneri’nden suya atlarım, Kartal’a kadar yüzerim. Çekebilir misiniz?”

Birbirimize baktık. 140journos’un dilini fazlasıyla içselleştirmiş gibiydi. Mevsim kıştı; yüzme planı pek gerçekçi görünmüyordu. O sırada bu teklifin, bir yıl boyunca sürecek ve bizi Türkiye’nin dört bir yanına taşıyacak bir yolculuğun ilk sahnesi olduğundan habersizdik.

Vatan Partisi’nin ahşap sürgülü kapılarının ardındaki makam odası bir gün konferans salonuna dönüşüyor, başka bir gün kendimizi İstanbul’daki bir sendika toplantısında buluyorduk. Alanya’nın dağ köylerindeki kahvehanelere, Adana’nın üç yıldızlı otellerinde düzenlenen destek gecelerine gittik. On bin kilometre sonra yolun sonunda Muğla’ya, Çökertme’nin sessiz koylarından birine vardık. Bir masanın etrafına oturduk, kuzu söyledik ve yarım yüzyıldan uzun bir siyasi tarihin ağırlığını taşıyan bir adamla konuşmaya başladık.

Doğu Perinçek’in gözlerinde, yarım yüzyılı aşan bir kavganın sonunda, hayatının son dönemecinde kısmen de olsa iktidara yön tayin edebildiğini düşünmenin heyecanı okunuyordu. Kendi sözleriyle, sonunda “kısmen iktidar” olmayı başarmıştı.

Kasım 2019 ile Kasım 2020 arasında yaptığımız mülakatlar, 1960’lardan 2000’lere uzanan geniş bir dönemi, Türkiye’nin son yirmi yılını ve AK Parti iktidarının muhasebesini kapsıyordu. Vatan Partisi’nin ve Perinçek’in bugün kamuoyunda tartışılan konumu masaya geldikçe sohbetin tansiyonu da yükseliyordu.

Yakın Türkiye tarihini onun ağzından dinledik.

Yaşayan tarihî bir figürle aynı masada oturduğunuzda ona itiraz etmek kolay değildir. Ama biz ettik. Farklı röportaj günlerinde önümüzde, farklı yıllarda yayımlanmış onlarca Aydınlık dergisi duruyordu. Yakın tarihin farklı dönemlerinde alınmış açık ve oldukça sert pozisyonlara bugünden bakıldığında anlatıdaki kopuşlar ve bazı tutarsızlıklar elbette görünür hâle geliyordu. Amacımız bir hüküm vermekten çok, tarihe bir belge bırakmaktı. Ortaya çıkan belgesel milyonlarca kez izlendi. Aradan geçen yılların ardından şimdi o uzun yolculuğa, Çökertme’deki hararetli sofraya ve tozlu raflardan indirdiğimiz kayıtları yeniden bir değerlendirme zamanı.

Bu sayfalarda yalnızca Doğu Perinçek’in anlattıklarını değil, bir kuşağın kavgasını, Türkiye’nin yakın tarihini ve o tarihin bugüne bıraktığı tortuyu da bulacaksınız.

Bu kitapta kırmızı altı çizili bölümler tarihî açıdan tartışmalı ya da resmî kaynaklarla çelişen ifadelerdir; üzerine gelince (veya dokununca) şerh açılır. mavi altı çizili bölümler ise metinde geçen tarihî olay, kişi ve kavramlarla ilgili kısa bilgi notlarıdır; üzerine gelince açılır.
bölümler
01

çökertme'de bir sofra

çökertme koyu, muğla · 24 ağustos 2020
Doğu Perinçek
röportaj kayıtlarından: doğu perinçek

DPŞimdi usta! Bir kere komutandan al, onun ısmarladıklarını. Geçen gün bir kuzu vardı… Bak, biz dört kişi yiyeceğiz. Önce meze ne var?

140journosKabak çiçeği, Girit mezesi, lakerda.

DPBak, dört kişilik lakerda. Hasan! Kuzuları bitirdin mi? Hani iki tane kuzu almıştın, bitti mi onlar? Var mı? Tamam, o kuzulardan yapın o zaman. Dört kişilik bize; o kuzudan pirzola olsun, sonra yumuşak güzel kuşbaşı olsun, salata olsun. İçecek ne içiyorsunuz?

140journosCorona'dan devam!

DPİyi, Corona. Şule, sen ne içiyorsun?

ŞPBen de Corona içeyim.

çökertme koyu, muğla · 24 ağustos 2020

140journosBen uzun zaman Beyoğlu'nda oturdum. Aydınlıkbilgi Aydınlık, Doğu Perinçek çevresinin 1968'den bu yana zaman zaman dergi, zaman zaman gazete olarak çıkardığı sol-ulusalcı yayının adıdır. satan, gazete satan bir beyefendi vardı; ismi neydi? Sonra röportaj da yapmıştık.

DPHasan Ortatepe.

140journosRomantik hareket dediğin zaman benim gözümün önüne hep Hasan Bey gelir.

DPO şimdi Datça'da ilçe başkanı, burada yakında.

140journosPandemiden hemen önce Taksim'de karşılaştık; gazete satmayı bırakmıştı ama çekim için biraz aldı, bir daha sattı. Sonra bir de röportaj yaptık.

DPO eski İstanbul Basın-İşbilgi Basın-İş, basın, yayın ve gazetecilik işkolunda örgütlü işçi sendikasıdır. şube başkanıdır, sendikacıdır. Darphane'debilgi Darphane ve Damga Matbaası; devletin madenî para, madalya ve kıymetli evrak bastığı resmî kurumdur. işçiydi, oranın sendika baş temsilcisiydi, sonra Basın-İş başkanlığı yaptı. Kaliteli bir insandır.

ŞPCemal Süreyabilgi Cemal Süreya (1931-1990), İkinci Yeni şiir akımının önde gelen isimlerinden Türk şairdir; bir dönem Darphane'de yöneticilik yapmıştır. darphanede yöneticiyken o da orada işçiymiş. Sonradan 2000'e Doğru dergisinde karşılaştılar. Cemal Süreya çıkarken, altın tozu kalmasın diye pantolonunun paçalarını silkelermiş; "Darphaneye öyle biri gelmedi" diyorlarmış.

Taksim’de Aydınlık satan Hasan Ortatepe
"Kısmen iktidar" hikâyesindeki karakterlerden biri olan Hasan Ortatepe, "Taksim metro çıkışında Aydınlık satan amca" olarak da bilinen, Perinçek hareketinin uzun yıllardır içinde yer alan bir kişidir. 1991 yılındaki liderler açık oturumu'nda Doğu Perinçek tarafından kendisinden bahsedilir. İlişkilerinin sendikal hareketler üzerinden başladığı not edilmiştir. Ortatepe; Sosyalist Parti, Vatan Partisi dönemlerinde milletvekili adaylığı yapmıştır.

140journosHerkes merak ediyor; ufaktan başlayalım, çok da uzun tutmayalım sizi.

DPBu akşam benimle sınırsız vaktiniz var.

02

baba sadık: bir aşk, bir adalet

DPAslında aile devletli değil. Babam Kemaliyelibilgi Kemaliye (eski adı Eğin), Erzincan'a bağlı, Fırat kıyısında bir ilçedir., Apçağa köyünden; PTT müdürünün oğlu, çok mütevazı bir insan. Hukuk fakültesini bitiriyor, Sivas Lisesi'nde anneme âşık oluyor. O kadar meşhurdur ki yıllar sonra bile "Sadık'ın Lebibe'ye aşkı gibi" diye anlatılır. Yani ben bir aşk çocuğuyum.

DPLise biter, yaz tatili başlar. Babam Sivas'tan Erzincan'a giden otobüsün şoför mahalline oturur, yol boyunca ofluyor pofluyor. Şoför sorar: "Delikanlı, derdin ne?" Babam: "Tatile gidiyorum ama sevdiğim kızı son bir kez görmeden gidiyorum." Hafik'i geçtikten sonra şoför olayı öğrenince arabayı kenara çeker, yolculara "Araba arıza yaptı, inin biraz oturun, biz Sivas'a dönüp tamir ettireceğiz" der. Babamı da yanına alıp geri döner. Annem Bezirci tarlasında, iki katlı balkonlu bir evde oturuyor; o da lise talebesi, bir başöğretmenin kızı. Otobüs Bezirci tarlasına girer, zart zart korna çalarak tur atmaya başlarlar. En sonunda annem balkona çıkar. "Gördün mü kızı?" "Gördüm." Dönüp yola devam ederler; üç dört saatlik yol kaybı. Orada iki rivayet var: babam "Lebibe balkona çıktı, geldiğimi anladı" der; annem "Senin geldiğini anladığım için değil, bu gürültü nedir diye çıktım" der. Çok sevdiğim bir hikâyedir.

DPBabam yargıç olarak da çok başarılıydı, enteresan hikâyeleri vardır. Komünistlikten idama mahkûm edilen bir albay vardı: Hayati Karaşahin. Babam o zaman milletvekili ve adalet komisyonunun sözcüsü. Diyor ki: "Bu adamın idamlık bir suçu yok. Samanpazarı'ndabilgi Samanpazarı, Ankara'nın Ulus çevresindeki eski semtlerinden biridir. satılan bir broşürü Sovyet memurlarına vermiş; her casus idam olmaz ki, bunun cezası azami on beş sene." Komisyonda büyük bir savaş verip infazın onaylanmamasını kabul ettiriyor. Kürsüye çıkıp adamı savunmasın diye zor zapt ediyorlar.

DPBitişiğimizde Binbaşı Ekrem Topalan otururdu. Eve geldi: "Sadık Bey, sen bunu nasıl yaparsın? Komünist olur mu?" Babam: "Ben hâkimim, benim vicdanım var. Ölüm cezasının düzeltilmesi yok." Babama Sivas Lisesi'nin pehlivanı olduğu için "Dayı Sadık" derlerdi; bileğini büken yoktu ama kuvvetini hiçbir zaman kötüye kullanmadı. Anti-komünistlik yoktu babamda, adalet duygusu çok güçlüydü. Hayati albay 1955'te Samanpazarı'nda idam edildi. Son sözünü sordular; dedi ki: "Son sözüm, Sadık Perinçek'e teşekkür ediyorum. Türkiye'de adaleti savunan bir o vardı."

DPBir de Dumlupınar denizaltısınınbilgi TCG Dumlupınar, 1953'te Çanakkale Boğazı'nda İsveç bandıralı Naboland şilebiyle çarpışarak battı; onlarca denizci hayatını kaybetti. batırılması davası Yargıtay'dayken babama geliyor. Bakıyor ki bütün suç bizim denizaltı komutanlarında; Naboland şilebinin kaptanında hiçbir suç yok, üstelik adamı hapse atmışlar. Seksen denizaltıcı ölmüş. Babam kaptanı salıyor. "İsveçliymiş, komünistmiş" demez, öylesini tanımaz. Diyarbakır'da yargıçken de köylüyü döven ağaları hapse atardı. Cesur bir yargıçtı yani.

DPEvimizde anti-komünist bir hava hiç olmadı; İstrati bana hümanizm verdi, arkadaş sevgisi verdi, anti-komünist hiç olmadım. O zaman acayip bir anti-komünist rüzgâr eserken babam adalet komisyonunda "bari böyle kurtaralım" diye direndi. Öyle bir adamdı.

DPBitişiğimizde Binbaşı Ekrem Topalan otururdu. Ben çocuğum, on üç yaşındayım. Ekrem Bey geldi bizim eve: "Sadık Bey, sen bunu nasıl yaparsın? Komünist olur mu?" Babam: "Ben hâkimim, benim vicdanım var. Ölüm cezasının düzeltilmesi yok, cezası beş ile on beş sene." Babama Sivas Lisesi’nin pehlivanı olduğu için "Dayı Sadık" derlerdi. Bileğini büken yoktu ama kuvvetini hiçbir zaman kötüye kullanmadı. Anti-komünist şeyleri yoktu babamın, adalet duygusu çok güçlüydü.

140journosDeniz Gezmiş’lerin idam oylamasına da girmiyor.

DPEvet, girmiyor. Çünkü babam daha o zamanlardan bizi, solu tutuyordu. Camiada "Adalet Partisi’nde Doğu Perinçek’in babası şöyle yapıyor" diye konuşulurmuş. O da "İftihar ederim" dermiş. Kendi adalet duygusu dolayısıyla. Ben Deniz Gezmiş idam edildiğinde Beşparmak Dağları’ndaydım; onun idam edildiğini Menderes nehrini salla geçerken öğrendim.

03

dede, kitaplar ve adalet partili yıllar

140journosŞu söyleniyor, doğru mu: Babanız Adalet Partisi'ndebilgi Adalet Partisi, 1961'de kurulan, Demokrat Parti geleneğini sürdüren merkez-sağ partidir; uzun süre liderliğini Süleyman Demirel yaptı. çok önemli bir mevkideyken Deniz Gezmişlerinbilgi Deniz Gezmiş, 1968 kuşağının önde gelen devrimci öğrenci liderlerindendir; 1972'de idam edildi. idam oylamasına girmiyor.

DPEvet, doğru, girmiyor. Çünkü babam o zamanlar bile solu tutardı. Camianın içinde "Doğu Perinçek'in babası şöyle yapıyor" dedikleri zaman "iftihar ederim" derdi.

140journosSiz üniversitedeyken Deniz Gezmiş'le arkadaş mıydınız?

DPBen onların lideriyim, arkadaş değil. Onlar benim tayfamdı, sözümden çıkmayan insanlardı.şerh Perinçek'in Deniz Gezmiş üzerindeki "liderlik" iddiası tartışmalıdır. Yaygın anlatıda Gezmiş, THKO çizgisinde ayrı bir önder olarak anılır; Perinçek o dönem FKF ile Aydınlık çevresinin başındaki farklı bir figürdür ve iki hareket özellikle silahlı mücadele konusunda karşı karşıya gelmiştir.

DPBana esas yön veren, annemin babası dedem İbrahim Olcayto'dur. Bostancı'da, emekli olduktan sonra yaptığı bir gecekonduda otururdu; yazları dört ay yanlarında kalırdım. Sabahları koşa koşa gider Vatan gazetesini alırdım; orada Feridun Fazıl Tülbentçi'ninbilgi Feridun Fazıl Tülbentçi, tarihî romanları ve radyo programlarıyla tanınan Türk yazar ve gazetecidir. Osmanoğulları tefrikası çıkardı: Osman Gazi, Orhan Gazi, Ertuğrul Gazi, Mihailoğulları, Evrenosoğulları… Her yıl o tefrikayı okurduk. Dedem beni hem tarihe yönlendirdi hem de vatan, millet, cumhuriyet, Atatürk sevgisini aşıladı. Birikimli bir insandı, folklor malzemeleri toplamıştı. Altı tane de tanrıyı inkâr şiiri vardı; çok kuvvetli şiirler. Mesela Tanrı'ya seslenir: "Sen bu Hitler'i neden destekliyorsun, onun zulmünden sen sorumlu değil misin?" der. Dedem 1951'de, ben dokuz yaşındayken vefat etti ama kişiliğimi belirlemede çok etkili oldu.

140journosAdalet Partisi bugün, özellikle bilmeyen gençler tarafından, muhafazakârlığın ve İslami tandansın yüksek olduğu bir yer gibi algılanıyor. Sizse cumhuriyet değerlerini daha çok annenizin babasından öğrendiğinizi söylüyorsunuz. Ama babanızın ailesi Adalet Partili olmasına rağmen…

DPDeğil! Babamın ailesi muhafazakâr bir aile değil. O tek parti döneminde herkes gibi onlar da CHP baskısına karşıydı. 1946'da ilk seçimbilgi 1946 seçimleri, Türkiye'nin ilk çok partili genel seçimidir; açık oy-gizli sayım usulüyle yapıldığı için sonuçları tartışmalı bulunmuştur. olurken babam Erzincan'dan bağımsız aday oldu; on yedi bin oy aldı, o zaman yirmi beş binle seçim kazanılıyordu. Babam Atatürkçü Kemalisttir. Şunu da söyleyeyim: hayatında hiç namaz kılmamıştır. Ben bayramlarda namaza giderdim, o gelmezdi; hatta üzülürdüm, "Baba niye gelmiyorsun?" derdim. En ufak bir dinî bağı yoktu; taassup sıfır.

DPBabam Atatürk devrimi konularında CHP'lilerin de beğendiği bir adamdı. İsmet Paşabilgi İsmet İnönü, Atatürk'ün silah arkadaşı, Türkiye'nin ikinci cumhurbaşkanı ve uzun yıllar CHP'nin lideriydi. onu çok severdi, briç arkadaşıydılar; koalisyonlarda babamın adalet bakanı olmasını hep isterdi ama kendi partisi, Süleyman Demirellerbilgi Süleyman Demirel, Adalet Partisi lideri olarak defalarca başbakanlık, ardından 1993-2000 arasında cumhurbaşkanlığı yaptı. yanaşmazdı. Sonra benim yüzümden, "Doğu Perinçek'in babası" diye 1973'te babamı veto ettiler; milletvekilliği o yıl bitti. Ama 1973'ten 2000 yılında ölene kadar, tam yirmi yedi yıl hep bize oy verdi, açık tavır aldı.

140journosO radyo konuşması hangi dönemdi?

DP1969 seçim konuşması, Adalet Partisi adına radyoda okundu. Genel başkan yardımcısı olduğu için konuşmalardan birini babam yaptı. "Doğu, bana bir konuşma yaz" dedi. Ben de bayağı sol bir konuşma yazdım. Hâlâ duruyor bende.

140journosSize esas yön veren kim oldu, anne tarafı mı baba tarafı mı?

DPBana esas yön veren annemin babası, dedem İbrahim Olcayto’dur. Bir başöğretmen, ilköğretim müfettişliği yapmış. Bostancı’da Yeditepe mahallede emekli olduktan sonra bir gecekondu yapmıştı; yazları dört ay onların yanında kalırdım. Sabahları koşa koşa gider Vatan gazetesi alırdım; orada Feridun Fazıl Tülbentçi’nin Osmanoğulları tefrikası çıkardı, her yıl okurduk. Dedem hem beni tarihe yönlendirdi hem de vatan, millet, cumhuriyet, Atatürk. Birikimli bir insandı, folklor malzemeleri toplamış. Tanrıyı sorgulayan çok kuvvetli şiirleri vardı; mesela Hitler’den söz eder, "Tanrım sen bu Hitler’i neden destekliyorsun, onun zulmünden sen sorumlu değil misin" der. Dedem 1951’de öldü, ben dokuz yaşındaydım ama kişiliğimi belirlemede çok etkili oldu.

140journosAdalet Partisi denince genelde muhafazakâr, dindar bir çevre algılanıyor. Sizin aileniz için de geçerli mi bu?

DPHiç alakası yok. Babam Atatürkçü Kemalisttir. Hayatında hiç namaz kılmamıştır; ben bayramlarda namaza giderdim, o gelmezdi, hatta üzülürdüm. Babamın ailesi Cumhuriyet Halk Partisi’nin tek parti döneminde muhalifti, o yüzden Demokrat Parti çizgisine yakındı; muhafazakârlıktan değil. 1946’da Erzincan’dan bağımsız aday olup on yedi bin oy aldı, o zaman yirmi beş binle seçim kazanılıyordu. Adalet Partisi eşittir Kemalist düşmanlığı değildir. Süleyman Demirel’leri, o partinin birçok yöneticisini tanıdım; din bağlantısı çok güçlü bir parti değildi. İsmet Paşa babamı çok severdi, briç arkadaşlarıydı; koalisyonlarda babamın adalet bakanı olmasını isterdi ama kendi partisi engellerdi.

DPSonra benim yüzümden, "Doğu Perinçek’in babası" diye 1973’te babamı veto ettiler, milletvekilliği son buldu. Ama o günden 2000 yılında ölene kadar, yani hayatının son yirmi yedi senesi hep bize oy verdi, açık tavır aldı.

04

çocukluk: "yapmadım diyor"

DPBen sosyalizme paldır küldür gelmedim; "matematik hocam sosyalistti, ben de oldum" değil. Ama öyle bir yetişme tarzım var ki emekten, emekçiden hoşlanırım; bunda babamın etkisi var. Dedemin gecekondusunun inşaatında tuğla taşırdım, su taşırdım. Sarnıç vardı, su azdı; bir günde çeşmeden kırk altı teneke su taşıdığımı bilirim, iki koluma iki büyük teneke alıp on bir on iki yaşında kırk altı sefer. Çalışmadan duramam; boş oturmak kadar büyük bir eziyet yok benim için. Uyumayı da sevmem, uyku bana hayattan harcanan bir zaman gibi gelir. Çocukken annem uyutmaya çalışır, uyumam; hatta kapıyı kitler, pencereden atlar kaçardım.

DPKüçüklüğümden beri arkadaş sevgim çok güçlüydü, arkadaşım için deli olurdum. Ortaokul birde, on iki yaşındayız; sınıfımızda Etimesgut'tan gelen dokuz on tane işçi çocuğu vardı, onlarla iyi arkadaştım. Sabahattin diye biri vardı, çorabı delikti. Bir akşam eve delik çorapla gelmişim; "Bu senin çorabın değil, nereden buldun?" demişler. Meğer kendi çorabımı Sabahattin'e vermiş, onun delik çorabını almışım. Beni anlatan olaylardan biridir: arkadaşla paylaşmak, arkadaşa vermek.

DPSamanpazarı'nda, Hanımlar sokağında iki katlı bir evde otururduk; beş yaşındayım. Yoğurtçu, sırtındaki sırığın iki ucunda terazi ve tepsilerle geçerdi. Ben ikinci kattan bakıyorum, yoğurtçu sokağın altına iniyor. Oradan bağırdım: "Yoğurtçu, yoğurtçu!" Adam geri dönüp sokağın tepesine kadar çıktı. Ben de ona dedim ki: "Yoğurtçi deme, yoğurtçu de, yoğurtçu." Benim bir doğruculuğum vardır. Adam da bana bir güzel söylenip tekrar aşağı indi herhalde.

DPBir de babam Diyarbakır'da hâkimken beni duruşmaya götürmüştü, dört yaşındayım. Bir sanık gelmiş, adamı bıçaklamış. Babam sorguya çekiyor, asliye ceza hâkimi; adam "Ben yapmadım" diyor. Babam bir orasından bir burasından dolaşıp ısrarla sorguluyor. Ben mübaşirin yanından, bulunduğum yerden bağırdım: "Baba, yapmadım diyor, yapmadım diyor! Daha ne soruyorsun, adam doğruyu söylüyor." İnsanlara inanırım; dört yaşında bile bu benim duygularımı yansıtıyor.

DPDedemin çok zengin bir kitaplığı vardı, o öldükten sonra dayımlardaydı. Lise bir ya da ikideyken oradan Nâzım Hikmet'inbilgi Nâzım Hikmet (1902-1963), komünist görüşleri nedeniyle uzun yıllar hapis yatan, 1951'de yurttan ayrılan Türk şairdir; "Benerci Kendini Nasıl Öldürdü" onun bir eseridir. "Benerci Kendini Nasıl Öldürdü" kitabını buldum; dedem 1930'larda almış, lacivert ciltli bir kitaptı. Okudum, beni çarptı. Hindistan komünist partisinin liderini anlatır; en sonunda Benerci, parti ilerlesin diye kendi başkanlığından çekilmesi gerekince intihar eder. İçim içime sığmadı, bu kitabı biriyle paylaşmam lazımdı.

DPSınıfımızda Demet Tümay diye entelektüel bir kız vardı, kitabı ona götürdüm. Ama o yıllar elli'ler, komünizmi savunmanın suç olduğu, 141-142'nin olduğu yıllar. Kendime güvence olsun diye kitabın üçüncü sayfasına "Ey okuyucu, bu kitabı oku ama aman içindeki fikirlere dikkat et" gibi bir şey yazmıştım; kitap yakalanırsa "on beş yaşında çocuğum" deyip paçayı kurtarayım diye. Demet aldı, "Doğu, ayıp değil mi, sen bunu nasıl yazarsın? Fikir özgürlüğünde böyle bir şey var mı?" dedi. O benden ileriydi; çok utandım.

DPO sıralarda bir yandan Panait İstratibilgi Panait İstrati (1884-1935), Romen asıllı, çoğunlukla Fransızca yazan yazardır; "Baragan'ın Dikenleri" gibi eserleriyle tanınır. okuyorum. "Baragan'ın Dikenleri", "Arkadaş" beni mahvetti; ne bulduysam okudum. Onun insancıllığı, hümanizması, arkadaş sevgisi… İşte ben teoriden bilimsel sosyalist olmadım; hümanizmadan, insan sevgisinden bilimsel sosyalist oldum.

DPÇocukken kovboy filmlerine, mahalledeki kovboyculuk modasına müthiş nefret duyardım; Türkçüydüm. Nihal Atsız'ınbilgi Nihal Atsız (1905-1975), Türkçü-milliyetçi yazardır; "Bozkurtların Ölümü" ve "Bozkurtlar Diriliyor", Göktürkleri anlatan tarihî romanlarıdır. "Bozkurtların Ölümü" ve "Bozkurtlar Diriliyor" beni öyle bir etkiledi ki. Yıllar sonra tekrar okuyunca anladım niye: Orta Asya'nın ilkel kabile komünizmini anlatıyor; paylaşmacı bir toplum, arkadaş düşkünlüğü, toplum uğruna kendini feda etme ruhu. Tam ruhuma oturmuş. O zaman hayal kurardım: on iki çocuğum olacak, hepsinin adını koymuştum; Gökbörü, Sancar, Yamtar, İşbara Alp, Onbaşı Pars… Kitaptaki on onbaşının adını çocuklara dağıtmıştım. Mahallede de çocukların lideriydim; "Bırakın şu Pecos Bill'i, gelin Türkçülük oynayalım" der, "sen Gökbörü ol, sen Yamtar ol" diye oyunu sokağa sokardım.

DPSonradan gördüm ki "Bozkurtların Ölümü"nde Çinliler tüccar, alıp satan, kazık atan; Türkler ise paylaşmacı, kabile toplumu, özel mülkiyet yok, fedakâr. O paylaşmacılık beni çok etkiledi. Böylece Nihal Atsız'la Nâzım Hikmet'i buluşturdum: Atsız da eşitlikçi, kabile toplumundan yana, bir tür ilkel komünizmi savunuyor; Nâzım da emekçiden yana. Hepsinin bende etkisi oldu.

140journosBu bölümün adını "yapmadım diyor" koyduk. Nereden geliyor?

DPKarakterimi yansıtan bir olaydır. Babam Diyarbakır’da hâkim. Beni duruşmaya götürüyor, dört yaşındayım. Bir sanık geliyor, adamı bıçaklamış; babam asliye ceza hâkimi, sorguya çekiyor. Adam "Ben yapmadım" diyor. Babam orasından burasından dolaşıyor, doğru mu söylüyor yalan mı diye ısrarla sorguluyor. Ben mübaşirin yanından bağırıyorum: "Baba, yapmadım diyor, yapmadım diyor! Daha ne kadar soruyorsun, adam doğruyu söylüyor." İnsanlara inanırım; dört yaşında bile bu benim duygularımı yansıtıyor. Kendi içimden bir ses hep bana doğruyu söylemeyi seslenir; benim aleyhime bile olsa bir şeyi gerçeğe uygun anlatırım, yoksa kendimle hesaplaşamam.

140journosÇocukken kovboy filmleri furyası varken siz ne yapıyordunuz?

DPİyi ki sordun bunu. Kovboy filmlerine, mahalledeki kovboyculuk modasına müthiş bir nefretim vardı, Pecos Bill falan. Türkçüyüm ben o zaman. Nihal Atsız’ın Bozkurtların Ölümü, Bozkurtlar Diriliyor beni çarpmıştı. O kadar etkiledi ki, on iki tane çocuğum olsun isterdim, hepsinin adını koymuştum: Gökbörü, Sancar, Yamtar. Sokakta çocukların lideriydim; "Bırakın bu Pecos Bill’i, gelin Türkçülük oynayalım" derdim, kamışlardan at yapardık. Sonradan okuyunca Bozkurtların Ölümü’nde gördüm ki Çinliler tüccar, alıyor satıyor; Türkler ise paylaşmacı, kabile toplumu, özel mülkiyet yok, aşırı fedakârlık. O paylaşmacılık beni çok etkiledi.

DPİlkokula ikinci sınıftan başladım, çünkü okuma yazmayı dört buçuk yaşında öğrendim. Matematiğim ve tarihim çok kuvvetliydi. Öğretmen tarih derslerinde "Doğu gel, sen anlat" derdi; Malazgirt’i, Sırpsındığı’nı ben anlatırdım. Matematikte kendime göre teoremler kuruyordum, okula müfettiş çağırdılar. Ama hep şu vardı: sınıfta bana oy verenler kapıcı ve hademe çocuklarıydı. Beşinci sınıfta sınıf başkanlığı seçiminde öğretmenin adayına karşı beni o dört fakir çocuk aday gösterdi. Oralarda da hep yoksullardan yana oldum.

05

nazım'dan nihal atsız'a: bir solcunun kitaplığı

140journosSiz hem "başından beri bilimsel sosyalistim" diyorsunuz hem de çocukluğunuzda Nihal Atsız’a ilgi duyduğunuzu söylüyorsunuz. Bu ikisini nasıl bir arada okumak lazım?

DPBen teoriden bilimsel sosyalist olmadım; hümanizmadan, insan sevgisinden oldum. Dedemin kütüphanesinde Nazım Hikmet’in Benerci Kendini Nasıl Öldürdü diye bir kitabını buldum, lise birinci sınıftayım. Benerci’yi okudum, beni çarptı. Hindistan komünist partisinin liderini anlatıyor Nazım; en sonunda Benerci partinin ilerlemesi için kendi başkanlığından çekilmesi gerekince intihar ediyor. Feci etkiledi. O sıralarda Panait İsrati okuyorum; Baragan’ın Dikenleri, Arkadaş kitabı beni sarhoş etti. İsrati bana hümanizmayı, arkadaş sevgisini, yoksula ve zayıfa sevgiyi verdi.

140journosO yüzden mi ideolojik motivasyonunuz aslında duygusal bir yerden başlıyor?

DPKesinlikle. Ben savunduğum şeyi kararlı savunurum, mülayim bir insan değilim ama insani ilişkilerde en düşmanıma bile sevgi gösteririm. Benerci’yi arkadaşım Demet’e verirken kendime güvence olsun diye üçüncü sayfasına "Ey okuyucu, bu kitabı oku ama içindeki fikirlere dikkat et" gibi bir şey yazmıştım; yakalanırsam paçayı kurtarayım diye. On beş yaşındayım. Demet aldı, "Doğu ayıp değil mi, sen bunu nasıl yazarsın, fikir özgürlüğü var" dedi. Benden ileriydi. Çok utandım. O da beni etkileyen bir andır.

140journosPeki Nihal Atsız’ı okumak, bilimsel sosyalist biri için çelişki değil mi?

DPAtsızcı değilim ama Atsız’ı okumadan Türkiye’de entelektüel olunmaz, Türk tarihiyle buluşulmaz. Marx’ı, Engels’i, Lenin’i düşünün; hepsi kendi toplumlarının bütün kültürel birikimiyle haşır neşir olmuş adamlar. Bir Marksist yalnız Lenin’i, Mao’yu okuyorsa o adam zaten Marksist değildir. Nihal Atsız’ın Bozkurtlar’ında aslında ilkel kabile komünizmi anlatılır; paylaşmacı bir toplum, kendini feda etme ruhu. Ben o eşitlikçiliği, o paylaşmacılığı Nazım Hikmet’le buluşturdum. İkisinin de bende etkisi oldu.

140journosBilimsel sosyalizme geçişiniz tam olarak ne zaman?

DP1961’de Yön dergisinin ilk sayısını aldım. 27 Mayıs’tan sonra çıkan o sosyalist yayınları takip etmeye başladım. Siyasal Bilgiler’de Varol Sezen, Mustafa Özyürek gibi sosyalist fikir kulübü yöneticileriyle tanıştım, hepsi benden büyüktü, abiydi. 1963’te hukuk fakültesinde fikir ve sanat ocağını kurduk: ben, Uğur Mumcu, Adil Özkol, Hüseyin Günday. Demek ki 1963’te artık bilimsel sosyalizmi savunmaya başlamışım. Ama kaynağım kitaptı; çocukluğum kitap aşkıyla geçti, ders çalışmazdım ama deli gibi okurdum. En büyük özlemim bir kitaplık olsundu; babam eskiciden küçük bir etajer aldığında, ev alsalar o kadar sevinmezdim.

06

almanya: amerikan fırını

DPAkademisyen olacaktım ama dilim yoktu; lisede İngilizce'den on almışım. Kafama koydum: Almanya'ya gidip Goethe Enstitüsü'ndebilgi Goethe Enstitüsü, Almanya'nın dünya çapında Alman dilini ve kültürünü tanıtan resmî kültür kurumudur. dil öğreneceğim. İlk kez 1962 yazında gittim. Frankfurt'ta, Amerikan askerlerine ekmek yapan bir fırında çalıştım; "Amerikanische Bäckerei". İki yüz yetmiş kişilik koca bir un mamulleri fabrikasıydı. Aynı zamanda Goethe Enstitüsü'nde okudum. Saat ücretim üç marktı; sekiz saat çalışıp yirmi dört, bir mark da tramvay parasıyla yirmi beş mark. Noel'de dört kat, gece vardiyasında yüzde elli zamlı çalıştım.

DPO sene Avrupa'nın ve Türkiye'nin yüz yıldır görmediği soğuklar oldu; eksi yirmi, eksi otuz derece. Delik sobalı bir odada yaşıyordum. Yatağa giriyorum, zangır zangır titriyorum ama bir yandan kahkahalarla gülüyorum. Çok acayip bir soğuktu.

140journosSendikal bir durum var mıydı orada? İdeolojik yapılanmanızda bir yeri var mı?

DPSendika yoktu ama yeri var. Bir kere Almanların bencilliğini, bireyciliğini gördüm. Fırında ekmek bedava, kırık olan her şey bedava; kırık ekmeği, kırık pastayı doldurup teyzemin çocuklarına götürürdüm. Ekmek fabrikasında işçi olmak beni etkiledi. Ayrılırken "Biz senin gibi işçi görmedik, bir dakika bile gecikmen yok" dediler.

DPİlk gidişimde, o zaman uçak pahalı, trenle gidiyoruz. Alman sınırına geldik; Alman polisine diklendim, haklı diklendim. "Sen Alman polisine mi karşı koyuyorsun, in aşağı" dedi. Benim üç dört bavulum, bir de yedişer sekizer kiloluk karpuzlarım var; babamın Sivas Lisesi'nden sınıf arkadaşı, çok sevdiğim Mümtaz abiye götürüyorum. Bavulları, karpuzları indirdiler. Bir de Garbis diye bir Ermeni çocuğunu indirdiler; ikimiz kaldık. Garbis Almanya'da işçiydi, Almanlara hınçlıydı; "Bana bir kibrit verseler Almanya'yı yakmazsam anam avradım olsun" derdi. Meğer sırf bize eziyet için indirmişler; karakolda biraz durduk, "tamam, gidin" dediler. Dört beş saat sonraki trenle devam ettik.

DPYeni trene bindim, kompartımanda benden başka hep Almanlar. Ben de onlardan intikam alacağım, beni trenden indirdiler ya. Karpuzun birini kestim, kompartımandaki Almanlara dilim dilim uzatmaya başladım. Hayatlarında öyle ikram görmemişler, şaşkın şaşkın bakıyorlar. "Alın, yiyin" diyorum; içimden de "Siz bana böyle yapıyorsunuz, ben de size böyle yapıyorum" diyorum. İşte Almanların o tepeden bakışına, bencilliğine olan tepkim oralardan başladı; ama köklerinde öyle değiller, bu kapitalizmin yarattığı bir şey, fabrikada görüyorum. Fazıl Hüsnü Dağlarca'nınbilgi Fazıl Hüsnü Dağlarca (1914-2008), 20. yüzyılın en üretken ve önde gelen Türk şairlerinden biridir. o dizesi çok güzeldir: "Almanlar makineleri sever, biz Almanları severiz." Almanla Türk'ü bundan güzel anlatamazsın.

140journosAlmanya’daki o ilk dönemi biraz açar mısınız?

DPİlk gidişim 1962 yazında. Akademisyen olacaktım ama İngilizcem yoktu, lisede İngilizce’den on almışım. Kafaya koydum, Almanya’ya gidip Goethe Enstitüsü’nde okuyacağım, dil öğreneceğim. Frankfurt’ta Amerikanische Bäckerei diye bir fırında çalıştım; iki yüz yetmiş kişilik, Amerikan askerlerine ekmek yapan koca bir fabrika. Saat ücretim üç marktı, sekiz saat çalışıyorum yirmi dört mark, bir mark da tramvay parası. Noel’de dört kat, gece vardiyasında yüzde elli zamlı çalıştım.

DPO sene Avrupa’nın yüz yılda gördüğü en büyük soğuklar yaşandı, eksi yirmi, eksi otuz derece. Delik sobalı bir odada kalıyorum, yatağa giriyorum, zangır zangır titriyordum ve kahkahalarla gülüyordum. Çok acayip bir soğuk vardı. Teyzemin oğlunun evinde bir oda kiraladım; orada Panait İsrati’nin okumadığım Aldatan Işık kitabını buldum. Fabrikadan ayrılırken "Biz senin gibi işçi görmedik, dakika gecikmen yok, son derece disiplinli" dediler.

07

işçi partisi, mdd ve fkf

işçi partisi (İP) dönemi · televizyon arşivi

140journosHazır siz milli-demokratik devrimle sosyalist devrim arasındaki fark demişken, sosyalist devrim tarafına daha yakın görünüyormuşsunuz daha önce, sonra milli-demokratik devrim tarafına geçmişsiniz?

DPHerkes öyle.

140journosNe onun doğrusu, anlatır mısınız?

DPHepimiz Türkiye İşçi Partisi üyesiyiz. Ben Türkiye İşçi Partisi’ne oy verdim 61'de ve annemi de oy verdirdim. Annem kocasının partisine oy vermedi, benle beraber işçi partisine oy verdi, o da ilginç. Babam sola kültür olarak daha yakın, annem daha seçkincidir fakat buna rağmen. Beni şey etkiledi, Aybar konuşuyor, Merhabalar, çiftçiler, işçiler, çalışanlar, emekçiler… O beni meftun etti, Aybar’ın o konuşmaları, gümbür gümbür konuşuyorlar radyolarda. Ruhumu müthiş okşadı. Oradan ben 61'den itibaren İşçi Partisi’ni tutmaya başladım. 63'te fikir sanat ocağını kurduk.

140journosSizin etrafınızda toplanmaya mı başlıyor insanlar yavaş yavaş o dönemde?

DP63'te fikir ve sanat ocağını kuruyoruz, ben, Adil Özkol, Uğur Mumcu, Hüseyin Günday… Tekrar dönelim 1960'lara. Ben Türkiye İşçi Partisi’ne girdim, ona oy verdim 61'de ilk oyumu kullanıyorum. Fikir sanat ocağını kurduk. O sırada iki kere Almanya’ya gittim. Orada fabrikada çalıştım sonra bisikletle posta dağıtıcılığı yaptım ikinci gidişimde. Geldik. Türkiye İşçi Partisi içerisinde şey çıktı, daha doğrusu Türkiye İşçi Partisi dışındaki Mihri Belli, Hikmet Kıvılcımlı gibi eski komünist liderlerle parti arasında bir şey çıktı. Eski komünist liderler diyor ki Türkiye’nin önünde, Reşat Fuat Baraner de o zaman daha vefat etmemişti 68 yılında vefat etti, bu eski tüfekler diyorlar ki Türkiye’nin önünde milli-demokratik devrim var sosyalist devrim yok, tarımı kolektifleştiremezsin, fabrikaları özel mülkiyetten çıkartamazsın, öncelikle toprak ağaları kaldıracaksın, anti-emperyalizm, Amerika’dan bağımsız olacaksın, NATO’dan çıkacaksın, bir bağımsızlık programı ile bir demokrasi programı, sosyalizm ondan sonra. Zaten Türkiye İşçi Partisi’nin programı da bu: Köylüye toprak, herkese iş. Köylüye toprak vererek özel mülkiyeti yaygınlaştırıyorsun, sosyalizm değil. O sene 68 yılında ben Fikir Kulüpleri Federasyonu genel başkanı oldum. Genel başkan olduğum kongrede sosyalist gençlik bir araya, tartışmada hoşgörü, eylemde birlik, sosyalist gençlik bir araya diye bir programla çıktık. Milli-demokratik devrim demek Kemalist devrimin yarım kalan işlerini tamamlamak. Milli-demokratik devrimin Türkçesi Kemalist devrimi tamamlamak. NATO’dan çıkmak, bağımsız Türkiye, kamuculuk, toprak reformu yapmak. Sosyalist devrim ne demek, kamulaştırma, özel mülkiyet değil kolektif mülkiyet. Biz de diyoruz ki bugün Türkiye kamu mülkiyeti aşamasında değil. Gidin köylüye deyin ki hadi sizin topraklarınızı kamulaştıracağız. Hepinizin kıçınıza teneke bağlar yollarlar. Fabrikaya gidin işçilere deyin ki bu fabrikalar kolektif mülkiyet olacak. İşçi onu bile kabul etmez. Çünkü Türkiye o aşamada değil. Sosyalist devrimciler de diyor ki Atatürk devrimi milli-demokratik devrimdi o yapıldı şimdi sıra Sosyalist devrime geldi. Biz de diyoruz ki sosyalist devrime sıra gelmedi, o yarım kaldı. Siz sosyalist devrim diyerek Türk milletini veya emekçileri arkanıza toplayamazsınız. Kimseyle de birleşemezsiniz. Tarihin önündeki görevlerin üstünden atlayamazsın. Tarihe çalım yapamazsın.

140journosTemel itiraz noktası ne o dönemde?

DPEsas slogan tam bağımsız gerçekten demokratik Türkiye, temel slogan bu. Onlar da sosyalist Türkiye. Ordu millet el ele, diyelim bir büyük olay oluyor, grev oluyor, miting oluyor, bir yürüyüş oluyor, senin üzerine askeri yolluyorlar. Orada ordu millet el ele diyerek karşındaki askeri şey yapıyorsun. O zaman da bütün sosyalistlere, İşçi Partisi’nin yaptığı mitinglere saldırılar oluyor hep.

140journosKim saldırıyor?

DPMTTB, İsmail Kahraman, Abdullah Gül… Akhisar mitingi yapıyoruz, orada yerli gericiler “komünistler Moskova’ya” falan... Her saldırdıklarında da dağıtıyorlardı. Türkiye İşçi Partisi doğru dürüst miting yapamaz hale geldi. Bir miting yapıyor bir saldırı. Ben İşçi Partisi’nin güvenlik komutanı oldum 1967 yılında. Aybar Vietnam’dan geldi. İtfaiye meydanında bir düğün salonunda bodrumda konferans verecek. Güvenliği bana verdiler.

DPBaktım makul olan milli-demokratik devrim, Türkiye’nin önünde sosyalist devrim yok. Bir de tarihe bakıyorsun, Sovyet devrimi’ne bakıyorsun, Çin Devrimi’ne bakıyorsun, böyle balıklama bütün aşamaları üzerinden atıp bir çırpıda sosyalizm falan teoriye de uymuyor hayata da uymuyor. Ama bunu ben o tartışmalarda İşçi Partisi’nden kopmamaya çok önem verdim. Mihri abi de çok yanlış bir tavır aldı, İşçi Partisi içinde yıkıcı bir tavır aldı. Bu parti dağılsın gitsin, biz dedik yok dağılmasın. Bu iş partisiz olmaz; Mihri abi de bir türlü partiye yanaşmıyor, İşçi Partisi’ni dağıtan bir tavırlar alıyorlar.

140journosTİP üyesi sadece siz mi varsınız?

DPBen de üyeyim, Deniz Gezmiş de üye, Mahir Çayan da üye. Aşağı yukarı hepimiz üye. Ama TİP de o yanlışı yaptı. Milli-demokratik devrimi savunanları atmaya başladı. O tabi TİP’te iyice infial yarattı. Ondan sonra herkes bizim etrafımızda toplandı. TİP’in tabanı boşaldı.

140journosO aradaki dönüşüm, FKF’nin Dev-Genç’e dönüşümü, Aydınlık’ın kuruluşu.

DPAydınlık işte bu temelde bölündü. Aslında Aydınlık bölünmedi. Aydınlık’ı çıkaranlar devam etti ama biz Aydınlık’ı kurarken en gencimiz Münir Aktolga’ydı, ona verdik şeyi.

140journosFKF’nin Dev-Genç’e nasıl döndüğü…

DP1968 yılında ben FKF genel başkanlığını kazanınca tabi Mihri Belli falan havaya uçtular. Çünkü küçücük bir grupken birdenbire gençliğin liderliğini aldık biz. Fakat ben Mihri Belli’nin yıkıcı tavrını benimsemiyorum.

140journosMilli-demokratik devrim ile sosyalist devrimi ayıran temel üç fark neydi?

DPMilli-demokratik devrim diyor ki Türkiye’nin önündeki program bağımsızlık ve demokrasi. Bağımsızlık, yani emperyalizmden bağımsız bir Türkiye. Demokrasi, yani feodalizm, ağalık, beylik kalkacak; Türkiye şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar ülkesi olamaz. Sosyalist devrim ise kolektif mülkiyet, kamulaştırma demek. Biz diyoruz ki Türkiye o aşamada değil. Köylüye "topraklarını kamulaştıracağız" de, kıçına teneke bağlar; işçiye "fabrika kolektif olacak" de, onu bile kabul etmez. Tarihin önündeki görevlerin üstünden atlayamazsın, tarihe çalım yapamazsın.

140journos68’de FKF genel başkanı oluyorsunuz. O kongre nasıl geçti?

DPFKF’nin başında dar, birleşmeyen, mülkiyeli bir grup vardı; veteriner cemiyetini atmışlar, ziraat fikir kulübünü atmışlar, ODTÜ’yü almıyorlar. Büyük bir infial vardı onlara karşı. Biz o infiali topladık, bayrağı açtık; Mart 1968’de gümbür gümbür kongre oldu. Ben başkan olmayı düşünmüyordum, fakültede dört senelik asistanım, doktoramı yeni vermişim. Sinan Cemgil’i yaparız diye düşünüyorduk. Fakat öyle bir süreç yaşandı ki başkanlık benim omuzlarıma bindi, herkes "sen olacaksın, başka çare yok" dedi. Aybar geldi kongreye, Behice Boran geldi; onlar bizim kazanmamamız için açık tavra girdiler. Ben doktora imtihanımı verdim, sekiz on gün sonra da FKF genel başkanı oldum.

DPMilli-demokratik devrimi savunan çekirdek bir kadro vardı: Mihri Belli, eski komünistler, ben, Ömer Özerturgut, Şahin Alpay. Hukuk fakültesinde Atıl Ant, siyasalda Cengiz Çandar, dil tarihte Gün Zileli, fen fakültesinde Ömer Özerturgut, ODTÜ’de Sinan Cemgil. Bunların hepsi o zamanın gençlik liderleri. Eski komünistler Mihri Belli, Hikmet Kıvılcımlı, Reşat Fuat milli-demokratik devrimi savunuyordu. Reşat Fuat 68’de öldü ama en büyük otorite oydu. Anarşistler daha yoktu, 68’den sonra çıktı Ertuğrul Kürkçü falan.

140journos68’de bir de büyük bir miting yapıyorsunuz.

DP29 Nisan 1968’de Ankara Sıhhiye’de, Zafer Meydanı’nda büyük bir miting yaptık. Konuşmacılar Aziz Nesin, İlhan Selçuk; hepsini İstanbul’dan getirttim. Hücum ettiler, İsmail Kahraman’ın önderliğinde; adamları havuza döktük. Aziz Nesin’i sabah istasyondan aldım. Mitingde konuşacak ama "Doğu, parmaklarım yoruldu, devamını sen yaz" dedi; o konuşmanın yarısı kendi el yazısıyla, yarısı benim el yazımla. Arkasından devrimciler güç birliği kurduk: 27 Mayıs Devrim Derneği, Fakir Baykurt’un TÖS’ü, ilk başta DİSK. Mehmet Ali Aybar ve TİP yönetimi bundan hoşlanmadı, darbecilikle suçlamak istediler.

08

sol içi anlaşmazlıklar

DPBen Türkiye İşçi Partisi lazım, Türkiye’ye, bize lazım, partiyi kazanalım, partinin yönetimini ele geçirelim, ki geçirebiliriz. Mihri abi’yse bu parti adam olmaz, Aybar’a ajan diyor. “Ya Mihri abi Aybar’ın neresi ajan, olur mu öyle şey?” Fikir mücadelesi yapalım, Aybar ajan olur mu, Behice Boran ajan olur mu? Mihri abi’yle böyle ayrılıklar da başladı ama esas büyük ayrılık silahlı mücadele konusu çıkınca bizim gençlik içinde Mihri abi orada oportünist bir tavır aldı. Alay ediyor bir yandan ama net bir tavır almıyor. Mihri abi’nin kafasında olan model şu: gençlik sokağa dökülür, ortalık karışır, ordu idareye el koyar, biz de onun sol kanadı oluruz. Kafasında bir 27 Mayıs modeli var. O 27 Mayıs tekrar edecek, biz de o yeni gelen 27 Mayıs’ın sol kanadına yapışacağız.

140journosSol cuntayı tahrik etmek gibi tanımlayabiliyor muyuz bunu?

DPEvet, tahrik etmenin ötesinde kurulan sol cuntaya Denizler Mahirler onun kontrolüne girdiler. Hikmet Kıvılcımlı da ordunun önemini görüyor tabi. Bu şekilde gidiyor, bir ayrılık çıktı. Silahlı Mücadele diyen Mahirler, ama onların içinde de yeniden bir ayrılık çıktı. Mahirler THKP-C’yi, Denizler THKO’yu kurdu. O silahlı mücadele diyenler de bir grupta birleşmedi, Mihri Belli’yi de dışladılar. O şekilde 12 Mart’a geldik. Mihri Belli'lerin ordu gelecek biz de sol kanat olacağız, biz ise diyoruz ki ne 27 Mayıs’ı, önümüzde faşist bir darbe var. TİP toplantıları oluyor, biz o zaman diyoruz ki kavga etmeyelim, şiddet kullanılmasın. Oportünizmle ideolojik mücadele yapalım. Oportünizmi açığa çıkaralım, bir fikir mücadelesiyle yenelim. Onlar ise oportünistler karşı devrimcidir. Mahir Çayan, oportünistler, karşı devrimcidir onun için onlara şiddet uygulamak doğrudur. Tabi öyle bir teori yaptı ki, ondan sonra solun içinde 800–1000 kişi birbirini öldürdü. O Mahir’in oportünizm karşı devrimciliktir, burjuvadır, burjuvaziye şiddet uygulanır derken CHP’ye de şiddet uygulanır. Bu sol içi fikir ayrılıklarda bu oportünisttir diyen, aynı zamanda şiddet uygulamayı da meşru olarak kabul ediyor.

140journosBu arada bütün bunları çok sert Aydınlıklardan eleştiriyorsunuz.

DPEleştiriyoruz. Aydınlıklar bölündü. Onların Aydınlık’a hiçbir emeği yoktu. En gencimiz Münir Aktolga diye ona sahipliği vermiştik. Kalktılar, hiçbir emekleri olmadığı halde geldiler Aydınlık’a emniyetten aldıkları kağıtla el koydular. Biz de onun üzerine Proleter Devrimci Aydınlık’ı çıkardık.

140journosAydınlık’ın kuruluş fikri…

140journosMehmet Ali Aybar’la aranızdaki kopuş nasıl oldu?

DPO devrimciler güç birliğini Aybar rakip gibi gördü kendisine. Beni çağırdı; ben de TİP’in bilim kurulu üyesiyim. "Bu doğru değil, bunlar asker, bunlar darbeci" dedi. Dedim burada biz liderlik yapıyoruz, biz İşçi Partisi’nin gençleriyiz, önderlik bizde. "Emir veriyorsanız FKF genel başkanlığından istifa ederim ama oradan ayrılma yapamam, çünkü FKF olarak oy birliğiyle karar verdik" dedim. "Yok" dedi, "o zaman herkes Aybar Doğu Perinçek’i istifa ettirdi der." Orada ayrılığımız Aybarlarla biraz daha açıldı.

DPAma Mehmet Ali Aybar esaslı adamdır, onu söyleyeyim. Çok karakterli. Sonra çok iyi dost olduk; ölmeden evvelki yedi sekiz sene en yakın arkadaşıydım. Mihri Belli için de aynısı geçerli; abimizdir, her zaman severim, sayarım ama teorisi, stratejisi yanlıştı. "Biz ortalığı karıştırırız, asker gelir darbe yapar, biz de sol kanadı oluruz" diyordu. Emekçiyle, köylüyle birleşmek onda sıfırdı.

09

silahlı mücadele ve deniz gezmiş

Ankara · 1969-1972

140journosO dönem ortada bir partiniz yok, ama etrafınızda toplanan bir grup var.

DPBizim Mihri abiyle grupta eski komünistler de var. Biz diyoruz ki bu iş partisiz olmaz; Mihri abi de bir türlü partiye yanaşmıyor, İşçi Partisi'ni dağıtan bir tavır alıyor. O sırada Deniz Gezmişbilgi THKO'nun kurucularından devrimci lider. 1947 doğumlu Gezmiş, 6 Mayıs 1972'de Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan'la birlikte idam edildi. geldi Ankara'ya. Dedi ki senden izin istemeye geldim, Filistin'ebilgi O yıllarda birçok Türk solcu genç, Filistin Kurtuluş Örgütü'nün (FKÖ) Ürdün ve Lübnan'daki gerilla kamplarında askeri eğitim görmüştü. gidiyorum. Dedim ya ne yapacaksın Filistin'e gidip Deniz, sen burada Deniz Gezmiş'sin; orada bir tane askersin, ne işe yararsın! O da dedi ki bizim de partimiz yok, partimiz olsa bize emrederdi. E dedim, niye benden izin istiyorsunuz o zaman?

140journosMihri Bey'in evinde buluşuyorsunuz galiba?

DPÇok başka evlerde de... ama onun evinde tarihi bir toplantı var, 21 Mayıs 1969'da. Orada Mahir Çayan var, Deniz Gezmiş var, Gün Zileli var, Oral Çalışlar var, Cengiz Çandar var, ben varım, Yusuf Küpeli var. Orada tekrar tartıştık. Deniz Gezmiş, Mihri abiye sert çıktı, sert dediğim terbiyenin hudutları içinde; zaten çok efendi, terbiyeli bir çocuktu. Sonuçta bir bölünme oldu. Biz o toplantıdan çıktık (ben, Oral Çalışlar, Cengiz Çandar, Ömer Özerturgut, Gün Zileli) ve gizli bir parti kurma kararı aldık. Gece Mihri abinin evinden çıkıp Güvenpark'ın o mermer banklarına oturduk. O zaman silah külah hikayesi başlamıştı, Deniz'de ve Mahir'de silahlı mücadele fikri... Ya ne silahlı mücadelesi, Türkiye öyle bir yerde değil, çok büyük bir yanlış.

140journosSilahlı mücadeleye o dönüşü nasıl gördünüz?

DPBir olay üzerinden anlatayım. Şubat 1969, Akhisar'da tütün mitingi yapıyoruz, sloganımız "Tütün ıspanak fiyatına düştü." Gençleri köylere yolluyoruz, köy çalışması. Bizim "boy boy Mustafa" dediğimiz bir çocuk vardı, Mustafa Karşılayan, çok uzun boylu, Deniz'in takımında. Akşam köyden döndü, "Doğu abi" dedi, "bu köylü kırk senede adam olmaz; biz kırk sene bu köylere mi gideceğiz? Dağa çıkacağız, silaha sarılacağız." İşte o ayrılık buradan çıktı. İki çizgi vardı: biri bizimki, işçiyle köylüyü kendi grevleri, toprak mücadeleleri içinde adım adım kazanıp örgütlemek; buna kitle çizgisi diyoruz. Öbürü de "o dönem geçti, üçüncü bunalım dönemindeyiz, küçük bir fokobilgi Che Guevara ve Régis Debray ile anılan foko (foco) teorisi: küçük bir silahlı gerilla çekirdeğinin eylemleriyle halkı ayaklandırabileceğini savunan tez. grubu sistemin bağrına vurursa halk arkasına takılır" diyor. Bunları Latin Amerika'dan alıyorlar; Alberto Bayo'nun kitabı çıkıyor, kapağında mermi deliği var. Ant yayınları da o gençleri dolduruşa getirmenin aleti oldu.

140journosSizin çok sert eleştirileriniz olduğu söyleniyor o dönemde.

DPTabii, çok sert. Hepsinin kulağını çektim. Deniz'e de Mahir'e de öbürlerine de, ya ne yapıyorsunuz, bu çocuklar eline silah alıp dağa çıkmayı düşünüyor dedim. Ama öyle bir furyaydı ki... Hakim güçler de pompaladı bunu. Neden? Yükselen bir sol var; "silaha sarılsınlar, halkın gözünde yanlış bir yere düşsünler, biz de tepelerine binip ezeriz" diye. Öbürleri de dolduruşa geldi. Peş peşe banka soygunu yapınca (önce Deniz, arkasından Mahir) 12 Mart darbesibilgi 12 Mart 1971 muhtırası: Genelkurmay'ın Süleyman Demirel hükümetine verdiği ve hükümetin istifasıyla sonuçlanan askeri muhtıra. geldi.

140journosDeniz Gezmiş yakalandıktan sonra sizinle görüşüyor.

DPYakalanınca bana "acele gel" diye telgraf çekti. İlk görüştüğü adam, Ulucanlarbilgi Ankara'da 1925-2006 arasında faaliyet gösteren, birçok siyasi tutuklunun kaldığı tarihi cezaevi; bugün müze. cezaevinde benim. Neden? Çünkü ona yaptığım nasihatlerin haklı olduğunu gördü. Üç buçuk saatlik tarihi bir görüşmemiz oldu orada. Bizi tek bir yere koysunlar, ayrı hücrelere koymasınlar diye açlık grevi yapıyorlardı; "bunu kamuoyuna duyur, sözcümüz ol" dediler. Gittim, Deniz Gezmiş ve Hüseyin İnan'ın basın toplantısını yaptım, tek bir gazete yazmadı, bir tek Aydınlık yazdı!

DPDeniz, avukatı Kazım Kolcuoğlu'na "aman arkadaşlara duyur, benim için sakın eylem yaptırmasınlar, beni astıracaklar" diyordu. O eylemlerle astırdılar işte. İdam Millet Meclisi'nde onaylandı, senatoya geldi. Bizim Suphi Karaman anlatıyor: "İmzayı topladık, üç imza kalmıştı" diyor. Senato infazı reddetseydi iş tavsayacak, iple aralarında mesafe açılacak, kurtulacaklardı. Tam o sırada Kemalettin Eken'e suikast, üç zibidi "Deniz Gezmiş'i kurtaracağız" diye Kemalettin Eken'i kaçırdı; bütün imzalar geri alındı. Bir yandan Mahir Çayan kalkıp İngiliz teknisyenleri kaçırdı, "Deniz'i kurtarayım" diye. Ya İngiliz teknisyenine kimse Deniz Gezmiş'i değişmez! Benim babam, Adalet Partili olduğu halde, o idam oylamasına girmedi.

140journosNe olurdu mesela Deniz Gezmiş yaşasaydı?

DPSana söyleyeyim, en küçük şüphen olmasın, benim yanımda olurdu, olmuştu zatenşerh THKO, Deniz Gezmiş'in kendi kurduğu bağımsız bir örgüttü; Perinçek'in Gezmiş ve arkadaşları üzerindeki "liderlik" iddiası Türk solunda tartışmalıdır ve pek çok kaynakça reddedilir.. Deniz'in ne olduğunun bir kanıtı da babasına yazdığı son mektup. Son cümlesi şu: "Kardeşim bilim adamı olsun." Ne demek bu? Yaptığı işin yanlışlığını görüyor, kardeşi bilim yoluna gitsin diyor. Bir insan idam olunca yaptığı yanlışlar temizlenmez; ama o yanlışı bir daha kimse yapmadı.

DPHepimizin ortak sevdiği Vietnam'dı: bir milli kurtuluş savaşı, kitleler katılıyor; o model bize uyuyor. Ama onlarınki Latin Amerika'ydı, Che Guevara'ydı. Biz Sovyet devrimine, Çin devrimine bakıyoruz; bütün aşamaların üzerinden bir çırpıda atlamak ne teoriye uyuyor ne hayata. Ayrılık esasen buradan çıktı.

140journosPopüler kültürdeki Deniz’le sizin anlattığınız Deniz farklı mı?

DPDeniz Gezmiş’in popüler tarafıyla gerçeği farklıdır. O banka soymadı başta; banka soygunları, adam kaçırma bir rekabetle geldi. Deniz banka soyunca Mahir de soydu; "bunlar önümüze geçti" diye. Mahir Çayan’ın kişiliği ve karakteri öyleydi; arkadaşı için bir şey yapamadı, intihar etti başaramadı, o eziklik içinde kaldı. Bunların hepsini topladığın zaman Deniz Gezmiş’leri idam ettirmiş oldular. Bana Necdet Uğur da söyledi, Suphi Karaman da söyledi, kitabıma da yazdım: Deniz Gezmiş’ler senatodan dönecekti, iş tavsayacaktı, iple aralarında mesafe açılıp kurtulacaklardı. Ama o eylemlerle savunulamaz hale geldiler.

140journosO dönemi bir dönemin son tanığı gibi anlatıyorsunuz.

DPHikmet Kıvılcımlı da, Mihri Belli de, Aybar da, Mahir Çayan da benim yakından tanıdığım insanlar. 60’dan kalan bütün sol liderleri tanıdım. Ama şunu da söyleyeyim: benim gibi bir adam herkesle görüşür. Sen bir adamı değerlendirirken yapılan işe, eyleme bakacaksın. Falancayla görüştüm diye bir şey kaybetmem; hiç kimseyi de hayatımda bundan dolayı eleştirmedim, eleştirmem de.

10

"aydınlık" fikri

"kısmen iktidar" çekimlerinden

DP68 yılında ben FKF’nin genel başkanı olunca bizim etrafımızda bir toplanma oldu. Vahap Erdoğdu, Seyhan Erdoğdu, Münir Aktolga, ben, Şahin Alpay, gençlerden Atıl Ant, Gün Zileli, Cengiz Çandar. Ben böyle daha eyleme dönük bir şey savunuyordum, Vahap yok dedi aylık teorik bir şey çıkaralım. O zaman Monthly Review vardı Amerikalı, benzer teorik bir organ çıkaralım. Vahap’ın dediği daha doğruydu, hakikaten o zaman öyle bir teorik organa ihtiyaç vardı. Teorik bir organ çıkarttık, adını da Aydınlık Sosyalist Dergi koyduk. Aydınlık adını da Vahap önerdi, eski 1921'de Türkiye Komünist Partisi’nin organı o Aydınlık. Aydınlık’ı 1978'de günlük olarak çıkartmaya karar vermişiz. Cağaloğlu’nda yerini tuttuk, Yaşar Kemal geldi. Dedim günlük gazete çıkaracağız, ziyarete geldi bizi. Ama daha ismini koyamamışız. Yaşar abi dedim sen bize bir isim bul. Ulan dedi hıyarlar Aydınlık diye sizin elinizde bir isim var, hayvanatlar dedi, öyle bir isim varken isim arar mı insan lan dedi. Lan dedi böyle dedi elinizde bir Aydınlık isim var dedi bir de kalkıyorsunuz isim arıyorsunuz dedi gazete olarak, Aydınlık gibi bir gazete ismi olur mu dedi, en güzel dedi. Dedik tamam, “Aydınlık”.

DPBakın Aydınlık bir kere devletin kumanda edemeyeceği, devletten bağımsız, başı dik, kontrol edilemeyen, parayla satın alınamayan, parayla yönlendirilemeyen bir örgüttür. Bu ispatlanmıştır. Her sıkı yönetimde kapatılır, yöneticileri hapislere atılır. Geçmişte de hiçbir şekilde devlet tarafından kontrol edilmemiştir.

140journosO yayınlardan sonra Deniz Gezmiş İstanbul’a gelip Aydınlık’ın bürosunu bastığı iddiaları doğru mu?

DPYok, hayır hayır! Deniz’in bize en küçük bir el kaldırması olmamıştır. Deniz o kavgalara hiç karışmadı. Mahirler o tür şeyler yaptılar. Aydınlık’ın bürosunu basmadılar ama Mahirler gittiler TİP’i bastılar. TİP’teki teksir makinelerini falan toplayıp geldiler. O tür şiddet. Ecevit siyasala geldi onu protesto ettiler. TİP’in bütün kongrelerinde kavga çıkarttılar.

DPMilli Demokratik devrimin içinde şöyle bir ayrım başladı. İşçiye köylüye gidelim, onları kazanalım, onların tütün mitinglerine, kayısı mitinglerine, toprak mücadelelerine katılalım, onları kazanalım, fabrikalarda Sungurlar kazan fabrikası, Eyüp’teki diğer mücadeleler, bir bunu savunan bizler varız. Bir olay üzerinden bugünkü kuşakların da anlayacağı bir şekilde. Şubat 1969, Akhisar’da tütün mitingi yapıyoruz. Mitingin lideri de benim. İlk önce gittik bir hafta önceden Akhisar’a. Orada çeşitli köylere yerleştik. Gölmarmara’ya karargah kurduk. 60–70 tane genci götürdüm. Köylerde çalışma yapıyoruz. Pazar günü Akhisar’da tütün mitingi yapıyoruz. Sloganımız da “Tütün Ispanak fiyatına düştü.” Köylere gidiyor çocuklar, köy çalışmaları. Köy çalışmaları akşamında dönüyorlar. Boy boy Mustafa deriz biz ona, Mustafa Karşılayan. O da çok uzun boylu bir çocuktur. Deniz’in takımında. Akşam köyden döndüler ama bu tipik bir eğilim sırf boy boy Mustafa’nın eğilimi değil. Bu ayrılık nereden çıktıyı anlatıyorum. Doğu abi dedi, ne var dedim Mustafa. Bu köylü kırk senede adam olmaz dedi, biz dedi böyle kırk sene dedi bu köylere mi gideceğiz dedi. Peki başka nasıl olur? Dağa çıkacağız, silaha sarılacağız anasını satayım. Böyle dedi yok köylüyü adam edecekmişiz, gidiyoruz köylere dedi bunlarla mı yapacağız dedi. Böyle bir eğilim çıktı. Toyluk bu, sol komünizm denen çocukluk hastalıkları. Hepsi çoluk çocuk çünkü 20 yaşında 21 yaşında çocuklar. Öyle bir anafor oldu ki böyle kaptırdılar, arkasından da bir rekabete girdiler. Mesela Deniz Gezmişler banka soymasaydı Mahir banka soymayacaktı. O banka soydu, öbürleri bunlar bizim önümüze geçti, aldı gidiyorlar diye hadi biz de banka soyalım, çocuk kaçırdı.

DPİki tane şey var. Biri bizim fikir bu işçi ve köylülere kendi deneyleri içinde grevler, toprak hareketlerinde adım adım kazanacağız ve örgütleyeceğiz. Devrim için kuvvet toplayacağız. Bir çizgi bu, buna kitle çizgisi diyoruz. Onlar da bu hikaye, böyle şey olmaz. Diyoruz ki bak Sovyet devrimi’ne bak, Çin devrimi’ne bak, o dönem geçti şimdi 3. Bunalım dönemindeyiz. 3. Bunalım döneminde kuvvet toplamaya falan lüzum yok, böyle küçük bir foko grubu, sistemin bağrına gümbür gümbür vurursa halk da onlara güvenip, ne cesur adamlar deyip onların arkasına takılır. Ya böyle şey olmaz arkadaş, siz ne yapıyorsunuz ya. Çocukça şeyler bunlar. Bunları da Latin Amerika’dan, delikli kitaplar çıkıyor. Ant yayınları da orada sistemin gençlerin dolduruşa getirmesinin aleti oldu. Ben tabi Deniz Gezmiş’i çok şey yaptım sarsıcı bir şekilde, ulan eşeklik yapma. Fakat bunlar öyle paldır küldür bu işe girdiler. Onlar bu işe girince Mihri onların arasından çekildi, onlar da Mihri’yi dışladılar. Çünkü Mihri böyle aptallıklara gelmez. Sonra Deniz Gezmiş yakalandı. Bana bir telgraf acele gel diye. İlk görüştüğü adam Ulucanlar cezaevinde benim. Neden, çünkü benim onlara yaptığım nasihatlerin haklı olduğunu gördü. Onunla bizim üç buçuk saatlik tarihi bir görüşmemiz vardır orada.

DPAvrupa’ya git, hiçbir Avrupa caddesinde bulvarında Mao veya Lenin posteri göremezsin ama tonla Che Guevara posteri görürsün. Çünkü Che Guevara başarısız. Mao ve Lenin başarılı olmuş devrimciler. Onu örnek gösterdin mi tehlikeli ama Che Guevara ne yapmış. Küba’yı bırakmış gitmiş Bolivya’da dağa çıkmış ve öldürülmüş. Mesela Che Guevara daha popüler. Ama Mao ile Lenin devrim yapmış.

DPDeniz de öyle. Biraz da bizim feodal kahramanlık, idam tabi insanı müthiş duygusal etkileyen bir olay. İdam edilmiş olmak… Deniz’in idam edilmesi insanlarda çok büyük sarsıntı yaptı. Bilimsel bir sosyalizm yok, bilimsel olanlar bunun yanlış olduğunu görüyorlar ama toplumun öyle bir şeyi yok tabi. İdam edilen genç bir çocuk var.

DPMahir Çayan’ın grubu, partisi THKP-C 1977 1 Mayıs’ından sonra toptan bize katıldı. Öbür taraf da Dev-Sol oldu. Bize bu solun o dönemden kalan, TİKKO’nun bütün liderleri aşağı yukarı katıldı. Ondan sonra THKO’nun çok büyük kısmı katıldı. THKP-C’nin sol cephe denen esas büyük kesimi olduğu gibi bize katıldı.

DPBizim partimiz yasaklandığı zaman da her zaman partimiz oldu. Hiçbir zaman partisiz kalmadık. Kurduğumuz partiler hepsi aynı tek parti. İsim değişiyor. Kapatıldıkça aynı adla kurulmadığı için mecburen yeni ad.

140journos2000’e Doğru dergisinin adı nereden çıktı?

DPBiz hapisten yeni çıkmıştık. Cemal Süreya ile görüştük; o bizim eski Aydınlıkçıdır, 1978 Günlük Aydınlık’ta Paçal diye köşesi vardı. "Doğu çıksa da beraber bir dergi çıkarsak" diyormuş. Bir elinde yetmişlik rakı, gazete kâğıdına sarılmış geldi, oturduk. İsmi ne olsun dedik. O "2000 koyalım" dedi. Biz aramızda konuştuk, "2000’e Doğru diyelim, 2000’lerde bir şeyler olacak" dedik. "2000 statik, donuk; 2000’e Doğru olunca hareket var, dinamizm var" dedik. Böyle 2000’e Doğru adı ilk buluşmamızda çıktı.

Perinçek çevresinin yayınları 1968’de Aydınlık Sosyalist Dergi ile başlar; 2000’e Doğru (1987-1992) ise en yüksek tirajlara ulaştığı, gündem belirlediği dönemin dergisidir. Aynı gelenek Teori dergisi ve günlük Aydınlık gazetesiyle sürer.

140journos2000’e Doğru derken tam olarak neyi hayal etmiştiniz?

DPBir analiz yaptık: Türkiye’nin Atlantik süreci 2000’lerde bitecek, Türkiye bir devrim dönemine girecek. Ama 2000’e Doğru deyince bir Ocak 2000 diye düşünme; 2000’lerde bir şey olacak demek. Sıcak Dergisi’nde benim Çok Kutuplu Dünya’ya diye bir yazım var, 1986 falan. Bugünkü dünyayı 1986’da yazıyorum: "Amerika inişte, dünya ekonomisinin 1960’ta yüzde ellisini üretiyordu, 1986’da yüzde yirmiye düştü, gelecek Asya’dan büyük bir uygarlık yükselecek." Bunu kendi analizlerimizin sonucunda yazıyoruz. Türkiye’de başka böyle bir şey diyen herkes bize gülüyordu.

11

aydınlık nasıl haber alıyor

işçi partisi (İP) dönemi · televizyon arşivi

DPOrada bir tane onun sana sırrını söyleyeyim. Herhangi bir gücün kontrolünde olmamak ve cesur olmak. Haber niye sana geliyor, diyelim MİT raporu o meşhur. Hürriyet’e gidiyor yayınlanmıyor, oraya gidiyor buraya gidiyor falan yayınlayan yok en son bize geliyor. Başkaları yayınlamadığı için, başkaları MİT’i karşısına alamadığı için, CIA’yı karşısına alamadığı için.

140journosPeki o dönemde bu Kürt meselesiyle ilgili…

DPİlk defa biz, İşçi Köylü gazetesi’nde Kürtlere yapılan baskılar, Diyarbakır’da köylü hareketleri, Kürtlerin hakkını hukukunu savunuyoruz. İlk defa biz başladık. Ama bu arada Aybar’ın takımının içinde de vardı. Mehmet Ali Aslan, bir takım Kürt liderler Aybar’la beraberdi.

DPSosyalist Partiyken biz çok kuvvetliydik. Benim 91 seçim mitingleri. Tunceli, Malatya, Diyarbakır, Cizre, Şırnak, Van, Batman, Silopi. 8 tane miting yaptık o 91'de. Diyarbakır mitingi 50–60 bin kişi. Batman mitingi 40–50 bin kişi. Hem Kürtleri savunuyoruz. 91 liderler açık oturumunda Kürt’ü savunuyoruz. Gidiyoruz derelerden öldürülmüş insanların ceketlerini çıkartıyoruz. Gidiyoruz jandarmanın karşısına göğsümüzü dikiyoruz. Öyle bir mücadele yürüttük ki orada Kürt kitleleri içinde çok büyük bir şey kazandık. Zonguldak-Botan el ele. O PKK’ya karşı bir slogan. Biz işçiyle köylüyü birleştirmeye çalışıyoruz. PKK da yok diyor biz Türklerle birleşmeyiz. Öyle şey yok biz Kürt devleti kuracağız.

140journosGazeteci olarak en çok merak ettiğim şey şu: Aydınlık bu kadar haberi, belgeyi nereden alıyor?

DPBir yerden gelen istihbaratı biz hemen benimsemeyiz; alırız, inceleriz, bu bilgi halkın yararına mı diye bakarız. Şimdi Seferberlik Tetkik Kurulu değil, o zamanki adıyla Özel Harp Dairesi. Orada yedek subay arkadaşlarımız var. Ama MİT’in içinde "Perinçekçiler var", ordunun içinde "Perinçekçiler var" diye biz de sizin gibi gazetelerden okuyoruz. Anti-emperyalist olan her güç orduda Perinçekçi diye damgalanıyor. MİT’in içinde böyle haber aldığımız bir kaynak yok; bir adam "ben MİT’çiyim" diye sana gelmez ki.

140journosAydınlık’ın Hiram Abas ve Mehmet Eymür üzerine yaptığı yayınlar için "aslında Aydınlık Millicileri temizliyordu" deniyor.

DPHiram Abas Milliciyse biz Millicileri temizledik! Mehmet Eymür, Hiram Abas; bunların artık arşıâlâya çıkmış CIA ve Mossad ilişkileri. Bunlar Millici mi? Biz onlarla düşman konumdaydık. Neden teşhir ettik? Çünkü bunlar sol grupları operasyonda kullanıyorlardı, uyuşturucu işi yaptırdıkları için. MİT’in içindeki o CIA-Mossad takımının üzerine yürüdük; ordu içindeki hiyerarşiye müdahaleyi, Necdet Üruğ ve Necdet Öztorun gibi Millici komutanların tasfiyesini teşhir ettik. Bugün gidin sorun, bütün âlem Mehmet Eymür’ün, Hiram Abas’ın CIA ve Mossad ilişkisini bilir; içlerinden de anlattırdık, Sabahattin Savaşman’ın itiraflarını kitap olarak bastık.

140journosPeki bu kadar üst düzey bir mücadeleyi verirken devlet ricalinde sizin yeriniz neresi?

DPBen bir şey söyleyeyim: ben MİT’e komuta ederim. Devlet başkanı olurum, hükümet başkanı olurum, MİT’e komuta ederim ama MİT bana hiçbir şekilde komuta edemez. Ben öyle bir adamım, partim de öyle bir parti; hiçbir şekilde bizi yönlendiremezler. Ama siz bir kılıcı çektiğinizde, MİT içindeki Milliciler de gelir size bilgi verebilir. 2000’e Doğru’nun genel yayın yönetmeniyken Asil Nadir yayınlarına başladık; bir gün biri geldi, kartını verdi, kendini tanıttı, "Ben MİT müsteşarının bilgisiyle geldim, siz Türkiye’nin güvenliği açısından müthiş bir iş yapıyorsunuz" dedi. Yani kimliğini belirterek, kartvizitini vererek geliyor. Böyle şeyler oldu.

12

turan dursun ve din

doğu perinçek’in kitaplarından

140journos1987'de 2000'e Doğrubilgi 1987-1993 arasında yayımlanan, Doğu Perinçek yönetimindeki araştırmacı-gazetecilik ağırlıklı haftalık haber dergisi. dergisinde "Atatürk ve Allah" diye bir yazınız var. Sonra Yeni Nesil gazetesine bir röportaj veriyorsunuz ve oradan da ceza alıyorsunuz.

DPYeni Nesilciler sonra ceza aldı mı bilmiyorum ama ben beraat ettim. Yargıtay'a gittim, Yargıtay bozdu, beraat ettim.

140journosSavunmanızda "resmî Atatürkçülük" diye bir şeyden bahsediyorsunuz.

DPEvet, resmî Atatürkçülük diye bir şey var; Atatürk Devrimi'nin içini boşaltan bir anlayış. Bugün de var, o gün de vardı.

140journosAtatürk'ün din konusunda söylediklerini sakladığını iddia edenlere ne diyorsunuz?

DPBen orada "Din ve Allah" diye kitabımı yayınladım, Yunus Nadi Ödülü'nübilgi Cumhuriyet gazetesi tarafından 1946'dan bu yana verilen edebiyat ve gazetecilik ödülü. de aldım. Şunu yaptım: Türk Tarih Kurumubilgi 1931'de Atatürk'ün öncülüğünde kurulan, Türk tarihini araştırmakla görevli resmî kurum. arşivlerinde Atatürk'ün el yazılarını buldum. Teyzemin oğlu Gürbüz abim -rahmetli oldu- onda kopyaları varmış. Bir de Turan Dursunbilgi Eski müftü ve din araştırmacısı; İslam üzerine eleştirel çalışmalarıyla tanındı, 4 Eylül 1990'da İstanbul'da uğradığı silahlı saldırıda öldürüldü., Cumhurbaşkanlığı Arşivi'nde çalışmıştı; o bana Afet İnan raporlarını, 14. raporu vermişti. Yani Atatürk'ün din ve Allah konusunda kendi el yazısıyla tuttuğu notlar.

DPBu notların hepsi sonra tarih kitabına girmiş; onları karşılaştırdık. Sonra Medeni Bilgilerbilgi 1931'de yayımlanan, önemli bir bölümünü Atatürk'ün Afet İnan'a yazdırdığı yurttaşlık bilgisi kitabı. kitabına girmiş. Orada Allah fikrinin Mısır'da belirli sosyal ve sınıfsal gelişmelerin sonucunda ortaya çıktığını tarihsel ve sosyolojik olarak inceliyor. Bunları yayınladım, muazzam bir hadise oldu, yargılandım. Atatürk Araştırma Kurumu'ndan koca koca profesörler -bir kısmı hukuk fakültesinden arkadaşımdı- utanmadan "suç vardır" diye bilirkişi raporu verdi. "Evet, bunların hepsi Atatürk'e ait ama yayınlanması Atatürk'ü kötü duruma düşürür" dediler. Atatürk utanmamış yazmış da sen mi koruyorsun onu? Zor duruma düşürseydi kendisi yazmazdı.

DPBen ispatladım: Atatürk'ün el yazısını koydum, karşısına tarih kitabını, altına Medeni Bilgiler'i. Lise tarih kitaplarının Hz. Muhammed bölümünü, İslamiyet bölümünü Atatürk yazmış. Atatürk bilimsel bir adam; tarihe de bilimin ışığında bakıyor, bunları yayınlamaktan utanmıyor.

140journosSavunmanızda "Şeyhlerin, hacıların din anlayışıyla mı yapacağız bu yargılamayı?" diyorsunuz.

DPOradaki bilirkişilerin arasında çok utanılacak insanlar vardı.

140journosMahkeme başkanı Şevfik Mutlu'yu Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'na da şikâyet ediyorsunuz.

DPSonra Yargıtay'da savunmama hak verildi, hüküm bozuldu. "Atatürk bunları yayınlamış, gizli saklı şeyler de değil; ders kitapları aynen bu" dediler.

140journos2000'e Doğru'da "Peygamber'in Cinsel Hayatı" diye bir dosya var. Bu konuda Türkiye'de yazılmış en bilinen şey sizinki.

DPO zaman Turan Dursun gibi bu konuların âlimi olan bir arkadaşımız vardı. Bütün dinci çevreler onu büyük bir âlim olarak kabul eder; "biz onunla tartışamayız" derler, hatta Diyanet'ten arayıp danışırlardı. Sekizinci, dokuzuncu, onuncu yüzyıl Arapçasından bugüne kadar iyi bilen; Gazâlîleri, Suyûtîleri, Taberîleri, bütün hadis ve fıkıh kitaplarını yutmuş bir âlimdi. Onun için yaptığımız yayınlar tarihî yayınlardır. O yayından İslami kesim hiç rahatsız olmadı; bunu Turan Dursun da söyledi.

DPAma "Kuran'ın Aslı Yakıldı" diye 2000'e Doğru'nun bir kapağı vardı. Turan Dursun "Bak, bu sayıya tepki başka olur; bu Hz. Muhammed'in cinsel hayatına benzemez" dedi. Hakikaten yayınlayınca, bir yayınevine Kayseri'den bir adam gelmiş, hançer çıkarmış: "Ben Doğu Perinçek'le Turan Dursun'u öldürmeye geldim. İstanbul müftüsüne danıştım, fetvayı ondan aldım, 'caizdir' dedi" demiş. "Aman dikkat edin" dediler.

DPBiz de İstanbul müftüsüne telefon ettik. "Evet, fetvayı ben verdim" dedi. O tarihte adını da koyarak yayınladık.

DPKuran'ın aslı Hz. Osman tarafından toplanıyor; çeşitli kemiklerin, bezlerin üstüne yazılmış olanlar toparlanıyor. Toplandıktan sonra bazı ayetlerin yok edildiği çeşitli kitaplarda yazılıyor. Turan Dursun bunları İslam düşmanı kaynaklara değil, İslam içinde muteber sayılan kaynaklara dayanarak yazmıştı.

140journosTuran Dursun sonra öldürüldü.

DPBen hapishanedeyken, 4 Eylül'de.

140journos2000’e Doğru’da "Peygamberin cinsel hayatı" diye bir dosya var. Bu nasıl bir tartışma yarattı?

DPBiz İstanbul müftüsüne telefon ettik, "Evet, o fetvayı ben verdim" dedi; o tarihte adını koyarak yayınladık. Kuran’ın aslı Hz. Osman tarafından toplanıyor; çeşitli kemiklerin, bezlerin üstüne yazılmış, sonra toparlanıyor. Çeşitli kaynaklarda o toplanma sırasında bazı ayetlerin yok edildiği falan yazılıyor. Bunları Turan Dursun kaynaklara dayanarak yazmıştı; İslam düşmanı kaynaklara değil, İslamın içinde muteber olan kaynaklara dayanarak. Ben o dönemde bu yayınlar yüzünden 1994’te, 4 Eylül’de hapisteydim.

140journosDin düşmanı bir solculuk ile laiklik karşıtı bir sağcılığı bir arada mı görüyorsunuz, yoksa?

DPBizde öyle bir şey yok. Din bir sosyal realite; dinle savaşarak hiçbir toplumun meselesini çözemezsin. Marx öyle bir tutum almamış, Engels o tutumları eleştirmiş, Lenin de, Mao da. Bizim bakışımız şu: hayatta en hakiki mürşit ilimdir. Herkesin inancına hürmet edilir, ibadette herkes serbesttir ama din toplumda ve devlette etkin olamaz. Atatürk "din vicdanda kalmalı" diyor; vicdandan çıkıp toplumu örgütlemeye başladığı an laikliğe aykırı. Bizde olan, vatan ve üretim temelinde herkesi birleştirmek; dindar, ateist, hristiyan, alevi, sünni, türk, kürt, öyle bir ayrım yok.

13

atatürk ve allah davası

140journos87’de 2000’e Doğru’da "Atatürk ve Allah" diye bir yazınız çıkıyor, sonra dava açılıyor. Ne oldu?

DPYargıtay’a gittim ve beraat ettim. Yargıtay bozdu; dedi ki "Atatürk bunları yayınlamış, gizli saklı şeyler değil, ders kitapları aynen bu." Ben savunmamda "Şeyhlerin, hacıların din anlayışıyla mı yapacağız bu yargılamayı?" demiştim. Orada bilirkişiler vardı, çok utanılacak insanlar. Bir de Resmi Atatürkçülük diye bir şey var; Atatürk devriminin içini boşaltan, o gün de vardı bugün de.

140journosO dönemin din anlayışıyla bugünküyü karşılaştırırsanız aradaki bağı nasıl kurarsınız?

DP1980’ler, 90’lar esas olarak Amerika’nın Türkiye’de İslamiyeti kullandığı bir dönem. İngilizler de uzun süre dinci örgütlenmelerle, tarikatlarla, cemaatlerle Türkiye’de iç yıkıcılık yürüttü, Atatürk devrimine karşı bu unsurları örgütledi; sonra Amerika bu çizgiyi devraldı. Bunu komünizmle mücadele dernekleri aracılığıyla örgütlediler; sola karşı, emeğe karşı Amerika’nın vurucu gücü oldular. 12 Eylül döneminde devlet politikası olarak dincilik doğrudan güçlendirildi; göklerden dini beyannameler atıldı. Bizim 1987’de çıkardığımız 2000’e Doğru’nun ilk kapakları hep 12 Eylül’ün dinci politikasının teşhiriydi.

140journosBugün için "tarikatlar hükümet içinde çok etkili" deniyor. Katılıyor musunuz?

DPBu bir sol safsata. Türkiye’de cemaat ve tarikatlar hiçbir zaman bu dönemdeki kadar ağır darbe yemedi. Şu anda kırk bin adam hapiste; gösterin bana Türk tarihinde böyle bir şey. Fetullah’tan başla, en Amerikancı olduğu için en tehlikeli; sonra Adnan Oktar, Furkan Vakfı. Yani cemaat ve tarikatlara karşı bu dönemdeki kadar ağır bir devlet yaptırımı uygulanmadı. Kim onların dostu bugün? CHP, İYİ Parti, sahte solcular. Etkili olan FETÖ’ydü, o da çok ağır darbe yedi; yüz dört bin adam devletin içinden tasfiye edildi ama bir tek solcu, alevi, Atatürkçü tasfiye edilmedi.

14

12 mart, 12 eylül, 15 temmuz

"kısmen iktidar" çekimlerinden

DP15–16 Temmuz gecesi Amerika’nın silahlı gücü yok edildi, imha edildi. 15–16 Temmuz gecesi Amerika’nın silahlı gücü Türk ordusu içerisinde imha edildi. 12 Mart’ı bunlar yapmıştı, 12 Eylül’ü bunlar yapmıştı, silahının dayayıp hükümetleri bunlar yönetiyordu, Amerika’nın bütün Türkiye üzerindeki kontrol mekanizmasıydı. Amerika’nın Türkiye’de bir silahlı gücü vardı ve o gece o imha oldu. Geriye ne kalır? Geriye bir tek Kemalist subaylar kalır. Onun için Perinçekçiler falan deyip duruyorlar.

140journosİddia da Kemalist subayların da onlarla beraber tasfiye edildiği.

DPİddia ayrı, iddia diye bir şey olmaz. İddianın kanıtı olması lazım. Ben biliyorum, Kemalist subaylara dokunulur mu ya! Bugün Türk ordusunun tepesinde herkes Kemalist. Türk ordusunda bir tek Kemalist kalır. 30 bin FETÖ’cüyü temizlersen 15–16 Temmuz gecesi Amerikancı subayları ezersen, bir kısmını öldürürsen, geri kalanın da hepsini hapse atarsan ne kalır? Kemalist’ten başka ne kalır, hiçbir şey kalmaz. Türk ordusunda Kemalistler tasfiye oldu falan nasıl diyebilirsin? Denemez. Ayrıca biliyorum da. Bugün Genelkurmay üst kademesi, bütün ordu komuta kademesi, bugün cumhuriyet subayı. Türkiye’nin NATO’ya girmesinden bu yana 70 yılın içinde en milli olan ordu bugün. Son 70 yılın en milli ordusu şu günkü Türk ordusu. Savaşan bir ordu zaten. Salon subayları temizlendi. Ayağında botla savaşan, PKK kovalayan, terörle mücadele edenler kaldı. 15–16 Temmuz gecesi direnenler, FETÖ darbesine uymayanlar. Arkadaş ordusuz iktidar olamazsın ki. Ordusu olmayan bir hükümet olabilir mi?

140journosDevlet mi Hükümet mi?

DPHem devlet hem hükümet. Hükümet de devletin çekirdeği zaten. Ordusu olmadan sen nasıl hükümet olacaksın. Eğer ordu senden değilse hükümet olamazsın, daha doğrusu istediklerini yapamazsın. Ordu senden değilse, diyelim işçi sınıfı lehine, emekçiler, köylü lehine, halk lehine, Amerikan emperyalizmine karşı nasıl duracaksın? Bugün, AK Parti’nin en büyük hatası, ben onları hep uyarıyorum, geçende bir televizyon programında tank al, tank al, tank al deyip duruyorlar. Aptal adamlar tank senden yana olmazsa her savaşı kaybedersin. 15–16 Temmuz gecesi etle mi yendin sendin tankı? Tankı tankla yendiler, uçağı uçakla yendiler. Türk ordusu o darbeye karşı tavır aldığı için darbe yenildi yoksa sokağa dökülen, ha sokağa dökülen halk faydalı tabi, ordunun diğer kısmının cesur davranmasına yararlı oldu. Ama tank tankla yenilir ya. Tank etle yenilir mi? Aptalca şeyler. Ve bu önümüzdeki dönem açısından çok önemli. Neden, çünkü bu Biden falan da açıkladı, kargaşa bilmem ne yapma, oralarda sen, diyelim halkın memnuniyetsizlikten, işsizlikten, fakirleşmekten, pahalılıktan sokağa döktüler. Ne yapacaksın? Tank senden yana değilse hapı yuttun. İktidar namlunun ucundadır diyor ya Mao, Atatürk de diyor bunu. İktidar ne demek, bir zor kuvvetine sahip olan güç demek. Sen iktidar olacaksan toprak reformu yapacaksın, Amerika’ya karşı duracaksın, hepsini ordu senden yana olmazsa nasıl yapacaksın.

140journosÖnce milli-demokratik devrim sosyalist devrim ayrımı. Sonra silah kullanımı, revizyonist orada bir ayrışıyor. Bunun devamında bitmiyor ama ayrışmalar. Orası nasıl devam ediyor. Kürt meselesi?

DP80'e kadar devamındaki ayrım daha çok Sovyet taraftarları ile vatansever solcular arasında. Kürt meselesinde de ilk başta, Kürtleri yanımıza alalım diyenlerle Kürt’ü dışta tutmak isteyen diye bir ayrım vardı. Sonradan o Kürt’ü dışlayanlar, Amerika’nın tavrıyla PKK’yı dışlayanlar, 90'a kadar Amerika PKK’nın yanında değildi bir kere o çok önemli. Ne zaman ki Amerika Irak’ı işgal etti, PKK o zamana kadar Amerika Barzani ile beraberdi, Talabani ile beraberdi, PKK’yı dışlıyorlardı. Ama Amerika gelip Irak’ı işgal ettikten sonra PKK tamamen Amerika’ya yattı bir, iki Amerika da şunu gördü Kürt örgütleri içerisinde Amerika’nın hedefleri açısından en elverişli örgüt PKK. Neden, PKK en modern Kürt örgütü. Türkiye’de doğduğu için en modern, en organize. Mesela Barzani’de o organizasyon yok. Daha feodal, çağdaş hiçbir şey yok. Talabani’de de öyle. Ama mesela PKK’lılarla da ben Diyarbakır cezaevi’nde bunları çok konuştum. Ne farkınız var sizin? Niçin sınırı geçiyorsun Barzani’nin örgütü ile PKK arasında bu fark var? Şunu söylediler, çünkü biz Türkiye örgütüyüz, biz Kemalist devrimden nasibimizi aldık. Onlar alamadı. Örgütlü, laiklik var, örgütlenme var. PKK Türk devrimci hareketinden ve Türk geleneklerinden ve Türkiye’nin birikiminden çok faydalandı. Türkiye solun içinden biraz çıktı, Türkiye solunun çağdaş özellikleri, örgütlenme kabiliyeti, ikincisi tamamen feodal bir zeminde doğmadı. O bakımdan Barzani ve Talabani’den çok farklı. Bu nedenle Amerika baktı ki, bir Kürdistan kurulacaksa PKK birleştirebilir, Barzani birleştiremez. Yerel kalmaya mahkum o. Bakın zaten dikkat edin, Türkiye’de Barzani’nin KDP hareketi vardı, yok oldu. Ama PKK’nın her yerde Irak’ta da örgütü var, Suriye’de de örgütü var, Türkiye’de de var. Mesela Barzani Suriye’nin kuzeyinde örgüt kuramıyor. Barzani Türkiye’de örgüt kuramıyor. Eskiden vardı bitti KDP. Ama PKK her yerde kuruyor, neden?

DPMarx, 19. Yüzyılın Marxism’i. Ama aradan bir 20. Yüzyıl geçti. Marx öldüğü zaman daha emperyalizm yok, Çin devrimi yok, Rus devrimi yok. Bu deneyler yaşanmamış, bir tek 1870 Paris Komünü’nü görmüş. Marx’ın ölürken bıraktığı teoriyi uygulamaya kalksan ne Çin devrimi olur ne Sovyet devrimi. Onun dediği neydi, işçi sınıfı burjuvaziyi devirecek. Gelişmiş kapitalist ülkelere göre bir devrim teorisi. Ama Lenin bir köylü ülkesinde, bir işçi köylü ittifakı; Mao tamamen bir köylü ülkesinde, köylülere dayanarak. Ama Marx’ın kafasındaki devrim neydi, İngiltere’de olacaktı, Fransa’da olacaktı, Almanya’da olacaktı.

140journosFatsa deneyimini nasıl değerlendiriyorsunuz?

DPFatsa bir rezalet, o devrimci hareket için bir utançtır. Halk üzerinde bir zulüm rejimi kurmuşlar; haraç toplayan, despotluk yapan, orayı "kurtarılmış bölge" ilan eden bir yapı. Sol için utanılacak bir olaydır; onu yaşayanlar da sonra itiraf etti. "Fatsa bizim, Perşembe onların" diye, birbirinin yolunu kesen, oradaki insanları kaçırtan bir mantık.

140journos12 Eylül’e bugünden bakınca ne düşünüyorsunuz?

DP12 Eylül dünya ekonomisinin bütünleşme programının sopasıydı, bir Amerikancı Gladyo darbesiydi. Aynı zamanda Amerika’nın yeşil kuşak projesinde mevzileniyordu: Sovyetler Birliği’ni parçalamak, içeride halkı bastırmak, çağdaş ve emekten yana güçlere karşı dinle bir barikat oluşturmak. 12 Eylül döneminde devlet politikası olarak dincilik güçlendirildi. 1986’da Atatürk Yüksek Kurumu’nu kurup Türk-İslam sentezini kabul ettiler; bunları hep biz teşhir ettik. 12 Eylül’ü biz bir yıl öncesinden biliyorduk; Ocak 1980’de "büyük koalisyon kurulmazsa askeri darbe geliyor" dedik, hakikaten de öyle oldu.

15

bir sene nasıl kaçılır: beşparmak dağları

140journos71-72 arası tutuklanmanız çok geç oluyor. Bir sene insan nasıl kaçar?

DPBir sene değil, on sene de kaçabilirdik; kaçmak kadar kolay bir şey yok, yakalanmak bizim kusurumuz. 74’te çıktık, 78’e kadar dört sene yakalanmadım; Ali Mercan on beş sene yakalanmadı. Ben kısmen Ankara’da gizlendim, kısmen Beşparmak Dağları’ndaydım. Orada üç kere asker tarafından kuşatıldım; birinde yirmi beş metreye kadar geldiler, megafonla "teslim ol" diye bağırıyorlar, çavuş komutanına "birbirimizi vurmayalım" diyor, biz duyuyoruz. Hiçbirinde yakalanmadık, çünkü köylüye dayanıyorduk. Söke, Germencik, Aydın’ın köylerinde köylü komitelerimiz vardı; bazı köylerde iki yüze yakın gizli üyemiz vardı.

140journosYakalananlarla aranızdaki fark neydi?

DPMarmara brifingi vardır MİT’in, sonradan yayınlandı; solun en birikimli, en dayanıklı, gizli çalışmada en başarılı grubunun bizim olduğu devletin tespitidir. Yakalanma banka soyarsan olur. Deniz Gezmiş’ler banka soydu, bir Amerikalıyı kaçırdı; halkla ilişkileri yok, yakalanmaları kaçınılmaz. 12 Mart döneminde bir gece Malatya’da Kürecik’te bir köylünün evinde kalıyorum; iki oğlu var, biri bizden biri THKO’cu. Köylü dedi ki "Doğu Bey, içeride THKO’lu çocuklar var, bu akılsızlara biraz ders ver." Sabaha kadar konuştuk: "Burada dayandığınız bir köylü yok, dağda dıpdız dolaşıyorsunuz, ekmeğinizi bile kendi teşkilatınızdan biri getirmiyor, bu iş böyle olmaz" dedim. Ama kafaları tarelliydi; sonra hepsi tak tak vuruldular, Sinan Cemgil vuruldu.

16

cezaevi günleri

Mamak

140journosSiz Mamakbilgi Ankara'daki askeri cezaevi; özellikle 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 darbelerinden sonra siyasi tutukluların tutulduğu, ağır işkence iddialarıyla anılan yer.'a gittiniz. Mamak'ta size ayrıcalıklı davranıldığına dair bir şey var; hatta koğuşunuzun bahçesi varmış, çıkıp dolaşırmışsınız.

DPŞimdi ayrıcalıkları anlatayım. Ben öncelikle MİTbilgi Millî İstihbarat Teşkilatı; Türkiye'nin devlet istihbarat kurumu, 1965'te kuruldu.'e iki kere götürülen tek adamım. Hiç kimse hapishaneye getirildikten sonra bir daha işkenceye götürülmez; ben 47 gün kaldım, sonra cezaevinden tekrar MİT'e götürüldüm. Birinci ayrıcalığım bu. İkincisi, cezaevinde iki buçuk yıl "arka hücreler" denilen terbiye koğuşunda kalan tek adamım. Herkesin getirilip dayak atıldığı koğuşta ben iki buçuk yıl kaldım. Üçüncüsü, cezaevine sokulduktan sonra bir haftada dört kere, bütün vücudum simsiyah olacak şekilde dövülen tek adamım. O vücutla spora çıktığımda, tahakkuk koğuşundakiler her tarafımı simsiyah görünce korkularından "höö" diye bağırdılar. Başka ne ayrıcalık kaldı, insaf ya? Bir de üç defa isyana liderlik ettim; bağırma çağırma değil, tahtalarla, iskemlelerle, askerlere karşı, teslim olmadık. Üç defa isyandan yargılandım. İşte benim ayrıcalıklarım bunlar.

140journosVallahi araştırmalarda neler çıktı; insanların söylediği şeyler bunlar.

DPO terbiye koğuşunda benden başka iki buçuk yıl kalmış kim var? O koğuşta kalmak başlı başına bir terördü, herkes orada dövülüyordu. 12 Martbilgi 12 Mart 1971'de ordunun hükümete verdiği muhtırayla başlayan dönem; ardından sıkıyönetim ilan edildi, sol örgütlere yönelik tutuklama ve işkenceler yaşandı.'tan sonra en çok şiddete maruz kalmış adamım; böbreklerimden kan geldi, hastane raporlarım var, hastanelere götürüldüm.

140journosO dönem boyunca her ceza faslında dayağı siz mi yediniz? Çok özür dilerim bunu sorduğum için.

DPİlk girdiğim hafta dört kere çok ağır coplarla, sopalarla dövüldüm; ama sonra isyanlarla dayağı kestik, bütün cezaevini kurtardık. Bir ara isyan yaptık, beni mahkemeye götürdüler; teneke arabanın içinde dövdürdüler. Döndükten sonra yine isyan ettik, böbreklerimden kan geldi, hastaneye götürüldüm.

140journosEmirleri kimin verdiğini buldunuz mu?

DPTabii tabii. Emirleri verenler sonra bizim partiye katıldı. Üsteğmen Burhan Poturna vardı, sonra albay oldu, bizden oldu. Yüz yüze konuşamadık ama en baştaki asıl şiddetin başında bir "Mustafa Kemal" vardı; saldıran o er, sonra albay oldu. Kore Savaşıbilgi 1950-1953 arasında Kore yarımadasında yaşanan savaş; Türkiye BM ve ABD safında asker gönderdi.'nda falan bulunmuş, Amerikan yöntemlerini öğrenmişti; bu işin başında oydu. Bir de Binbaşı Ayhan vardı, soyadını unuttum; askerler beni yere yıktığında gelip kendisi tekmeler atardı. Sonra Tuğgeneral Ali Pilgir tayin edildi, güya oraları yumuşatmak için geldi ama o dönemde de şiddet oldu. Ben iki defa İstanbul'da Selimiyebilgi İstanbul Üsküdar'daki tarihi kışla; içinde askeri cezaevi de bulunuyordu.'ye de gittim; orası Hilton gibiydi, şiddet olmadı. Mamak'ta oldu.

140journosİşçi Partisi'ne mi katıldılar?

DPBurhan Poturna partiye üye olmadı ama "Ben sizdenim" dedi. O dönem İşçi Partisi dönemi. Bunlar Türk subayı; 1975'te "burada komünistler var, bunlar vatan haini" diye inanıyorlardı. Mesela hamama naylon perde için para istedik, vermedi; üstüne bütün lağımı patlattı, o arka hücreler dediğimiz koğuşu iki karış suyla doldurdu. Bir buçuk iki gün o lağımın içinde, ranzaların üstüne tüneyerek yaşadık; sonra on beş kilo deterjan yolladı, "temizleyin" diye. Ceza buydu. Bir de hastaneye giderken askere görev verir, dört beş asker seni o teneke arabanın içinde döverdi.

DPAma onları önledik. O isyanlarla en sonunda dayağı ortadan kaldıran bir düzen getirdik. Bir de şu vardı: yedi kişi İşçi-Köylü Partiliyiz, sayımlarda askerin yanlış adam dövmemesi için en sona biz dizilirdik; dövülen o yedi kişi olurdu. En sonda Mümtaz Soysal da vardı o koğuşta.

140journosNeden özellikle sizi örnek gösteriyorlardı?

DPBunun cevabı Uğur Mumcu'dur; "Sakıncalı Piyade"bilgi Gazeteci-yazar Uğur Mumcu (1942-1993); "Sakıncalı Piyade" onun askerlik ve 12 Mart dönemi anılarını anlattığı 1984 tarihli kitabıdır.de bunu uzun uzun yazar: "Orada başı dik duran, zulme boyun eğmeyen, tutarlı tek grup vardı: Doğu Perinçekler." Başın dik olduğu için boyun eğmiyorsun, teslim olmuyorsun. O zamanki İşçi-Köylü Partisi'nin Mamak destanı budur; üç isyan davasının, dört hakaret davasının zabıtları hâlâ duruyor.

DPBakın, Metin Denli... O zaman tabip teğmendi, cezaevinin doktoru. Elinde kırbaç, ayağında çizme, bir de kurt köpeği; tam anti-komünist bir insandı. Yıllar sonra kardeşi MHP milletvekili oldu, bana "abim artık sizin partiye oy veriyor" dedi; kendisi de tuğgeneral olmuştu. Onlara o cezaevindeki görevi anti-komünizmle eğiterek veriyorlardı; "sen burada komünistleri bekliyorsun" diye. Bir de 12 Mart faşizan bir zorbalık rejimiydi, oradaki elemanlar sıradan Türk subayı değildi. Ama sonra baktılar ki "bunlar vatansevermiş"; çeşitli mücadelelerimizi de gördüler, "bu adamlar bu vatana bağlı, güvenilir adamlarmış" dediler.

140journosMamak’taki o dönemi anlatır mısınız?

DPO koğuşta kalmak başlı başına bir terördü; herkes orada dövülüyordu. 1970 senesinde en çok şiddete maruz kalmış bir adamım; böbreklerimden kan geldi, hastane raporlarım var. O terbiye koğuşunda iki buçuk üç yıl kalan benden başka kimse yok, koğuşun demirbaşıyım. Bizi, yedi kişilik İşçi Köylü Partili grubu, askerlerin yanlış adam dövmemesi için sayımda en sona dizerlerdi; bir tek o yedi kişi dövülürdü. Uğur Mumcu ne diyor: "Orada başı dik duran, zulme boyun eğmeyen tek grup vardı, Doğu Perinçekler." Sakıncalı Piyade de bunu uzun uzun yazar.

DPBaşta esas şiddetin başında Mustafa Kemal adında saldıran bir er vardı, Kore Savaşı’nda bulunmuş, Amerikan yöntemlerini öğrenmiş. Üsteğmen Burhan Potur, Binbaşı Ayhan bizzat dövüşte bulundular. Sonra bunlardan bir kısmı değişti. Metin Denli o zaman cezaevinin doktoruydu; elinde kırbaç, ayağında çizme, tam anti-komünist bir insandı. Yıllar geçti, kardeşi MHP milletvekili oldu, "abim artık sizin partiye oy veriyor" dedi; kendisi de tuğgeneral oldu. Ne oldu? O Türk subayları baktılar ki biz vatanseveriz, güvenilir adamlarız. Selimiye’ye, Birinci Ordu’ya da gittim, oralar Hilton gibiydi; şiddet Mamak’ta oldu.

17

ordu ve subay tasfiyeleri

bir parti toplantısında kürsüde

140journos12 Mart ve 12 Eylül’de ordudan çok sayıda subay tasfiye ediliyor. Bunu nasıl okuyorsunuz?

DP12 Eylül’de iki bin subay ordudan atıldı, 12 Mart’ta bin beş yüz subay atıldı. Ordunun içindeki Atatürkçü birikimi tasfiye ede ede geldi Türkiye buraya. İki bin subay ne demek? Onlar kalsaydı Türk ordusu bambaşka bir orduydu, önemli bir kısmı THKP-C, Hava Kuvvetleri. Biz 1970’ten çok büyük bir dersle çıktık: ordu içinde, polis içinde hiçbir şekilde örgütlenmemeyi bir prensip olarak koyduk. Ben Kara Kuvvetleri Devrimci Subaylar davasında yargılanan tek sivilim, kırk beş kişilik davada tek sivil; beraat ettim.

140journosKenan Evren’in milli güvenlik derslerini destekliyor musunuz?

DPDestekliyoruz, bugün de o gün de. Çünkü Türkiye’nin vatan savunması diye bir problemi var; solun öyle bir problemi yok. Bağımsızlık, dış tehditlere karşı koymak diye bir sorunu olmayanlar için milli güvenlik düşmanlığı var. Biz ordu düşmanlığı yapmadık; bir tek 12 Mart’ta faşist generaller, 12 Eylül’de Kenan Evren cuntasını hedef aldık, mücadele ettik. Çünkü orduyu birden bire karşıya almamaya çalışıyoruz; içlerinde olumlu güçler var. Ordunun içinde halktan yana subaylarla her yerde karşılaştık.

140journosBugün İşçi Partisi ve Vatan Partisi’ne katılan çok sayıda subay var. Özel Kuvvetler’den de gelenler oldu.

DPBunlar çok esaslı adamlardır ve Türk ordusunun en vatansever kesimidir. Neden? Türk ordusu Karadayı’dan, Doğan Güreş’ten sonra Özel Harp Dairesi’ni millileştirdi; Belçika ekolünden çıkardı. Amerika Irak’ı işgal edip Kuzey’de Kürdistan’ı kurunca Türk ordusu özgürleşti; Necip Torumtay Körfez Savaşı’nda Özal’ın teklifini reddetti, "girmiyorum ve istifa ediyorum" dedi. Bunlardan bir kısmı sonra ayrıldı; kimi FETÖ muhabbetine gitti, kimi bizim vatan savaşı dediğimiz PKK operasyonuna karşı çıktı. Savaşta cepheyi terk edene ben tenekeden madalya takarım. Ama Saldıray Berk gibi, Hasan Kundakçı gibi sağlam insanlar görevlerini sürdürüyor. Kazım Karabekir, Refet Bele, Ali Fuat Paşa niye Atatürk’ten ayrıldı; bütün devrimlerde bunu görüyoruz.

18

kıbrıs 74 ve tmt

140journosKıbrıs Sorunu kitabınızda 1974 Harekâtı’nın tanımlaması konusunda ne diyorsunuz? İşgal diyor musunuz?

DPOrada biz bir hata yaptık, sebebini de söyleyeyim. O sırada bütün üçüncü dünya, Yugoslavya, Hindistan, bütün mazlumlar dünyası Makarios’u destekliyordu; Kıbrıs Amerika’nın güdümünde değil, Amerika’ya direnen bir konumdaydı. Amerika ikinci bir Mintoff istemiyoruz dedi, Makarios’u devirmek istedi. Biz o bakış açısıyla o askeri harekâtın Amerika’nın yönlendirmesiyle olduğunu söyledik. Kısmen de doğruydu bu. Tabii işin bir tarafı da Türklere yapılan zulüm. Ama iş döndü dolaştı, oradaki Türk varlığı Amerikan emperyalizmine karşı bir varlığa dönüştü.

Perinçek burada 1974 dönemindeki kendi konumlarına yönelik bir özeleştiri yapar. "Askeri harekâtı Amerika yönlendirdi" tezi Perinçek çevresinin o dönemki değerlendirmesidir; sonradan bu bakışın "kısmen doğru" olduğunu söyler.

140journosO dönem "Avrupa Türkiye’nin dostudur" diyorsunuz. Bugün de aynı mı?

DPBugün de diyoruz. Amerika Türkiye’ye düşman olan güç; Avrupa ara güç, kazanılabilecek güç. Zaten Avrasya diyoruz ya, ilk üç harfi "avr", Avrupa. Almanya konusunda hep ne tartışıyoruz televizyonlarda? Almanya’yı düşman almayalım, Almanya Amerika’ya karşı yanımıza çekebileceğimiz bir güç diyoruz.

140journosTMT’yi nasıl değerlendiriyorsunuz? Bugünkü Kıbrıs ordusunun devamı mı?

DPTMT, Kıbrıs’taki Türkleri korumak amacıyla kurulmuş bir teşkilattı; ilk önce NATO çizgisindeydi ama sonra vatansevere dönüştü, çok büyük milli görevler yaptı. TMT sivil bir örgüttü, özel kuvvetlerden oluşuyordu; bugünkü Kıbrıs Kolordusu ise doğrudan doğruya muazzam bir askeri birlik. TMT’de bir çekirdek vardı, etrafında Kıbrıslı gençleri örgütlüyorlardı.

19

maraş ve mhp davası

140journosOral Çalışlar'a sordum bu "ihbar" hikâyesini. "Öyle kimseyi ihbar ettiğimiz yoktu; TİKKObilgi Türkiye İşçi Köylü Kurtuluş Ordusu; 1972'de İbrahim Kaypakkaya çizgisinde kurulan silahlı sol örgüt.'cular Ümraniye'de dört işçiyi öldürdü, bir onların ismini yazdık diye hatırlıyorum" dedi.

DPAltı. Onlar da bize katıldılar zaten.

140journosİşçiler mi?

DPÖldürülenler değil, öldürenler. Ümraniye'de altı ülkücübilgi Milliyetçi Hareket Partisi çizgisindeki Türk milliyetçisi hareketin mensuplarına verilen ad. işçiyi TİKKO'cular duvarın dibine diziyor, "bunlar ülkücü" diye infaz ediyorlar. Biz bunu haber aldık; içlerinden biri çok pişman olmuş, geldi bize anlattı. Onun üzerine manşet yaptık: "Siz o işçileri nasıl öldürürsünüz? Biz iktidara gelince ülkücü işçiye iş güvenliği, daha fazla ücret sağlayacağız; yoksulsa toprak vereceğiz. Siz kalkmış adam öldürüyorsunuz." Bir süre sonra o öldüren takım geldi bize katıldı. "Biz çok büyük hatalar yaptık, affedilecek şey değil" dediler; hepsi partiye üye oldu.

140journosO dönemde MHP'yle mücadeleniz nasıldı?

DPMHP'yle mücadeleyi 80'e kadar sürdürdük. MHP davasınınbilgi 12 Eylül 1980 darbesinden sonra MHP ve ülkücü kuruluşların yöneticilerine, çok sayıda siyasi cinayet iddiasıyla açılan dava. her duruşmasında MHP yöneticileri bir tek Türkiye İşçi Köylü Partisi'ni ve Aydınlık'ı hedef aldı; hiçbir sol gruba en ufak saldırıları yok. "Bizim davamızın iddianamesini Doğu Perinçek ve Türkiye İşçi Köylü Partisi yazmıştır; bizi içeri tıktıran güç Doğu Perinçek ve arkadaşlarıdır" dediler her duruşmada, zabıtlara bakabilirsiniz. Onların içinden itiraflar başladı: Ömer Tanlak çıktı, itiraflar yaptı; Ali Yurtaslan çıktı, MHP'nin bütün terörünü ortaya koydu. O 885 cinayetten yargılandılar; hepsinin altında bizim imzamız var.

140journosO zamanki MHP ile şimdiki arasında ne fark var? O zamanki siyasetçilerin bir kısmı da şu anda içeride ama.

DPOnun hiç önemi yok; yaptıkları iş önemli. O zamanki MHP cephesi komünizme dönüktü, "Kahrolsun komünizm" diyordu; Amerika'nın vurucu gücüydü. Şimdi ise Amerika'yla mücadele ediyor. Yani Amerika'nın vurucu gücü olan MHP, bugün Amerika'ya karşı savaşan milliyetçi, vatansever bir örgüt oldu.

140journosAydınlık'ın Maraş yayınlarıyla ilgili çeşitli iddialar var. Mağdur diye fotoğrafı basılan Salman Ilıksu'nun sonradan Çiçek Sineması'nın bombalanmasının faillerinden biri olarak çıktığı söyleniyor.

DPOnu şimdi hatırlamıyorum bile. Ama bakın: Maraşbilgi Aralık 1978'de Kahramanmaraş'ta günlerce süren, çoğunluğu Alevi yüzden fazla kişinin öldürüldüğü toplu şiddet olayları. olayları öncesinde, oralarda halka karşı komploların, tertiplerin hazırlandığını yazmaya başladık. Maraş'ta büyük bir gerginlik vardı; sonra olaylar başladı. Maraş halkını biz kurtardık, hem de silahla. Bertiz köylüleri gelip Maraş'a saldırdılar, evlere girdiler; bizim arkadaşlarımız ellerinde tüfeklerle halkı korudular. Bir tanesi Ali Mercan'dır, şimdi Avrupa'da; çoğu Maraş sıkıyönetim mahkemelerinde yargılandı, sonra İsviçre'ye, Almanya'ya gitti.

DP24-48 saat orada savaş oldu. Hiç unutmuyorum: biz basın toplantıları yapıyoruz, olay sırasında bize devamlı telefonlar geliyor. Dinletiyoruz; büyük kapıların kırılma sesleri, feryatlar geliyor. Basın toplantısında herkes hüngür hüngür ağlıyordu. Bir yandan biz olayı anlatıyoruz; kamuoyuna bizden başka anlatan yok, herkes resmî ağızla oradaki halkı suçluyor.

DPMaraş bizim için bir destandır. Yargılamada da taraf bizdik. Orada soldan hapse atılanlar biziz; bütün arkadaşlarımız hapse atıldı, mahkemelerde hep avukatlık yaptılar. Bir tarafta kendini ülkücü diye adlandıran saldırgan kesim vardı, bir tarafta biz. Başka sol falan yok.

20

6-7 eylül ve gladyo

6-7 Eylül 1955

140journosSiz 6-7 Eylülbilgi 6-7 Eylül 1955'te İstanbul ve İzmir'de gayrimüslimlere, özellikle Rumlara yönelik geniş çaplı yağma ve saldırı olayları.'de kaç yaşındaydınız?

DP6-7 Eylül'de on üç yaşındaydım. Babam o zaman milletvekiliydi; onunla birlikte Beyoğlu'na geldik. Babam çok üzülmüştü, çok üzgündü. Ben çocuğum tabii, olayı pek fark etmiyorum ama mesela Bostancı'da, Kasaplar Çarşısı'nda Dondurmacı Hristo vardı. Ona gider, yirmi beş kuruşu verir, bir tane fazla koysun diye eline bakardık. Dondurmacı Hristo'ya böyle bir haksızlık yapılır mı?

140journosPeki daha sonra bunun bir devlet operasyonu, biraz da Atlantik ittifakıyla ilgili olduğunu...

DPBunu İngilizler yaptı.şerh 6-7 Eylül olaylarının devlet güdümünde, Özel Harp Dairesi eliyle bir provokasyon olduğu bugün genel kabul görür (Yirmibeşoğlu'nun itirafı da bu yöndedir). Ancak olayların doğrudan İngiltere tarafından tezgâhlandığı, kanıtlanmış değil; Perinçek'in yorumudur. Tek sebebi de şu: O sırada Yunanistan Dışişleri Bakanı Averof, "Gelin bu Kıbrıs'ı paylaşalım, İngilizleri buradan atalım, biz taksim edelim" dedi. Bizim Dışişleri Bakanımız Fuat Köprülübilgi Tarihçi ve siyasetçi (1890-1966); Demokrat Parti döneminde Türkiye'nin Dışişleri Bakanlığını yaptı. ise "Bizim Kıbrıs diye bir problemimiz yok" dedi. Yunanistan'la Türkiye arasında bir yakınlaşma olmasından İngilizler çok korktu ve o olayı tezgâhladı. Tam bir İngiliz işi; bizim Gladyobilgi NATO ülkelerinde Soğuk Savaş döneminde kurulan gizli "geride kalan" (stay-behind) yapılanmalarının genel adı; Türkiye'de Özel Harp Dairesi'yle ilişkilendirilir. da bunun aleti oldu. Bunu Korgeneral Sabri Yirmibeşoğlu açıkça televizyonda söyledi.

140journosBir röportajda söyledi, televizyonda değil.

DPYok yok, televizyon röportajında söyledi, bende notları var. Sabri Yirmibeşoğlubilgi Türk generali (1915-2011); Özel Harp Dairesi başkanlığı ve MGK genel sekreterliği yaptı. 6-7 Eylül'ün bir Özel Harp operasyonu olduğunu söylediği açıklamalarıyla anılır. şunu söyledi: "Bu dört dörtlük bir Özel Harp Dairesibilgi Türk ordusunun gayrinizami harp ve kontrgerilla faaliyetlerini yürüten birimi; Gladyo'nun Türkiye ayağı olarak anılır. operasyonudur." Ama kim yaptırıyor? İngiltere, Amerika yaptırıyor.

21

ermeni meselesi ve rahime nine

140journosAtatürk'ün Ermeni meselesinin soykırım olduğunu düşündüğü ve bunu bir ABD dergisine söylediği gibi bir iddia var.

DPÇok yanlış. Mehmet Perinçekbilgi Doğu Perinçek'in oğlu; Rus arşivlerine dayalı Ermeni meselesi ve Türk-Rus ilişkileri çalışmalarıyla tanınan tarihçi.'in bulduğu, hatırladığıma göre 34 civarında alıntı var. O zaman soykırım kavramı yok; "genosit" diye bir kavramı bulamazsınız, çünkü o dönemde dünyada böyle bir kavram yok. Atatürk'te; Ermenilerin Fransızların, İngilizlerin aleti olduğu, emperyalizmin uşağı olduğu, Türkleri katlettiği var.

DPBir yerde şu var yalnız: "Bu aralarda öyle şeyler yaşandı ki" diyor, "fezahat" diyor. "Çok utanılacak şeyler, karşılıklı kırımlar oldu; bizim taraftan da yapılan şeyler fezahat" diyor. Fezahat Arapça; rezaletin ötesinde, çok utanılacak şeyler demek. Ben de o lafa katılırım.

140journosSiz Türkiye'nin öyle şeyler yaptığını düşünüyor musunuz?

DPKarşılıklı. Tarihe yukarıdan bakınca: Çarlık Rusyası, İngiltere ve Fransa Osmanlı Devleti'ni parçalamak için Ermenileri silahlandırıyor, harekete geçiriyor; Türk Devleti de bunları bastırıyor. Bu mevzilenmede Osmanlı Devleti de, Cumhuriyet de haklı konumda. Ama bütün bu savaşlar olurken öyle uygulamalar oluyor ki normalde Atatürk onu yapmaz; intikama dönük, aşırı orantısız şiddet. İşte onları fezahat olarak niteliyor.

140journosDersim Harekâtı'ndaki iç güvenlik uygulamaları...

DPOnlarda da oluyor. Fransız Devrimi'nde de oluyor, Rus Devrimi'nde de, Çin Devrimi'nde de. Şiddetin kullanıldığı her yerde bir kir var; şiddetin kendisi bir kir. Devrimci bir araç olduğu zaman şiddet tarihi ilerleten bir rol oynuyor, ama kullandığı aracın kendisi de kirli bir şey.

140journosSiyasetten bağımsız, vicdani olarak soruyorum: Cumhuriyet'in azınlıklarla ilgili politikaları konusunda kişisel hissiyatınız nedir?

DPBen öyle bir aileden geliyorum ki... Babaannem, 1915'te köyümüzdeki Ermeniler tehcir edilirkenbilgi I. Dünya Savaşı sırasında, 1915'te Osmanlı hükümetinin Anadolu'daki Ermeni nüfusunu zorunlu göçe tabi tutması; yüz binlerce kişi hayatını kaybetti., onlar bir sandık bırakıyor: "Biz gidiyoruz; dönersek alırız, dönmezsek sizin olsun" diyorlar. On yıl sonra dönüyorlar, sandığı açıyorlar, bakıyorlar ki el değmemiş. "Sen bu sandığı açmamışsın Rahime Hanım" diyorlar -babaannem Rahime- "Bu sandık sizin, niye açayım?" diyor. Açılırsa anlamak için içine işaret bile koymuşlar.

DPAmcam Sami Perinçek'in Gedikpaşa Çarşıkapı'da küçük bir çirişçi dükkânı vardı. Ortağı Avadis Mazmanyan; otuz yıl ortağı. Yanlarında çalışan Ohannes de Ermeni. Yani biz Ermeni'yle ortak olan bir aileyiz. Çocukluğumuzda Sarıyer'e giderdik; İstanbul'daki Eğilliler, Ermeniler de gelir, Türkler de gelir, beraber otururduk.

DPAvadis amcayı "Gönül Defteri" kitabıma da yazdım. 1962-63'te Almanya'ya gittim, fırında çalıştım, bisikletle posta dağıttım; günde 25 mark yevmiye alıyordum, euro daha yok. O zaman âdetti, Almanya'ya giden hediye getirir. Amcama bir tane 25 marklık Pelikan dolma kalem aldım; Avadis amca da benim amcam, ona da bir 25 marklık dolma kalem aldım. Neyse, Avadis amca öldü. Bir imza günümde, TÜYAP fuarında, çocukları -Erol, Aleksander, İskender- on on beş kişi geldiler. Biri cebinden kalemi çıkardı: "Babam ölürken 'Ben size apartman mapartman bırakmıyorum, malın mülkün de kıymeti yok; size Doğu Perinçek'in bana verdiği bu kalemi bırakıyorum' dedi" dedi. En kıymetli mirası oydu.

DPÖyle bir kültürün içinde yetiştik. Bir de bilimsel sosyalistim. Ben Ermeni Soykırımı yalanına ne için karşıyım? Emperyalizme karşı olduğum için; onu Ermenilere karşı bir faaliyet olarak yürütmedim. Bunu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesibilgi AİHM 2015'te (Perinçek v. İsviçre), Perinçek'in İsviçre'de soykırımı reddettiği için cezalandırılmasını ifade özgürlüğü ihlali saydı; kararın tarihsel bir hüküm olmadığını belirtti. de gerekçesine yazdı: "Doğu Perinçek 'emperyalist bir yalandır' diyor, 'Ermeni yalanıdır' demiyor; Ermenilere karşı kin ve intikam peşinde bir insan değil" dedi. Ben o mücadeleyi emperyalizme karşı verdim, Ermenilere karşı değil.

22

kürt meselesine uluslararası müdahale

DPAmerika’nın girmesiyle başladı. Paris’te Kürt konferansı oldu uluslararası. Fransız devletinin patronluğunda. Fransız devlet bakanı Kouchner konferansın patronu. Mehmet Ali Aybar davet edildi, ben davet edildim. Mehmet Ali Aybar gidemedi sağlık sorunlarından. 15 tane CHP’li milletvekili geldi, o sırada HEP olan milletvekilleri. Ben orada bir konuşma yaptım, daha doğrusu bana konuşma hakkı verdiler. Talabani var, Barzaniciler var, PKK’lılar da konferansa alınmıyorlar. Polis Paris’te konferansın yapıldığı caddeye girişi kordonla kesti, PKK’lıları sokmuyor içeri. PKK’dan iki tane adam çağrılmış, mazlum mazlum oturuyorlardı. Ben çıktım, siz ne yapıyorsunuz burada dedim. Bildiriyi Fransız bakan yazıyor. Dedim ayıptır ya. Siz tamamen emperyalistlerin güdümünde Kürtçülük yapıyorsunuz. Çıktım çatır çatır. Hepsinin zabıtları vardır. Biz o zaman Kürtleri savunuyoruz ve Botan-Zonguldak el ele diyoruz. Kürt kitlelerini emekçi halkla birlikte Türkiye’nin önemli devrim etkenlerinden biri olarak görüyoruz. Türkiye halkıyla bunlar birleşirse devrimci bir rol oynarlar, ayrı bir örgüt olursa ve ayrı bir yola girerlerse Amerika’nın kucağa giderler. Ya Türkiye ile birleşecekler ya da Amerika ile birleşecekler, önlerinde başka bir yol yok.

DPBenim bekaa’ya gitmemin sebebi de bu. Ben gittim ona yakalandığı zaman da söyledim. Bak Amerika’yla iş birliği yapmayın, Amerika buraya geliyor, işgale hazırlanıyor Irak’ı. Siz İsrail ve Amerika ile ilişkileri bırakın. Türkiye halkıyla birleşeceğiz, silahları bırakın. Silahlı mücadeleden vazgeçin çünkü silahlı mücadelede siz Amerika ile iş birliğine mecbursunuz. Türk devleti ile baş etmeniz mümkün değil. Silahlı mücadele demek Amerika ile iş birliği demek, bu kaçınılmaz bir şey. Bunları anlattık. Biz de o zaman PKK’nın rakibi durumundayız güneydoğuda. Aslında bu rekabet 80 öncesinde vardı ama onlar bizim liderlerimizi orada öldürdüler, Gaziantep’te, Maraş’ta, Tunceli’de, Hozat’ta birçok liderimizi PKK öldürdü. Oradan aramızda bir şey var. 91 sonrasında ise 91 seçimlerinde o benim dediğim deminki mitingleri söylüyorum, PKK barikatlar kurdu. Halk o barikatları yararak bizim mitinglerimize katıldı. PKK orada SHP ile iş birliği yaptı. Bize de 4 milletvekilliği teklif etti PKK. Telefon etti Murat Karayılan. Dedi Apo’nun size teklifini söylüyorum, bize SHP 21 milletvekilliği verdi dördünü de biz size teklif ediyoruz. Siz Şırnak 1. Adayı olun, Diyarbakır 1, Şırnak 1, Mardin 1 size verelim. Biz dedik yok kabul etmiyoruz. 91 yılının eylül ayında çıkan röportajlar vardır Sabah ve Milliyet’te Öcalan’ın. Orada Doğu Perinçek’e biz milletvekilleri verdik tenezzül etmedi diye açıkça söyler.

140journos15 maddede ne vardı?

DPKaderini tayin hakkı var, federatif yapı var. Diğerleri de hepinizin kabul edeceği hak. Federatif yapı da şu, Amerika bunlara federasyon veriyor, oraya doğru gidiyorlar. Biz verelim bizimle beraber olsunlar. Atatürk de aynı. Biraz Atatürk’ün de bizde orada olumsuz etkisi oldu, o İstiklal savaşında İngilizlerin Kürtlere özerlik projesine karşı İngilizlerle iş birliği yapmayın biz size Kürtlere özerklik verelim diye Kürt ağalarıyla falan anlaşma yaptı ya. Kürtlere özerklik 1921 yılında mecliste de konuşuluyor, kabul ediliyor. Onların belgelerini yayınladık. Biz de biraz o tecrübe, Kürtleri Amerika’ya kaptırmayalım. Onların özeleştirisini hemen 1–2 yıl sonra yaptık zaten. Biz orada çok etkili bir konuma geldik. Şırnak, Silopi… Mesela Silopi’de bir seçim oldu belediye seçimi. PKK 1.700 biz 1.400 oy aldık.

140journosPeki milli-demokratik devrimle nasıl bağdaşıyor o 15 madde?

DPİçinde ülkede yaşayan çeşitli etnik grupların kendi hak hukuku var. Milli-demokratik devrim, Türkiye halkının birliğini sağlayan bir devrim.

DPBirinci ayrılık milli-demokratik devrim sosyalist devrim. İkinci ayrılık, milli-demokratik devrimcilerin içinde bu iş işçi ve köylülerle olur diyenlerle derhal bizim küçük gruplar halinde silahlı mücadeleye başlamamız diyenler arasındaki ayrılık.

23

üçüncü ayrılık?

DPDeniz Gezmiş, Mahirler silahlı mücadele yoluna girdi, biz dedik ki çok büyük yanlış. İkinci ayrılık bu. Üçüncü ayrılık, Sovyetler Birliği kapitalizme gidiyor diyenlerle hayır Sovyetler Birliği komünizmi inşa ediyor, aslandır, Sovyetler Birliği ile beraber devrim yapılır başka türlü olmaz, Türkiye’deki Sovyetler Birliği yandaşlarıyla Mao’nun katkılarını savunanlar arasındaki ayrılık. Orada biz şunu söyledik, Sovyetler Birliğine bakın, bu kapitalizme gidiyor, sosyalizme gitmiyor. Orada sınıflar oluşmuş. Devlet burjuvazisi oluşmuş. Bunlar emekçiler üzerinde bir diktatörlük kurmuş 1956'dan sonra. Bu ayrılık sırasında Sovyet taraftarlarına biz revizyonist dedik. Ayrılık bu. Biz haklı çıktık, Sovyetler Birliği kapitalizme gitti. Kapitalizme gitmiyor komünizme gidiyor diyenler de geldi bize katıldı. Bir kısmı da Amerikancı oldu. Sovyet yandaşı olan TKP Sovyetler Birliği’nden Amerika tarafına geçtiler. Orada şu oldu, silahlı kapışmalar oldu. Proleter Devrimci Aydınlık her zaman sol içindeki çelişmelere yumuşak yaklaşmış, silah kullanmayı reddetmiş, şiddete karşı çıkmış, bu yüzden Mahir Çayan'larla ayrılmışız. Biz Sovyetler Birliği kapitalizme gidiyor dedik. Öyle bir şey oldu ki 1975–76'da falan, Ankara’da 300 kişi öldü. THKP-C’deki bölünme, Kurtuluş’la Dev-Yol arasındaki çatışmalarda 300 kişi öldü. Bir baktım 1000'e yakın insan sol içi çatışmada öldü. Herkes birbirini öldürüyor. Biz dedik ki sol içinde şiddeti kaldıralım, reddediyoruz. Ama bundan sonra sol içinde şiddet yapanı hangi gruptan olursa olsun teşhir edeceğiz.

140journosTefrikalar böyle mi başladı?

DPEvet, ama o tefrikaları vereyim sana oku o tefrikalarda onların lehine olan şeyler var. O tefrikalarda kimseyi ihbar yok, saçmalıyor onlar. O tefrikalarda şu var, THKO şunu savunuyor, THKP-C bunu savunuyor, öbürü şunu savunuyor, fikirler var başka bir şey yok.

140journosİsim isim bu THKO’ludur, bu bölge şunun kontrolündedir…

DPDoğru değil. En basiti sıkıyönetim yasakladı. Eğer öyle olsa sıkıyönetim yasaklar mı? Sıkıyönetim o tefrikayı üçüncü mü beşinci gün mü yasakladı, İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı. Eğer ihbarlar olsa sıkıyönetim yasaklar mı?

DPBiz bunu ilan ettik, kim sol içinde şiddet uygularsa birbirine biz bunu şey yapacağız. Elazığ’da Gavur Ali soldan birkaç kişiyi öldürdü. Teşhir ettik, katil adam ya solcu öldürüyor. Ülkücü öldürmüş falan, onlar da yanlış bir şey. İstanbul Ümraniye’de 7 tane işçiyi ülkücü diye TİKKO kurşuna dizdi. Duvara dizdiler adamları, amele amele, inşaat amelesi, inşaat amelelerini kurşuna dizdiler. Biz bunları teşhir ettik ve hepsi bize katıldı, teşhir ettiğimiz adamlar.

140journosİsim isim mi teşhir ettiniz?

DPEvet evet, isim isim teşhir ettik. Ama ilan ettik ve isim isim de teşhir ettik, teşhir ettiğimiz adamlar bize katıldı. Dediler ki hakikaten çok haklısınız, biz kalktık sırf adamları ülkücü diye işçileri emir verdiler öldürdük. Hepsi bize katıldı.

140journosSıkıyönetimi destekliyor muydunuz siz o dönem?

DP80 öncesi mi? 80 Öncesi destekledik. Çünkü o sıkıyönetim terörle mücadele ediyordu ve faydalıydı. PKK’ya karşı sıkıyönetimi biz her zaman destekledik. Sol teröristler karşı devrimcidir. Devrimci bir şey değil o akım. Banka soyacak, çocukları siper yapacak… Solun da canını onlar okudu zaten. Büyük bir itibar kaybına uğradı sol onlar yüzünden, halk nefret etti soldan. Onların bizimle, bizim davamız, özlemlerimizle, Türkiye’nin işçi sınıfıyla, emekçileriyle hiçbir ilgisi yok.

DPAydınlık her yerden haber alıyor şu, cesur, devletin, MİT’in ve CIA’in, önemli kurumların yaptığı çeşitli cinayet ve haksızlıkları yazan tek yer olduğu için bütün haberler oraya geliyor. Bütün haberler döner dolaşır, diyelim ki suyun yeryüzüne bir yerden çıkması lazım, bir tek oradan çıkabiliyor. Sırrı bu. Şu vardır, seni kullanmak ister. Bize 20 haber gelir, 1 yayınlanır. 19 haber çöpe atılır, çöpe atılmaz da arşive konur. O 19 haber nedir hakikaten diyelim seni kullanmak istiyordur o haberle. Bizim ölçümüz şu, bu haber halkın, Türk milletinin, lehine yararlı mı onun bilmesi aydınlanması ve bizim devrim davamıza bu haber hizmet ediyor mu etmiyor mu. Yoksa bu haber bize satış sağlar falan yok. Mesela 1980 öncesinde bizim kontrgerilla dizilerimiz…Kontrgerilla dizileri Türkiye’yi salladı.

140journosO zaman şöyle mi anlamalıyız, sizin çizginizin o anlamda sürekli devlete yakın olmasının aslında kendi baktığınız yerden hareketi korumak için bir refleks üstünden geliştiğini…

DPBakın bir kere bu yanlış, bizim çizgimizin devlete yakın olduğu yanlış. Şimdi öyle. Neden, çünkü şimdi Türkiye Amerika ile cephe cepheye geldi ama o dönemler için doğru değil. Devletin kaynakları diyor ki en azılı ve en bir şey budur diyor. İki, 1974'te af çıktı. Affın içine 146. Maddeyi ve silahlı mücadeleyi koydular, bizi dışarıda bıraktılar. Hangisi devlete yakın? THKO’yu affettiler, banka soyan, silah yapan, dağa çıkanlar af oldu. Biz affın dışında kaldık. Biz Anayasa Mahkemesi eşitlik bozuldu diye karar verdiği için çıkabildik yoksa THKO falan meclisten çıktılar. Devlet onları affetti bizi affetmedi. Biz Atatürk’ün devletinin yanındayız, Lenin’in devletinin yanındayız, Mao’nun devletinin yanındayız ama diyelim Tayyip Erdoğanların 2014'üne kadar devlet bizi attı, onların hiçbirine dokunmadı. Sol yok mu Türkiye’de, her grup var. 2008'de Ergenekon çıktı, niye hiçbirine dokunmadılar? Bir tek bizi içeri attılar. Kim yapıyor bunu? Devlet yapıyor. Hani kim devletin yanındaymış, kim karşısındaymış.

140journosGün Zileli’den bir alıntı var, MİT içinde bir kesim öteki tarafı kışkırmak için Aydınlık ekibini kullandı diye.

DPNeyi kışkırtmışız ya, yahu silahlı saldırıya uğrayan biziz, gazete satarken silahla kendimizi korumak zorunda olan biziz, toplantılarına saldırı olan biziz. Bizim bir tane şey gösteremezler, saldırdığımız tek bir örnek. Kim kimi kışkırtıyor. Şunu söyleyeyim, eğer biz silahlı olmasaydık yaşayamazdık. Biz silahlı olmasaydık ne devletin karşısında yaşayabilirdik ne de bu sol grupların, zaten o da devletti.

140journosDevletle silahlı bir itiş kakışınız oldu mu peki?

DPOlmaz olur mu? Bizim bütün güneydoğudaki liderlerimizi devlet öldürdü. Devletle biz silahlı mücadeleye girmedik ki çünkü onun zamanı var. Devlete girseydik Mahir Çayan’la Deniz Gezmiş gibi olurduk. Burada da silahlı dolaştık biz ama kendimizi korumak için. Daha sonraları, Mehmet Eymür, Alaattin Çakıcı’ya telefon ediyor Doğu Perinçek’in kafasını kopar diye. Ergenekon’da anlattı Alaattin Çakıcı. Bana dedi Mehmet Eymür, ben dedi yapmadım. Bunlar tapelere giriyor kayda ama tabi devlet kendi adamı olduğu için şey yapıyor. Ama Ergenekon olunca bunlar ortalığa döküldü.

24

kürt meselesi: özerklikten bugüne

140journos1990’larda 2000’e Doğru’da "ikinci federe devlet, yerel meclisler" diye on beş maddelik bir çözüm yayınlıyorsunuz. Şimdi ne değişti de oradan buraya geldiniz?

DPBütün bunlarda hep Türk ve Kürt’ü birleştirme perspektifi olmuştur. Hiçbir zaman ayrılmayı düşünmedik. Atatürk kendi kaderini tayin hakkını kabul etti, resmi metinlerde var; Kürtlere özerklik, mahalli idare var Atatürk’te. O zamanki pozisyonumuzun abartılarını, aşırılıklarını törpüledik. Doğru olan ne? Kürdü kazanmak için gönlüne seslenmek, ona hak vermek; Kürtçe dergi çıkarabilsin, eğitim yapabilsin, kültürel kurumlarını geliştirebilsin. Ama hepimiz bir milletiz, tek bir devletiz. Bu evlenmeye benziyor: kızı saçından sürükleyip nikâh salonuna götürmüyorsun, gönlüne girmeye çalışıyorsun.

140journosO on beş maddelik federatif öneriyi bugün nasıl değerlendiriyorsunuz?

DPO bizim bütün hayatımızda birkaç yıllık bir sapma dönemidir. Kürtleri kazanmak için taklitçi bir şey, "Atatürk böyle yaptı biz de yapalım" diye ilkel, taklitçi bir yanlış. Sapma denebilir. Ama ayrılma yok; kaderini tayin hakkı demek ayrılmak değil.

140journosBugün PKK’nın içindeki bölünmeyi nasıl okuyorsunuz?

DPPKK’nın bir Türkiyecileri var, bir de Amerikancıları var. Bir eğilim, Amerikan planları içinde CHP ile beraber Türkiye’yi karıştırma planına katılan bir PKK, bir HDP. Bir de Abdullah Öcalan’ın, Türkiye’nin birlik içinde bulunmasını temsil eden bir çizgi. Son seçimde Öcalan’ın açıklamasına kim isyan etti, Kandil; "bunlar bizi bölmeye çalışıyor" dediler, o beyanata karşı çıktılar. Çünkü o beyanatın kendilerini bitirmeye yönelik olduğunu biliyorlar.

140journos76 belediyenin 65’ine kayyum atandı, vekiller tutuklu. Siz parti kapatma konusunda çok tecrübelisiniz; hatta doktora teziniz de bu konuda.

DPTezim değil, doktora kitabım var; parti kapatma üzerine Türkiye’de yazılmış ilk ve tek kitaptır. Ama Kürt halkı kuvvete bakar; feodal dönemden yeni geldiği için bütün halklar kuvvete bakar. Türk ordusu PKK’yı ezdikçe Kürt halkı Türkiye’nin tarafına yerleşiyor. "Kürdistan kurulamaz" mesajı lafla verilmez; bir tek PKK ezilerek verilir. Teröristlerin kurtulacağı ihtimali olsa bir ikircik oluyor. HDP tavanı bize geliyor şu an, üye oluyorlar, çünkü PKK’nın ezildiğini görüyor. Burada hükümetin büyük yanlışı Suriye ile işbirliği yapmaması; Suriye ile işbirliği yapılsa PKK üç ayda biter.

25

hdp

DPOnların yeri hapishane, ellerine silah alanların yeri mezar, siyasi bakımdan o silahlı ayrılıkçılığı yürütenlerin yeri de hapishane. Bakın iki şeyi ayırmak lazım. Hiçbir devlet, ki bu Kürtlerin de yararınadır, kendi ülkesinde silahlı bilmem ne olacak, terör olacak ondan sonra silahlı ayrılıkçılık yapacak falan, buna kesinlikle müsaade edilmez. Hani bu şöyle olsa diyelim Türkiye tamamen Amerikancı bir manevi devlet ama Kürdistan anti emperyalist bir bloğa kaymak için bir Kürdistan kuruyorlar. Ama o mümkün değil. Kürdistan planı hep bölücü, İngiliz Emperyalizminden yana, Amerikan Emperyalizminden yana, buna mecbur Kürdistan. Neden? Çünkü sen Türkiye Devleti ile hesaplaşmaya kalkıyorsun. O zaman da daha büyük bir askeri güce sırtını dayaman lazım. İsrail’e veya Amerika’ya falan. Onun için Türk Devleti’ne karşı silahlı mücadele ile ben ayrı devlet kuracağım dedin mi, sana hapishaneden ve mezarlıktan başka bir yer yok. Ama diğer şey, ben dilimi konuşmak istiyorum, özgürce konuşmak istiyorum bunlar aynı mesele ama gazete Kürtçe çıkartacağım, Kürt enstitüsü kuaracağım, kur, araştıracağım kültürel şeyleri, yok Kürtçe yazılmış kitaplar yayınlayacağım yayınla. Yani ülkeyi kana bulamak, orada ayırmak, Türkiye’nin ekonomisini mahvetmek, Amerika’yı buraya getirmek, buna izin veremeyiz. Sen Amerika ile beraber Türkiye’yi bölmeye kalkıyorsun. Acımak yok. Burada acımak yok. Amerika ile beraber Türkiye’yi bölmeye kalkıyorsun üstelik Dünya’nın başına bela oluyorsun. İran’ı, Irak’ı, Suriye’nin bütün ezilen Dünya ülkelerinin ve insanlığın başına burada bir tane musubet bir ikinci İsrail Devleti kurmaya kalkıyorsun. Bu iş şiddetle çözülür başka bir yolu yoktur. Orada şiddete şiddet. Sen madem eline silahı aldın, o silahı da Amerika’dan aldın, aaa o Amerika’dan aldığın silahı ben sana yere attırtacağım ve ellerini havaya kaldıracaksın. Bakın orada hiç acımak yok ve Vatan Partisi burada en acımasız partidir. Ama şeye gelince diyelim, Terör faaliyetinde olmayan, şunu savunuyor, bunu savunuyor, orada aşırı hoşgörü … O ikisini ayırmak lazım.

26

çiçek meselesi: "zurnanın zırt dediği yer"

bekaa vadisi’nden bir kare · arşiv

DPTerörist, terörist ama ben esir aldım onu. Ben Abdullah Öcalan’ı esir aldım. Bakın “Çiçek verdi” falan diyorlar. O verilen çiçek esirin verdiği çiçek. Abdullah Öcalan’ın röportajını okursak, Bütün Kürt camiaları onu böyle yorumlamıştı “Doğu Perinçek, Abdullah Öcalan’ı esir aldı ve onu Kemalist yaptı”. Şimdi o röportajda şunu söylüyor. Diyor ki “Şeyh Sait İsyanı’nda Atatürk ezmekte haklıydı.” Bakın ezmekte haklıydı diyor. Dersim ve Şeyh Sait İsyanı yanlıştı demiyor. Emperyalizm işbirlikçisiydi, onun ötesinde bir şey söylemiyor. “Atatürk onları ezmekte doğru yaptı ve haklıydı.” Diyor. Bakın bu PKK’nın bütün kendi ideolojisi ve varoluş gerekçelerini reddetmesi. Çünkü PKK’nın bütün literatüründe nedir? Şeyh Sait, Seyit Rıza en kutsal adamlardır, onların peşinden gidiyoruz. “Ben,” diyor “Türkiye’nin aydınlanma hareketi içerisinde büyüdüm. Türkiye’den vallahi billah ayrılmak diye bir şey yok. İsrail ve Amerika ile kesinlikle işbirliği yapmam.” Aslında bakın orada Türk Devleti bizim çizgimizde olsaydı o gün olaylar bitmişti. Yani teslim olmuştu. Türk Devleti’nin bir tek yapacağı şey vardı, Suriye’de ki Müslüman İhvan-ı Müslim İsyanı’nı desteklemekten vazgeçecek Türk Devleti. Vazgeçtiği an Suriye, Abdullah Öcalan’ı teslim edecek. Ama Türkiye, Suriye’deki isyanları desteklemekten vazgeçmedi ki. Vazgeçmeyince Esatlar da “Sana karşı bunu destekliyorum” dedi.

140journosTürkiye bunu ne kadar destekledi?

DPOoo… 1983. Türkiye’nin ayıbı, Türkiye’nin günahı, e o şeyde de devam etti. 2010’dan sonra Tayyip Erdoğanlar da sürdürdüler. Terör ihraç ettiler Suriye’ye. Gene İhvan’ı desteklediler. Sen İhvan’ı destekleyeceksin, ondan sonra e o büyük bir suç. O Türkiye’nin başına en büyük belayı açtı. Hem Tayyip Erdoğan 2010’dan sonra yaptı ama esasta Turgut Özal’ın yaptığı, Tayyip Erdoğan sonra o politikadan vazgeçti ama bakın hala onun yaraları, tortuları devam ediyor. Abdullah Öcalan’ı esir aldığımı başlık yapın. Bakın bunu sırf ben söylemiyorum. Bunu Özel Kuvvetler Komutanlığı da böyle söyledi Türkiye’nin. Osman Pamukoğlu da televizyondan çıktı böyle söyledi. Özel Kuvvetler Komutanlığı bana şunu söyledi. “Sizin yaptığınız röportajı binlerce çoğaltıp o bölgede bütün kanaat önderlerine, liderlere herkese yaydı” Çünkü söylediğinin hep tam tersini söylüyor. Mesela diyorum ki “Kürtçe Eğitim”, diyor ki Abdullah Öcalan “Ya ben rüyalarımı bile Türkçe görüyorum. Bu ne Kürtçesiymiş? Biz 50 yıl eğitimi Türkçe yapacağız” diyor. E dedim “50 yıl sonra Kürtçeyi herkes unutur.” Resmi dilimiz Türkçe olacak dedirtiyorum ben ona. E şimdi bütün o Kürdistan iddiası bitiyor orada. Ayrıca “Türkiye’nin birliği bütünlüğü içinde yer alacağız” diyor. Bakın şimdi önümüzdeki günlerde şey olacak. Çıkartacaklar Abdullah Öcalan’ı … Hiç en ufak şüpheniz olmasın. Fazlası da yoktur 1–2 yıl içinde, belki 1 yıla bile kalmaz. Çıkartacaklar derken, televizyonlara çıkartacaklar, hapisten çıkartacaklar demiyorum. Çıkartacaklar Abdullah Öcalan’ı ve diyecek ki “Biz Türkiye’ye bağlıyız PKK terör örgütünü mahkum ediyorum herkes silahını bıraksın” diyecek. Diyecek bunu. Türk Devleti istediği an oraya bir adam yollar ve bunu yapar. Ben de bir adam yollasam ben de yaparım. Türk devleti bunu yapar. Yapacağını biliyorum. Yapacağını göreceksiniz. Atilla Uğur ile görüşmelerine bakın “Beni enstrüman olarak kullanın” diyor. Yani Atilla Uğur ile görüşmeleri benim görüşmemin devamıdır. Atilla Uğur oraya karşısında bir esirdi o, ben onu manevi olarak esir aldım, onlar ise silahlı olarak aldı. Ben de ideolojik olarak esir aldım. Yani Atilla Uğur ile yaptığı röportaj ile benim röportajı yan yana koyarsanız, ikisi de bir esirle yapılan röportajdır. Ama ben ideolojik bir esirle röportaj yaptım, ideolojik olarak onu esir aldım. Onlar da silah dayayarak esir aldılar. Şimdi bakın, Abdullah Öcalan, ben röportaj yaptığım 1989–1990'da da Türkiye ile bütünleşmeye hazırdı.

DPŞimdi Amerika gelip bölünce şeyi, Irak’ı. Kuzeyinde o Barzanistan’ı kurunca Türk Silahlı Kuvvetlerinin dikkati oraya döndü. Ulan bunlar geldi Türkiye’yi de bölecekler ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin bütün analizleri ve tehdit kavramları değişmeye başladı ve onun üzerine Amerika da o Joint Forces Quarterly o Amerikan Pentagon’un şeyi, üç ayda bir çıkan organı falan Türk Ordusu hizadan çıktı. Bu generaller kontroldan falan diye yayınlara başladılar. Bu süreçte, Türk Ordusu Karadayı, Doğan Güreş’le başlayarak Karadayı ve Kıvrıkoğlu o Özel Kuvvetler Komutanlığını yapısını tamamen değiştirdiler. Yani bunlar NATO’ya bağlı bir Özel Kuvvetler Komutanlığı iken, bunu ne yaptılar Millileştirdiler. Bunun da en güzel ispatı nedir, bunların kafasına çuval geçirildi. Bakın, o Irak’ın Kuzeyinde çuval geçirildi ya Türk askeri. Onlar hep özel kuvvetçi ve özel kuvvet burda artık Amerika'ya karşı Türkiye’nin operasyonlarda kullandığı NATO’nun kontrolünden çıkmış, NATO tarafından kumanda edilmeyen bir Milli Kuvvete dönüştü. Devlet de, iki tane devlet var. Bir Amerika’nın kontrol ettiği devlet var, bir de Türk Milli devleti var. Yani devletin içinde de bir bölünme var. Bu bölünmeyi nerde gördük Ergenekon operasyonlarında falan gördük. Amerika’nın kontrolündeki devlet kalktı milli olanı ezip geçmeye. İşte orada Atilla Uğurlar, Levent Ersözler jandarmanın içinde, askerler, Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’a kadar. Şimdi bakın bu anlattıklarımı ben size delilleriyle ispatlıyorum, nedir, Ergenekon'dan o askerler niye içeri atıldı? Amerikancı olsa atılırlar mıydı? Bir dakika, çok güzel bir noktaya geldi. O askerler, ne için atıldı? Milli oldukları için atıldı. Yani bir sürü orgeneral, Orgeneral Hurşit Tolon, Orgeneral Hasan Iğsız, Orgeneral İlker Başbuğ, kaç tane korgeneral. O korgenerallerin hepsi Vatan Partisi’nin diyebilirim ki emri altına girdi o şeyde.

DPMesela televizyonlarda görüyoruz. Daha çok İYİ Partililer, CHP’liler yani AK Partililerden çok, ama AK Parti içinde de hala böyle Atlantikçiler var. Çıkıyorlar böyle “Biz falanca yerde Rusya ile beraber olalım, filanca yerde Amerika ile beraber olalım”. Böyle bir şey olur mu ya? Dünya tarihinde böyle bir şey yok. Bu nereden geliyor? En önemli şeyi söyleyeceğim. Şimdi strateji kurmak için senin bir programın olacak. Vatan Partisi’nin programı ne? Kemalist devrimi, milli demokratik devrimi tamamlamak. Böyle bir programın varsa hemen şu soruyu soracağım: Peki benim milli demokratik devrimi tamamlamamın önünü kesen kim? Yani vatan bütünlüğümün, terör ile mücadelemin, bir üretim ekonomisi inşa etmemin karşısında hangi güç var? Bu tehdit kavramı, yani programdan stratejiye gideceksin, yoksa “Türkiye orada bilmem ne yapmalı, Azerbaycan’da şu yapmalı”… Programı olmadan strateji kuran bir sürü insan var. Bizim üstünlüğümüz burada ne? Kemalist devrimi tamamlayacağız diyoruz. Her açıdan bakıyoruz, biz Kemalist Devrimi kim ile beraber tamamlayabiliriz? Amerika ile el ele vererek tamamlayabilir miyiz? Ama Rusya ile Çin ile İran ile el ele vererek tamamlayabiliriz.

140journosİran ile el ele vererek tamamlayabilir miyiz?

DPTabii çünkü Kemalist Devrim sadece laiklik değil. Yani Kemalistlerin en önemli özelliği, başlangıç noktası bağımsız bir Türkiye, başı dik bir Türkiye, Milli Egemenlik buralarda İran ile beraber olmak zorundayız. Onlar da Türkiye’nin bağımsız olmasını istiyor, kendileri de bağımsız olmaya çalışıyor.

DPBakın Türkiye’nin Amerika denetimine girmesi İsmet Paşa’nın kararı ile olan bir şey değil. Yani 1945 yılında 2. Dünya Savaşından Demokratik Cephenin Lideri olarak çıkmış bir Amerika var. Dolar saltanatını kuruyor. Dolar saltanatını kurmuş, diri bir ekonomi, üretim orada, prestij orada, asker orada, zafer orada, artık kapitalizmin lideri olmuş. İngiltere gitmiş o gelmiş ve Dünya Savaşı sonrasında bir nevi yeni dünya dengeleri oluşuyor. O koşullarda Türkiye 1945 yılında Kemalist Devrim de kireçlenmeye başlamış. Yani Atatürk ölürken çağırmış Celal Bayar, Başbakan ondan sonra yakın arkadaşı Tevfik Şükrü Aras, Dış İşleri Bakanı… Demiş ki “Ben gidiyorum, Dünya savaşa gidiyor. Size bir tane vasiyet bırakıyorum. Sovyet dostluğunu bırakmayacaksınız. Sovyetler'le dostluk bizim için hayati önemde.” Bakın bu öyle bir şey ki, Devrimi Sürdürün, çok soyut bir şey. Zaten söylüyor “arasız devrim” der 1935 CHP kongresinde. Ama soyut ama devrimi sürdürmenin orada ilacını veriyor. “Sovyetler'le dostluğu bırakmayacaksınız” diyor. Türkiye 1945 yılında Sovyetler ile dostluğu bırakıp Atlantik’e gitti ve işte buraya geldi. Yani Atatürk orada kritik vasiyeti yapıyor. Aynı vasiyeti Dolmabahçe’ye veda görüşmelerini yapıyor. Ali Fuat Paşa ve İsmet İnönü’yü çağıyor ve onlarla görüşmesinde de aynı vasiyeti yapıyor. “Sovyetler'le dostluğu bırakmayacaksınız”. Başka bir vasiyeti yok. Orada sağlam kazığa bağlamak istiyor Türkiye’yi. Sağlam kazık ne? Sovyetler ile dostluk… Çünkü Sovyetler ile dost olmadığın bir Dünya da Emperyalist, Kapitalist bir Dünya’ya teslim olursunuz.

140journosUzun zaman Sovyet yayılmacılığına karşı çıktınız.

DPAma bu benim dediğim 1945. 1937'de Sovyetler Birliği devrimci bir devletti, 1950’de de devrimci bir devletti. O kapitalizme dönüş süresi ne zaman başladı? 60'lara doğru başladı. Bakın Türkiye’nin en önemli sorusu budur. 45 yılında devrimci bir parti Cumhuriyet Halk Partisi, Atatürk’ün Partisi, Daha 45’den 22 diyelim, 23 yıl olmuş. 23 yıl olmuş sen savaştığın emperyalizme gidip bağlanıyorsun. Ya bir tane insan çıkmaz mı nereye gidiyoruz arkadaşlar? Yok mu öyle bir adam? Bir tek Türkiye Komünist Partisi var. Ne oluyor diyen orada. Aybarlar var, İllegal Komünist Partisi var falan ama onlar da etkisiz. Ya bunlar Rusya’nın adamları. Bir de onlar da ciddi hatalar yapmışlar Rusya’nın adamlığını yapmışlar. Bu bakımdan fazla da sözleri dinlenmiyor ama diyelim yasal zeminde de, Mehmet Ali Aybar İstanbul da Anayasa Doçenti, Dil Tarih Coğrafya fakültesinde sosyoloji doçenti, Türk halk tarihi edebiyatı profesörü falan.

DPJoe Biden “Biz Tayyip Erdoğan’ı devireceğiz” diyor. Yani ben araziye bakan bir insanım, yani analizlerim laflara göre veya işaretlere göre değil de, sembollere göre değil de, arazideki konumlarla… Bu adam şuan savaşıyor, şu an Tayyip Erdoğan Amerika ile kelle koltukta savaşıyor ve kalkıyor Birleşmiş Milletler kürsüsünden de 22 Eylül (2020)’de diyor ki “Türkiye yeniden Asya girişimine başlamıştır. Bundan sonra dinamizmimizi bu belirleyecektir.” Yani stratejik olarakta Asya’ya yöneliyor, Çin’e yöneliyor. Mesela Uygur bölgesiyle ilgili Birleşmiş Milletler’de 30 imzalı bildiri çıkıyor, orayı bütün Amerikan tayfası imza atıyor, bunlar atmıyor. Ama CHP ve İYİ Parti diyor ki niye imza atmıyorsun. Yani kritik konularda Rusya ve Çin ile karşı karşıya gelmemeye dikkat ediyor. Cephesini Amerika’ya dönmüş. Bunlara bakıyorum ben. Burada en önemli ölçü PKK ile savaşmak, FETÖ ile savaşmak. FETÖ niye bu darbeyi yaptı? İç bölünme yüzünden değil. Amerika onu devirmeye kalktı, deviremedi. Bu benim için çok önemli. Bugün Tayyip Erdoğan Amerika ile savaşan bir devlet başkanı. Devlet olmadan Amerika’ya direnemeyiz. Solda bazı şeyler var. Hem devlet düşmanlığı yapıyor. Eğer Türk Devleti Amerika ile iş birliği yaparsa o devletle ben de savaşırım ama Atatürk de ne yaptı mesela, Vahdettin’e koştu. Osmanlı Devleti’ni direnmeye yöneltmek istedi ve alabileceğini de aldı. Kendisini de 3. Ordu Müfettişi tayin ettirdi ve o devleti parçaladı. Kalktı o devletin içinden bir sürü adam Generaller, bir kısmı Anadolu’ya geçti. İstanbul’da ki kurulan hükümetler de müdahil oldu. Ferit Paşa hükümetine karşı Ali Rıza Paşa hükümetini getirdi. İstanbul da Atatürk hep vardı. İstanbul Hükümeti ve Devleti içinde. Anadolu’da bir devlet kurdu ama bir yandan da o devleti de İstanbul’da ki devleti de kullanmaya çalıştı. Devletsiz olmaz. Bakın devlette emperyalizme direnir, yoksa kazma ve kürek ile direnen bir halk yok. Elime kazma ve küreği alacağım filmlerdeki gibi, öyle bir şey yok. Suriye direniyor devleti ile, Irak direniyor devleti ile, Türkiye direniyor devleti ile.

140journosO devlet kurumları hala yaşıyor mu peki?

DPGöreli sağlam.

140journosNereleri sağlam?

DPDirendiğine göre ordusu sağlam. Amerika ile savaşan bir Türk Ordusu, polisi sağlam, PKK’nın tepesine iniyor. Hükümet belirli ölçülerde sağlam.

140journosNereleri değil?

DPDemin söylediğiniz zaaflar var mesela diyelim, sağlam olmayan ne var? Tarikatlar var. Bunlar bir iç zaaf, iç cephede bölünmeler var. İç cephenin güçlü olması lazım. Sağlam olmayan yollar nerede daha çok AK Partilileri ile ilgili değil CHP ile ilgili yönler.

140journosYani tarikatların yönetimdeki etkisi gibi mi?

DPTarikatlar diyelim, AK Parti daha çok tarikatla etkili ama diğer işteki yıkıcı unsurlar, PKK’sı idi, FETÖ’sü, sahte soluydu, bunlar hepsi CHP’nin etrafında.

140journosYani Devletin kurumlarından bahsedecek olursak, atıyorum yargı sisteminden, güçler ayrılığının işlemesinden, ondan bahsedelim.

DPŞimdi bakın, Türk Devleti ne için çürüktü? İçinde Amerika’nın gladyosu yuhalandığı için çürüktü. Şimdi o büyük ölçüde temizlendi. Yani diyelim ordudan, bugün savunma bakanlığı açıkladı 20.000 muazzam bir… Yani 20.000 subayı temizlemek ne demek? Biz eskiden askeri şuralarda 20 kişi ilticadan atıldı aaaa muazzam ama şimdi 20.000 atıldı. Polisten 30 küsür bin, Yargıdan 14 bin mi ne? Bunlar muazzam rakamlar. Türkiye Devleti içinde Amerika’yı temizleyen muazzam operasyonlar oldu. 2014 yılından bu yana 6 yıldır sürüyor ve hala sürüyor. O bakımdan devlet ile ilgili sorunuzun en güzel cevabı: FETÖ operasyonları Türk Devleti’nin hamam girmesi, yıkanması, temizlenmesi, arınması oldu.

140journosPeki ötekiler ile ilgili… Yargı işliyor mu?

DPAltın çağında… Eğer siz ticaret hukuku, borçlar hukuku, mülkiyet hukuku falan o açıdan soruyorsanız orada problemler var. Ama Terörle Mücadele açısından diyorsanız yargı altın çağında. Yani Deniz Gezmişler idam edilmiyor, Mümtaz Soysallar hapse atılmıyor, Doğu Perinçekler hapse atılmıyor, İlker Başbuğlar hapse atılmıyor. Kim hapse atılıyor? FETÖ’cüler, PKK’lılar. Abi ya onlar hapiste olacak ya biz hapiste olacağız. Ya Doğu Perinçek hapiste olur Türkiye’de ya da Selahattin Demirtaş ile PKK ve FETÖ adamları hapiste olur. İkisi birden hapiste olmaz. Onlar üstte kalırsa biz hapse düşeriz, biz üstte kalırsak onlar hapse düşer. Çünkü bu tarihi bir hesaplaşma. Burada Kılıçdaroğlu’ndan falan bahsetmiyorum. İki tane zıt kutup var birbirleri ile birbirlerini yiyecek, kılıç çekmiş kutuplar bunlar ve bunları barıştıramazsın. Tarihsel olarak mümkün değil. Nasıl Atatürk ile Abdülhamid’i barıştıramazdın, Atatürk ile Yunan işgalini barıştıramazdın veya Atatürk ile o gün Yunan iş birlikçilerini barıştıramazdın. Bugün de öyle.

DPOnlar suç, onlar çok feci suç işlemiş adamlar. Onlar suça batmış. PKK’nın, PKK’yla birlikte Türk milletine, Türk ordusuna karşı suç işleyen bir parti HDP. FETÖ de bunu yaptı, HDP de, FETÖ hapse atıldı savunuyoruz, onların da yeri hapishane. Teröristin yeri mezar, teröriste destek olanın yeri hapishane.

DPBen mesela terör ile ilgili bilgilerde devletin yalan söylemediğini gördüm. PKK’nın yalan söylediğini gördüm. Ekonomi ile ilgili bilgilerde tabii her hükümet iyimser rakamlara vurgu yapar. Yani olumlu gelişmeleri, onları dikkat çeker ama buralarda yanlış rakamlar veriliyor mu? Öyle bir izlemimim şuan yok ama bazı konularda olabilir. Yani olabilir derken olumlu karşılıyorum iyi ki yanlış veriyorlar manasında söylemiyorum. Bir Orta çağ kültürü olduğu için, Orta çağ kültüründe topluma yalan söyleme her zaman var. Bir de şey var sırf Orta Çağ kültürü savaşıyorsunuz, Atatürk de mesela benim şu kadar askerim öldü, bu kadar mahvolduk diye mi? Düşmanı şu kadar öldürdüm bu kadar vurdum diye mi? Çünkü savaşıyorsunuz. Pandemi ile olan bilgiler benim kendi yüksek düzeyde sağlıkta arkadaşlarım var. Onların verdiği bilgiler ile devletin verdiği bilgiler arasında çok çelişme yok. Ama tabii doğru rakamlar vermek yerine bir de moral de vermeye çalışıyor. E onu yapması lazım zaten. Sağlık bakanı bir gazeteci değil. O da bir savaşta şu an, corona savaşında. Devletin şuandaki tutumu, benim gördüğüm 1945’ten bu yana en iyi tutum. 1945’ten bu yana 75 yıllık Türkiye sürecine baktığımız zaman, şuanki Türk Devleti bu 75 yıl içinde en iyi konumda. 1960, 27 Mayıs döneminde bir olumlu gelişmeler oldu. Devlet açısından falan ama o da tam Atlantik Sistemine tavır alamadı ama hürriyetleri getirdi, Yeni Anayasa yaptı. Sosyalizm meşrulaştı, emekçilerle ilgili haklar, hukuklar, grev hakları şu bu geldi. Ama onun dışında Türk Devleti’nin kendi halkına yakın olduğu bir döneme girdik.

140journosKaypakkaya konusuna girebiliriz istiyorsanız.

DPKaypakkaya’ya girmeyebiliriz, hikâyeler anlatayım biraz.

27

ergenekon, silivri ve "milli kuvvetler"

silivri süreci · 2008–2014
"kısmen iktidar" çekimlerinden

140journos"Milli Kuvvetler İktidarı." Çok güzel bir sayıydı bu. Buradaki milli kuvvetlere bakıyoruz: Karadayı var, Ecevitbilgi Bülent Ecevit (1925–2006), dört kez başbakanlık yapan, DSP lideri sosyal demokrat siyasetçi. var, Yekta Güngör Özden var, Kıvrıkoğlu var, Mümtaz Soysal var.

DPÇok önemliydi. Bunların hepsi milli; milli olmayan burada adam yok. Ama o zaman biz bunu AK Parti'ye karşı düşünüyoruz, sonra AK Parti de buraya geçti. Bugün Türkiye'de Vatan Partisi'nden sonra en milli olan, AK Parti ile MHP.

140journosBu kapak nasıl hazırlandı?

DPRahmetli Karadayıbilgi İsmail Hakkı Karadayı (1932–2020), 1994–1998 arası 23. Genelkurmay Başkanı. telefon etti. Biz toplantı halindeyiz. Zekeriya Temizel ile Şükrü Sina Gürel bu kapağı görünce irkiliyorlar. Onlarla konuşarak bu hükümeti hazırlamaya çalışıyoruz; bizimle aynı fikirdeler ama "Ecevit'i sen ikna et, bizim onunla ilişkimiz buna müsait değil" diyorlar. Bir yandan ben Karadayı ile, Kıvrıkoğlu ile konuşuyorum. Karadayı telefon etti, "Valla tek çözüm budur, tek çözüm budur" dedi.

140journosİsmail Hakkı Karadayı?

DPEvet, o zamanlar eski genelkurmay başkanıydı. Kapakta Karadayı var, Atilla Ateş var, Kıvrıkoğlu var. Zekeriya Temizel ile Şükrü Sina Gürel müthiş korkmuşlar, "bizim ismimizi niye koyuyorsunuz" diye. Dedim "Hiç merak etmeyin, hiçbiri itiraz etmeyecek." Onlara güvenerek koyuyoruz; bilsek ki biri çıkıp "resmimi niçin böyle bir şeye alet ediyorsunuz" diyecek, koyar mıyız?

Aynı "milli kuvvetler" fikri, yıllar sonra Perinçek'i bambaşka bir yerde (Silivri'de, tutuklu generallerle aynı süreçte) buluşturacaktı.

140journosSizi Atilla Uğur ile, İsmail Hakkı Pekin ile buluşturan ne?

DPBizi buluşturan, Ergenekon-Balyozbilgi 2007–2012 arasında, TSK içinde darbe hazırlığı iddiasıyla açılan geniş davalar. Sonradan delillerin bir kısmının sahte olduğu anlaşıldı ve mahkumiyetlerin büyük bölümü bozularak sanıklar beraat etti. sürecinde tek başımıza direnmemiz. Düşün, tutuklanmışsın, İlker Başbuğbilgi 2008–2010 arası 26. Genelkurmay Başkanı. Ergenekon davasında tutuklandı, sonradan tahliye edildi ve mahkumiyeti bozuldu., teneke arabayla cezaevine getiriliyorsun; o cezaevinin dış nizamiyesinde 50-60 kişi sana moral veren tezahürat yapıyor. Kim bunlar? Vatan Partililer. Oraya çadır kurmuşuz. Mahkemelerde gümbür gümbür tavırlar alıyoruz. Silivribilgi İstanbul Silivri'deki büyük cezaevi kampüsü; Ergenekon ve Balyoz davaları burada kurulan salonlarda görüldü. duvarını biz yıktık. Biz olmasak oradan hiç kimse çıkamazdı.

DP2008'de bizi hapse attılar, Ergenekon operasyonları başladı. Biz orada diğerleri gibi "Mahvolduk, yandık, bittik" demedik. İlker Başbuğ, Hurşit Tolun "bizi idam edecekler, buradan çıkmayacağız" korkusu içindeydi. Bir tek biz vardık: "Ne idamı ya, Türkiye bambaşka bir yere gidiyor, siz farkında değilsiniz" dedik. Bu kabadayılık, moral verme değildi; bir analize dayanıyordu.

DPHiç unutmuyorum, Sedat Pekerbilgi Organize suç örgütü lideri. Ergenekon davasında tutuklanmıştı; sonraki yıllarda yurt dışından yayımladığı videolarla gündeme geldi. de o zaman Ergenekon'dan içeri alınmıştı; avukatı gidip gelirken koridorlarda rastlaşırdık. Bana rastladı mı "Doğu abi, Ergenekon çöktü değil mi? Hahaha" diye selam verirdi hep, "sen hayal görüyorsun" der gibi. Ergenekon çöktü diyen bir tek biz vardık. O zamanlar bize "bunlar deli mi, hayal mi görüyor" gibi bakıyorlardı.

140journosBir kısmı sonra ayrıldı; geçen akşam bir atışmanız bile oldu.

DPBir dalgayla geldi bir kısmı. Saldıray Berk gibi sağlam insanlar var, Erzurum'da savcı telefon ediyor, "Komutanım, seni almaya geliyorum"; "Gel" diyor, "gücün yetiyorsa gel bakalım." Bir de rahmetli Soner Polat var, öyle askerler var; birikimiyle, tecrübesiyle bu partiyle tam bütünleşmiş. Tam dönüştüremediklerimiz de var, İsmail Pekin gibi. Ama Vatan Partisi'nin en önemli özelliği şu: bir HDP'linin de bir FETÖ'cünün de bize katılmasına sevinç duyarız, çünkü kendi dönüştürme gücümüze güveniyoruz. Devrim ne demek? Toplumu dönüştürmek demek.

DPOnların omuzlarındaki yıldızlar Silivri sürecinde sökülmüştü. Düşün, korgeneral olarak geliyor ama orada proleterleşiyor, yıldızlarını kaybediyor, özgürleşiyor. Bir bakıyor ki, ulan, Vatan Partisi savaşıyor. Başka yok.

28

gökçe fırat: bir ajan nasıl bulunur

140journos"Biz FETÖ'cüyü de kendimize çeviririz" dediğiniz için soruyorum: Gökçe Fırat meselesinde başka türlü bir şey mi oldu?

DPOnun ajan olduğunu saptadık; çıktı işte, FETÖ'den hapse girdi.

140journosAma ajan olduğu anlaşılana kadar yapının önemli bir noktasında ciddi iş yaptı.

DPYaptı, ama fark edince üzerine gittik. Nerede fark ettik? Bir ders olsun genç kuşaklara. Gençlerimize eğitim kampları oluyor; bunlar Trakya'da bir kamp yapıyorlar. Oradaki gençlere sayfalarca kendi hayat hikayelerini yazdırıyorlar. Sonra geceleri jandarmaya baskın tatbikatları yaptırıyorlar. Gökçe Fırat gençlere diyor ki: "Bizim partide böyle bir şey yok ama esas tavır budur; sakın liderlerimize, partiye bilgi vermeyin, sır saklamayacağınızı anlarlarsa sizi partiden atarlar." Tabii o gençlerden bize bilgi geldi.

DP"Bu adamlar bize jandarmaya baskın eğitimi yaptırdı, baskınları da kameraya alıyorlar" dediler. Ben o sırada Ankara'da gözaltına alınıyorum; beni Osman Ak sorguya çekti, o zaman Ankara Emniyeti'nin ikinci adamıydı. Bir bakıyorum, bana hep o jandarma kamplarıyla ilgili sorular soruyor. Buradan, bunun başka bir unsur olduğunu anlamaya başladık ve takip ettirdik. Bakıyoruz, Beşiktaş'ta bir kahvede birtakım adamlarla görüşüyor. Sonra onu sorguya çektik.

140journosBu takip, bu sorgu: parti içinde bu mekanizma nasıl işliyor?

DPBöyle bir adamı bir odaya alırsın, kapıyı kitlersin, dövmeden sorguya çekersin. Mesela: "15 Ağustos 2004'te kel kafalı, gözlüklü bir adamla buluştun. Kimdi o, söyle bakalım." O an alabora olur; öyle bir anda kolay kolay bir şey uyduramaz.

140journosİzleyen de partili değil mi?

DPTabii, kime izleteceksin? Biz onu hemen teşhis ettik; üstünlüğümüz bu. Çünkü biz bu tür hikayelerden geliyoruz, birikimimiz var. Ortaya çıkardıktan sonra içimizden büyük bir genç grup onunla beraber gitti, hepsi temiz çocuklar, inanamıyorlar. Çoğu sonradan, üç yıl beş yıl sekiz yıl sonra geri döndü.

140journosNe kadar geniş bir yapıydı?

DPÜç kişi. Biz sadece üç kişiyi saptadık.

DPBize Kemal Alemdaroğlubilgi İstanbul Üniversitesi eski rektörü (1998–2008); başörtüsü yasağının sıkı uygulandığı dönemde görev yaptı, Ergenekon davasında yargılandı. ile Nur Serter geldi. Bu konuda Ergenekon davasıbilgi 2007'de başlayan, TSK ve sivil çevrelerde darbe/örgüt iddialarıyla açılan geniş dava; sonradan mahkumiyetlerin büyük bölümü bozuldu.nda ifade de verdiler (Alemdaroğlu sanıktı, Nur Serter tanık olarak geldi); dediler ki: "Doğu Perinçek bizi uyardı; 'bu ajandır, yapmayın etmeyin' dedi, biz inanmadık." Ben onları o zaman çok sert uyarmıştım, "Ya siz ne yapıyorsunuz?" diye. Onlar birden üniversite gençliğini o gruba teslim ettiler.

140journosPeki bu adam yapının içine nasıl sokulmuş?

DPDers olsun diye anlatıyorum. Anlattığım kadarıyla bu adam, bize katılmadan önce küçük bir kıza tecavüz etmiş; polis bunu kayda alıp "bak, bunun on beş yıl cezası var" diyerek onu bağlamış.şerh Bu, tümüyle Perinçek'in kişisel anlatımına dayanan bir iddiadır; bu yönde kanıtlanmış bir yargı kararı bilinmiyor. Sonra polis onu teslim alıyor, "İstanbul Üniversitesi'ne gir, anarşist ol, saçını uzat" diyor. Önce anarşist olarak sokuyorlar; ardından "Vatan Partisi hızlı gelişiyor, ona gir" deyip bize yönlendiriyorlar.

DPOnunla beraber iki çocuk daha var. Biri Ali, bir İstanbul savcısının oğlu, Boğaziçi'ne ilk üç dereceyle girmiş pırıl pırıl bir çocuk. Biri de Özgür, Özgür Erdem, on altı on yedi yaşında, lise talebesiyken bize katılmış. Kadıköy'de büyük bir arbede oluyor; kalabalık susuz kalınca arkadaşlar ona bidonu verip suya gönderiyorlar. Elinde bidonla giderken polis dört beş kişiyle onu içeri alıyor. Ertesi gün gazetelerde manşet: "Dünkü anarşistler ellerinde benzin bidonuyla yakalandı." O manşeti önüne koyuyorlar, "Sen benzin bidonuyla yakalandın, bunun cezası yirmi yıldan başlar" diyorlar, o sırada Kadıköy'de mağazalar yakılıp yıkılmış. Çocuk orada teslim alınıyor ve Gökçe Fırat'ın adamı oluyor. Sonradan benim aleyhime kitap yazanlardan biri oldu; o da pırıl pırıl bir çocuktu. Böyle şeyler.

140journosBir ajanı nasıl teşhis ettiniz?

DPBiz onu hemen teşhis ettik; bizim üstünlüğümüz bu, çünkü biz bu tür hikâyelerden geliyoruz, birikimimiz var. Onu ortaya çıkardıktan sonra İstanbul’da büyük bir genç grubu, hepsi temiz çocuklar, onunla beraber gitti; inanamıyorlar. Çoğu sonradan, üç yıl, beş yıl, sekiz yıl sonra geri döndü. Biz sadece üç kişiyi ajan olarak saptadık. Bir örgüt gelir bir kısmı senden olur, bir kısmı süreç içinde aslına döner; devrim toplumu dönüştürmektir, biz kendi dönüştürme gücümüze güveniriz. Bir FETÖ’cü bize katılsa da sevinç duyarız, bir HDP’li katılsa da.

29

ikiz ihanet yasaları ve sezer

bir açık oturumda

140journosBu İkiz İhanet Yasası meselesini sizin ağzınızdan dinleyelim mi?

DPBu, meşhur "iki sözleşmeler"bilgi Birleşmiş Milletler'in 1966'da kabul ettiği Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi (ICESCR) ile Kişisel ve Siyasal Haklar Sözleşmesi (ICCPR). Türkiye bu ikisini 2003'te onayladı. Her iki sözleşmenin de ilk maddesi halkların kendi kaderini tayin hakkını düzenler. diye bilinen sözleşmeler. Bu iki sözleşmenin içinde etnik grupların ayrılma, ayrı devlet kurma hakkı var; kendi ekonomilerini istedikleri gibi düzenleme, kendi kaynaklarına sahip olma falan. Tabii dehşet bir şey. Biz bunun adını İkiz İhanet Yasaları koyduk ve propagandaya başladık. Beni bir general grubu telefonda aradı. "Biz toplantı halindeyiz" dediler; emekli generaller ama aralarında muvazzaf generaller de varmış. "Bizi çok aydınlattınız, çok doğru yapıyorsunuz" gibi. Ondan sonra ben Sayın Ahmet Necdet Sezer'ebilgi Anayasa Mahkemesi başkanıyken 2000-2007 arasında Türkiye'nin 10. Cumhurbaşkanı olarak görev yaptı. başvurdum, kabul etti, Çankaya'yabilgi Çankaya Köşkü, Ankara'da o dönem Cumhurbaşkanlığı makamının bulunduğu resmi konut. gittim.

140journosHatta siz o dönemde Aydınlık'tan doğrudan Sayın Cumhurbaşkanına hitaben bir yazı yazıyorsunuz, bir mektup…

DPGittim, görüştüm de… Muhsin Yazıcıoğlu'na da söyledim: "Gel beraber Cumhurbaşkanına çıkalım, bu İkiz İhanet Yasaları nedeniyle bunları anlatalım" falan.

140journosBu da şey, Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi ile Kişisel ve Siyasal Haklar Sözleşmesi…

DPDemin söyledim: etnik grupların, mezhep gruplarının kendi devletlerini, yönetimlerini kurmaları, kendi ekonomik kaynaklarına sahip olmaları… Türkiye'yi bölen bir proje. Bugün hâlâ yasa düzeyinde, biliyor musunuz? Bunu ileri sürebilirler; zaman zaman sürdüler de. Türk yasalarına dayanarak Türkiye'yi bölme talebini ileri sürebilirsiniz.

140journosBunu kim geçirdi?

DPAK Parti ve CHP, oy birliğiyle.

140journosKim dayattı?

DPAmerika.

140journosPeki bu Avrupa Birliği geçiş sürecinde yapılan bir iş miydi, yoksa sadece Amerika'nın dayatmasıyla mı yapıldı?

DPBirleşmiş Milletler'de de kabul ediliyor ama orada da (sayısını unuttum) 40-50 devlet imza atmadı. Gittim Cumhurbaşkanına; çok samimi, içten, bir takım sırlarını da anlatan bir konuşma oldu. Bana dedi ki: "Ben bunu vetobilgi Anayasaya göre cumhurbaşkanı bir yasayı imzalamayıp bir kez daha görüşülmek üzere meclise geri gönderebilir; meclis aynı yasayı bir daha kabul ederse cumhurbaşkanı onu yayımlamak zorundadır. etsem, tekrar meclise dönecek…" Ben de "Siz veto edin, tarihî bir şey olur; dönmeme ihtimali de var, dönse bile en azından bir karşı koyma olur" falan dedim. Bana dedi ki: "Geçen gün helikopterle bir yere giderken bindik; oradaki generaller de bu konuda Doğu Perinçek'i dinleyin dediler."

140journosO generallerden sonra size katılan oldu mu?

DPHangi generaller olduğunu söylemedi ki; sadece "generaller" diye söyledi.

140journosSizi arayanlardan?

DPBizimle beraber çoğu yargılandı onların.

30

aydınlık kapakları: unakıtan, sezer, baykal

140journosAydınlık’ın o dönem attığı kapaklardan gidelim. Kemal Unakıtan’la ilgili yayınlar var mesela.

DPMaliye bakanının hayali ihracatla ilgili raporları vardı; Unakıtan yüce divanda yargılanmadı, o da yanlış. İşte Aydınlık bu: doğruya doğru, yanlışa yanlış. O zaman AK Parti hükümetine en kuvvetli muhalefeti Aydınlık yaptı, onun için hapse atıldık. "Tayyip Gavura Tam Teslim" diye bir manşetimiz vardı; "BOP Eş Başkanıyım" dediği zaman otuz dört yerde bunu saptadık. Sakarya Meydanı’nda miting yapıyoruz, tek başımıza; ne CHP destekliyor ne MHP. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’e mektup yazdım: "Türk devletinde BOP Eş Başkanı diye bir makam yok, bu Amerikan devletinin bir kurumu; istifaya davet et." "Ben bunu nasıl yapabilirim, yapayalnızım" dedi.

140journosDeniz Baykal’la da o dönemde temas kuruyorsunuz.

DPBiz toplantı halindeyken Deniz Baykal telefonla arıyor. Söylüyorum, "o zaman Cumhurbaşkanı’nı çok zor durumda bırakırız" diyor. "Deniz Bey, sen zor durumda kalacaksın, Türkiye zor durumda kalacak; başbakan BOP Eş Başkanıyım diyor, sen nasıl kabul edebilirsin" diyorum. "Yok, ben gelmem" dedi. Baş yazıda "Düşman hükümeti ele geçiriyor" diye yazdım; BOP Eş Başkanı demek düşman devlet hükümeti ele geçiriyor demek. Maalesef CHP hiçbir zaman Atlantik sisteminin dışında durmadı.

31

din, türban ve eğitim

140journosDiyanet’in tarikatlarla ilgili bir raporundan bahsediyorsunuz.

DPDiyanet İşleri Başkanlığı’nın bir Tarikat ve Cemaatler Raporu var; biz onu ele geçirip yayınladık. Orada hepsi hedef alınıyor, Cumhuriyet’le bağdaşmayan kuruluşlar oldukları sergileniyor. Bizden başka tarikat ve cemaatlerin yasa dışı olduğunu söyleyen kimse yok. CHP "benim tarikatlarım, cemaatlerim iyidir" diyor, İYİ Parti de öyle. İki taraf da "tarikatlar ve cemaatler Türkiye gerçeğidir, olacaktır ama AK Parti eğilimli olanlar kötüdür" demeye getiriyor. Biz 1925’te Tekke ve Zaviyeleri kapatan kararı hayati önemde görürüz. Alevi dedesi olunca iyi, sünni şeyhi olunca kötü; ikisi de aynı grup.

140journosTürban meselesinde 1987’de Saçak’ta bir mülakatınız var; "isteyen başörtüsü takabilmeli" demişsiniz.

DPDedim. Ben bunun insanın başındaki örtüyü çekip alarak halledilemeyeceğini biliyorum; bu ideolojinin, hayat tarzının değişmesiyle çözülebilecek bir sorun, şiddet ve zorla değil. O fikri bugün de savunuyorum. Ama başörtü ayrı, türban ayrı; kamuda türbanı doğru bulmuyorum. Askerin, polisin kafasında türban olmaz; resmi geçit yapıyorsun, birinin kafasında türban, birinin kafasında kep, öyle bir şey olmaz. Bunlar toplumda köklü kültürel ve sınıfsal değişikliklerle çözülür; yalnız yasaklarla toplum kurulmaz.

140journosŞimdiki eğitim sistemi hakkında ne düşünüyorsunuz?

DPYanlış, çünkü Kemalist devrimin eğitim sisteminden kopuk. Kemalist devrimin eğitim sistemi neydi? Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür kuşaklar yetiştirmek. Sayın Cumhurbaşkanı "biz dindar nesil yetiştiriyoruz" diyor; o çok yanlış. İnanmak başka bir şey, dindar nesil başka bir şey. İnsanların inancına devlet dokunamaz ama yetiştirmek istediği insanı tanımlarken vatanını seven, çağdaş, kadın erkek eşitliğine bağlı, kendini topluma adamış bir insan tanımlamalı. Dindar nesille modern bir teknoloji kuramazsın; fabrikaların makineleri muskayla, duayla çalışmaz.

140journosBir yandan İHA yapan, Göktürk’ü uzaya yollayan bir ülkeden, bir yandan dindar nesil hedefinden söz ediliyor. Bu tabloyu nasıl bağdaştırıyorsunuz?

DPİkisi tam beraber olmuyor zaten, ne oluyor, sentezler olabiliyor. Bir yandan dini duyarlılıkları çok aşırı bir nesil yetiştireceksen, bir yandan mühendis olacak, İHA yapacak, büyük fabrikalar kuracak; bu tam beraber olmuyor. Hayat iktidara geldikleri için onları bu sentezlere zorluyor. Vatan Partisi ile AK Parti farklı partiler; AK Parti 2014’e kadar Amerika’nın Büyük Ortadoğu Projesi’nin Türkiye’deki taşeronu durumundaydı, kiminle yönetiyordu, Fetullah ile. Ama Fetullah ile yöneten adamla, Fetullah’ı hapse atan adam aynı işi yapmıyor; aynı kişi olabilir ama yaptığı işler tam birbirine karşı. Bunu Türkiye’nin dinamikleri aldı, AK Parti’yi önüne kattı, götürüyor.

32

yerli ve milli: "kendi hikâyemizi yazacağız"

Mersin Anamur’da üretim kurultayı
mersin anamur’da üretim kurultayı etkinliği. 140journos, "kısmen iktidar" hikâyesi için doğu perinçek’in türkiye’nin farklı şehirlerinde katıldığı konuşmalarda çekimler gerçekleştirdi.

140journosCumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın’ın "biz kendi masallarımızı, kendi hikâyelerimizi yazmalıyız" sözlerine destek verdiniz.

DPDestek vermedim, "o dört cümlenin altına imza atarım" dedim. Bu cümleyi alın, İbrahim Kalın değil de başka biri söyledi deyin, herkes "ne güzel söylemiş" der; İbrahim Kalın imzası olunca imzaya göre tavırlar alındı. Oysa o sözler son iki yüz yılı çok iyi anlatan sözler. "Biz masalları olan bir ülkenin çocuklarıyız, modernleşmek adına bizim adımıza dışarıdan bir hikâye yazdılar ama artık bu hikâyeyi biz yazacağız." Bu tamamen Türkiye’nin son iki yüz yıllık batı emperyalizmiyle vatanseverlik arasındaki çarpışmayı özetleyen bir tarih analizidir. Ben onu tanımıyorum, hatta biz onun hakkında "Amerika’nın kalın sesi" diye başlıklar atmıştık; ama bilimde niyet okumam, söylediği laf doğruysa altına imzamı atarım.

Bu bölümde Perinçek, İbrahim Kalın’ın genel çizgisiyle arasına mesafe koyarak yalnızca alıntıladığı sözleri değerlendirdiğini vurgular. Aynı tartışma, Perinçek çevresinin kendi içindeki Kemalizm-anti-emperyalizm gerilimini de yansıtır.

140journosSizin yerli ve milli tanımınız ne?

DPBenimki anti-emperyalist; emperyalizmden bağımsız olmak, bu milletin bütün cevherini, kabiliyetini ortaya çıkarmak. Bu yerlilik ve milliliğin özü Kuvayımilliye ve Atatürk’tür. Ama karşı taraf Abdülhamid’in yerli ve milliliğinden söz ediyor; Abdülhamid Tanzimat’ın padişahı, Abdülaziz, Abdülmecid, Abdülhamid, bunlar Tanzimat padişahları, batı sermayesine açılmayı temsil ederler. Türkçüleri, milliyetçileri hapislere tıkan adam. Onları biçen yerli ve milli değildir. İbrahim Kalın’lara da bunu öğreteceğiz; Abdülhamid onların söylediği gibi millici falan değil, batı işbirlikçisi bir reformcuydu.

140journosPeki İstanbul’un Fethi coşkuyla anılırken Cumhuriyet’e daha az yer verildiği eleştirisine ne diyorsunuz?

DPBen öyle görmüyorum, kendim gittim. Samsun’da 100. yıl kutlamalarını başlattılar, arkasından Erzurum Kongresi’nin, Sivas’ın, Amasya’nın yıldönümlerini yaptılar; büyük devlet kaynakları ayırdılar. Ben Samsun’daki toplantıya katıldım; gençlik adına konuşan bir erkek de, türbanlı bir kız da "Atatürk bize yol gösteriyor" dedi, Cumhurbaşkanı’nın konuşması da o yöndeydi. Sol bunları görmek istemiyor, bir tek İstanbul’un Fethi’ni görüyor. İstanbul’un Fethi de bizim sahip çıkmamız gereken bir şey. Osmanlı Devleti’nin kuruluşu, bir kabile toplumundan feodal uygarlığa geçiş; Marx da, Engels de kendi Avrupa tarihinde bunları destekliyordu. Tarihi iyi okumak lazım; her olayı kendi çağında değerlendirmek gerekir.

33

karşı devrim

140journos1991’de bir açık oturum var TRT 1’de, siz varsınız, Süleyman Bey var, Mesut Yılmaz var, Erbakan var, Erdal İnönü var, Ecevit var. Sadece siz varsınız şimdi. Türkiye’nin siyasi hafızasında yer tutan, siyasetin farklı seviyelerde ve farklı şekillerde yapıldığı dönemde, dolayısıyla siyaseten uzlaşmanın daha rahat olduğu dönemlerden çok daha atomize olmuş bir siyasete bir geçiş var. Bu geçişin temel nedeni ne sizce?

DP1980 sonrasındaki Türkiye’nin yaşadığı karşı devrim. Bakın aslında 1980 bu açıdan da çok köklü bir değişimin başlangıcı. Yani Turgut Özal’ın Dünya Ekonomisi ile Bütünleşme programı ile birlikte Türkiye bir kültürel yozlaşma, kültürel çözülme, Atatürk devrinin programlarından, değerlerinden, ideallerinden kopma olayı yaşadı. Seksen öncesi siyasette her şeye rağmen bir edep, terbiye, karşılıklı saygı ve bilgiye dayanmaya çalışan bir siyaset vardı. Diyelim sol, karşı tarafı bilgisizlikle itham ediyordu ama şimdi bakıyorum Süleyman Demirel etrafındaki adamlar falan filan okkalı adamlardı. Cumhuriyet Halk Partisi’ne bakın hepsi Atatürk döneminin mirası çizgisinde gidiyorlardı. Yani bilgi, birikim, kültür, edep, terbiye, diplomasi, ondan sonra devlet adamlığı, devlet terbiyesi… Şimdi bakıyorsunuz Cumhuriyet Halk Partisi onunla hiç ilgisi yok. Yani 1950'lerin 60'ların 70'lerin Cumhuriyet Halk Partisi ile bugünkünün hiçbir ilgisi yok. Öbür taraf da öyle. Onun için 80 çok büyük bir çözülme getirdi, yani ekonomide daha vurguncu daha katakulliye dayanan, sıcak para komisyoncularının, büyük faizcilerin falan egemen olduğu yeni bir ekonomi geldi. Onunla birlikte o sanayiciler, tüccarlar falan kenarlara itildi. Eskiden söylenirdi “Ben emeğimle kazanırım, iş yaparım, iş kurarım, fabrika açarım o fabrikada işçileri çalıştırırım oradan kazanırım. İşçi de ekmeğini yer” diye, bu söylem gitti. Oradan para bulurum, buradan para bulurum, oradan ihale alırım, “benim memurum işini” bilir. Düşünün bir Cumhurbaşkanı veya Başbakan “benim memurum işini bilir” diyerek rüşveti Türkiye’ye savunabildi.

34

siyasi kültür

140journosŞimdi O dönemden bu döneme gelirsek, öteki taraf içinde böyle dediniz, CHP’den bahsederken.

DPOrada benim şuanda gördüğüm, yani şuanda Cumhuriyet Halk Partisi’nde bu konudaki çözülme hiçbir partide olmayan derecelerde. Yani PKK ile işbirliği, HDP ile işbirliği, FETÖ ile bir takım dirsek temaslar falan orada içine çok yoğun bir şekilde sahte sol girdi, tabi o sahte sol bütün değerleri ile girdi.

140journosSahte soldan kastınız liberal sol mu?

DPLiberal solda yine bir terbiye, efendilik falan filan var yani böyle lümpen sol. Yani şimdi bakın bir siyasi kültür kaldı bize Atatürk’lerden. Ona bilgiye dayanarak ulaşabiliyoruz biraz da mirası tanıyarak. İşte diyelim Atatürk’ün softası, Atatürk ile İnönü, Atatürk ile Bayar nasıl konuşurdu, Atatürk Kral Edward ile nasıl konuşurdu falan veyahut Atatürk Yunan komutanlarını esir aldığı zaman onu hangi tavır alırdı. Şimdi buralarda hep böyle bir kültür görüyoruz ve bu neydi bilgiye dayanan bir siyaset kültürü. Böyle olmaya mecburdu çünkü savaşların içinden geliyor adamlar. Bakıyoruz Ali Fuat Paşa’nın hatıraları, İsmet Paşa’nın söyledikleri, Kazım Karabekir’in İstiklal Harbi kitapları vesaire falan Rauf Orbay’ın hatıraları falan. Hepsinde muazzam bir strateji ve bilgi birikimi var. Çünkü kaynayan bir toplumda, savaşan bir toplumda yer alıyorlar. Bunlar sırf ellerine tüfek alıp askerlerin başına geçip komutanlık yapmıyorlar. Hepsi strateji uzmanı, hepsi çok iyi biliyor dünya nereden geliyor nereye gidiyor. Çünkü arayış içinde bir toplumda ortaya çıkmışlar. Genç Türk bu adamlar. İflas eden bir sistem var Osmanlı Devleti gidiyor yerine bir şey kuracaklar, onun arayışı içindeler, bir yanda Balkanlar’da Bulgar çetelerini kovalarken bir yandan da onlardan devlet soyalizmi, sosyalizmin serpintileri geliyor. 1905 yılında Atatürk kalkıyor, 24 yaşında düşünün. “Evvela sosyalist olmalı, maddeyi anlamalı” diye yazıyor not defterine. 24 yaşında bir çocuk yani sabit ama bu yalnızca Atatürk’te yok. Hepsinde bu var veya 1916 yılında Bitlis’te, yine onuda not defterinden görüyoruz. Diyor ki “Bu gece Filbeli Ahmet’in Allah’ı İnkar Mümkün müdür? Kitabını okudum.” Doğu Cephesi 1916, bir yandan Rus Çarlığı ile savaşıyor. Geceleyin de Filbeli Ahmet’in “Allah’ı İnkar Mümkün müdür?” Broşürünü okuyor. Yani böyle arayan, felsefeye meraklı, yeni bir toplum kurmanın malzemelerini arayan tarihi dönem çünkü bir insan yeni bir toplum kuracaksa, yeni toplum kurmak isteyen bütün insanların gözü geçmiştedir. Bu çok ilginçtir. Yani geleceğe bakarak yeni toplumu kuramazsınız. Ben bunları, babam 1954 Demokrat Parti milletvekili oldu. O zaman CHP’li milletvekilleri, ondan sonra bizi Ankara da Emek Mahallesi işte İsrail evleri denilen Yeni Bilim Mebusa Evleri’nde oturuyoruz falan, orada bir çok CHP’li milletvekili tanıyorum, babamın arkadaşlarını tanıyorum bir de babam İsmet Paşa’nın CHP’lilerin falan da çok sevdiği bir insandı. O kültürü tanıdım. O zaman bilgiyi birikime dayanarak siyaset geleneği sürüyordu. O Celal Bayar’da fazlasıyla vardı. Adnan Menderes’te de vardı zaten bunlar İstiklal Madalyalı adamlar. Refik Koraltan İstiklal Madalyası var. Adnan Menderes’in İstiklal Madalyası var. Celal Bayar, Atatürk’ün Başbakanı, Fuat Köprülü 1950 öncesi Cumhuriyet’in en büyük tarihçisi Sovyetler’de gitmiş okumuş, Fransız Annales okulunu falan takip eden böyle okkalı bilim adamları falan, böyle bir siyaset ehli vardı ve kurmaydı siyasetçiler. Şimdi 1980’den sonra bunun büyük ölçüde yıkıldığını görüyoruz, yıkıma uğradığını, tahrip olduğunu görüyoruz. O ekonomik değişme ile ilgili yani 1980’den sonra üreticiyi kambur ilan eden bir sistem geldi. Üretici dedi “Köylü bu memleketin sırtında kamburdur”. Denizli’deki tornacı, Antep’teki Kayseri’deki frezeci falan onlar da dışlandı. Dışarıdan küçük-orta sanayi ürünleri getirildi. Koçlar moçlar bu memleketi av alanına çevirdiler diye suçlandı. Yani üretimle ilişkili herkes suçlandı. Kimler geldi, demin söylediğim gibi sıcak para komisyoncuları, rantçılar, tarikat rantçıları. Bu tabi siyaset kültürüne yansıdı. Sanayici ve tüccarların meclisin kenarına itilmesi ve dışlanması siyasetten, o vurguncu, kapkaççı durdu, dolandırıcı falan o takım siyasete de kendi kültürünü getirdi. Nereye geldi en sonunda Türkiye? Başkanlık sistemi. Yani mümkün olduğu kadar üretici kesim ve toplumu siyasetin kenarında sürmen için mafyatik bölümlerin eline alacaksın siyaseti. Yani Cumhurbaşkanı ve çevresinde 30–40 kişi Türkiye’yi yönetecek. Yani o 1980'de başlayan bir sürecin sonucu, bunu çok net bir şekilde görüyoruz.

140journosBugünkü siyasi kültürdeki çürümeyi neye bağlıyorsunuz?

DPBir kesim sol, sınıfsal temel olarak varoşlardaki lümpen takımına oturdu; işçi değil, emeğiyle iş yapmamış, yan kesicilik, çakallık yapmış, mafyavari yöntemlerle, haraç toplayarak yaşamış organizasyonlar. Bunlar şimdi Cumhuriyet Halk Partisi’nde buluştu. Bu tabii kültüre, terbiyeye, edaya da yansıyor. Özal dönemindeki Zeki-Metin parodilerindeki tüccar tipi, bugün holding patronu oldu. Eskiden sanayicilerin borusu öterdi Türkiye’de; Atatürk döneminde, 1950’lerde sanayicinin borusu öterdi. Sonra faizcilerin, rantçıların borusu ötmeye başladı. 1980’den sonra karşı devrim.

35

başkanlık sistemi

"kısmen iktidar" çekimlerinden

140journosBu daralan yapının sonucunda gücün ancak öyle bir alanda toplanması ile Türkiye’nin yönetebileceğini mi söylüyorsunuz, bunun sonucu olarak mı başkanlık sistemi geldi?

DPBakın şöyle, bir ekonomik yeni program yani üreticiyi dışlayan, kenara iten, üretici derken milli sanayici ve tüccar buna dahil. Yani sömürücü sınıflar ama üretim ile ilişkili sınıflar. Onlar başka bir şey, faizden para kazanmak, sıcak para komisyonundan para kazanmak veya tarikatlara bir takım kaynaklar gidiyor oradan vurgunlar kazanmak var. Bunlar çok farklı, birinin bir kapitalist sistem içinde bir işlevi var. Mesela fabrika açıyorsun, sanayi kuruyorsun orada işçi çalıştırıyorsun falan. Bunun bir üretici ve ilerici bir özelliği var ama sen sıcak parayı getirip oradan komisyonunu alıyorsan, bu üretimi baltalayan bir olay çünkü sanayici karından pay alıyorsun yani işçiye gidecek paranın bir kısmına el koyuyorsun. Bu tabi kültüre yansıyor. Onun için ben hem ekonomideki değişme hemde onunla bağımlı olarak kültürde değişme ve o ekonominin getirdiği siyasi yapı.

140journosSiyasi üst yapıyı da bu tanımladı mı diyorsunuz?

DPSiyasi partiler mafyalaştı. Eskiden bir meclis vardı, siyasi partilerin grupları vardı. Adnan Menderes’e kafa tutan gruplar vardı. İnönü’ye bilmem ne yapan parti grupları vardı. O en eski, ben daha 1950’leri söylüyorum falan. Şimdi onlar gitti bütün partilerin başında mafyalar var. Bir akşam seçimlere doğru gidiyorlar genel merkeze kapanıyorlar, bütün milletvekillerini falan orada belirliyorlar. Sistem bu hale geldi yani, 3–4 tane adam meclisi tayin ediyor. Eskiden böyle miydi? Ön seçimler var. Kıran kırana, orada bir rekabet var. O rekabetin getirdiği kalite ve liyakat var. Diyoruz ya “Liyakat gitti. Liyakat gitti”. E liyakat gider tabiki. Faizden ve sıcak paradan para kazandığın zaman liyakata gerek yok ki, değil mi? İhale yolsuzlukları, ihaleler, sıcak para komisyonları, başka komisyonlar falan filan. Yani öyle bir ekonomik yapı kendi siyasi yapısını getirdi. Hem siyasi partiler mafyalaştı hem hükümet sistemleri mafyalaştı. Mafyatik bir rejim oluştu. Başkanlık sistemi nedir? Parlamentoyu kenara itiyor. Cumhurbaşkanının etrafında çok dar bir kesimin elinde iktidarı topluyor, niye? Çünkü mafya egemenliği. Mafya egemenliğini siz parlamentoya dayanarak kuramaz ve yönetemezsiniz. Parlamentoda onun sesi çıkar, sanayici bağırır, tüccar bağırır bilmem ne, çiftçi miftçi oralar girer falan ama parlamentoyu kenara iterseniz ve küçük dar bir kabinede bütün hükümeti, iktidarı o kabinede toplarsanız işte o mafya sistemi olur.

140journosBaşkanlık sistemine karşı kampanyalar yaptınız; parti binasında hâlâ afişleri var. Ama bir yandan hükümetle aynı yöne bakıyorsunuz.

DPBaşkanlık sistemi bir mafya yönetim sistemidir; ben buna karşı çıktım, kampanyalar yaptık. Ama biz bir bütün, MHP-AK Parti ortaklığına destek vermiyoruz; onların bizim programımızda buluştukları yerlerde aynı cephedeyiz diyoruz. PKK’nın üzerine yürüyor, Amerikan koridorunu yarıp geçiyor, FETÖ’yü hapse atıyor, Rusya’ya ve Çin’e yaklaşıyor, Birleşmiş Milletler kürsüsünde "Asya girişimini başlatıyoruz" diyor. Bunlar bizim yirmi beş otuz yıldır savunduğumuz programdır. Tayyip Erdoğan bunu savunuyor diye biz karşı tarafa geçecek değiliz; biz kendi programımızı savunuyoruz.

36

hükümete destek tartışması

140journosİnsanın aklına gelecek sorulardan bir tanesi de şudur. Aynı Doğu Perinçek şu anki hükümete bunları söylemesine rağmen destek veriyor bazı alanlarda.

DPDestek vermiyoruz. Kendi programımızı destekliyoruz. Yani nedir? Amerika’ya kafa tutan, ama daha stratejik koyayım, Atlantik’ten kopuyor Türkiye Asya’ya yerleşiyor. Bitti … Bu Türkiye’nin kurtuluş süreci. Yani 1945’ten itibaren biz atlantik denetimine girdik ve orada Atatürk devrimini kaybettik. Atlantik denetimi geldi ve Atatürk devrimini tahrip etti, yıkıma uğrattı. Her alanda ekonomide,siyasette, kültürde, insan ilişkilerinde falan. Atatürk’ün değerlerini çiğnedi 1945’den sonra gelen Atlantik Sistemi. Bu 1980’den sonra azgınca bir karşı devrime dönüştü. Yine 1945–1980 her şeye rağmen bu 35 yıl Atatürk Devrimi’nin belli kalelerinin, kazanımlarının korunduğu bir dönem. Mesela neler korundu. Gümrükler duruyordu, Kamu İktisadi Teşekkülleri, Demirel İpek, İplik Fabrikası açıyordu, şeker fabrikası açıyordu. Ondan sonra tarım da destekleniyordu. Köylüye destek akçası veriliyordu. 1980’den sonra “Ne destek akçası, sırtımızda kambur köylüyü mü taşıyacağız?” Ondan sonra “ Kamu İktisadi Teşekkülleri sırtımızda yük, özelleştireceğiz” ondan sonra “Gümrükleri kaldıracağız. Rekabet etsin arkadaş ya” Çürük çürük mallar yapıyor. Biz onların malları ile rekabet yapamayız ki, ihracat yapamayız. Gaziantep’te ki, Denizli’de ki bilmem Bursa’da ki küçük orta sanayicinin ürettiği orta mallarla araba yapacağım da ben o arabayı Japonya’ya, Amerika’ya satacağım. Japonya’dan, Amerika’dan parçayı alırım. Ondan sonra arabayı yaparım onlar ile rekabet ederim. Pamuk, Amerika’dan alırım, Yunanistan’dan gelsin pamuklar onunla bezi dokurum, onunla konfeksiyonumu yaparım. E ucuz çünkü, rekabet şart. Zonguldak Dağı altındaki kömür, kim uğraşacak onunla ya, fiyatı pahalı, maaliyeti yükseliyor, maaliyet enflasyona yol açıyor. Getiririm Güney Afrika’dan, getiririm Rusya’dan, Ukrayna’dan o kömürle sanayimi işletirim. Değil mi? Bu felsefe ülkedeki üretim yapısını tahrip ettiği gibi kültürde de muazzam bir tahribat yarattı yani, üreticilik yerine ayak oyunları, dalivericilik, üretim karşıtı bir felsefi yapıyı da getirdi. Şimdi buradan şeye bağlayayım, ne derler… Tayyip Erdoğan yönetimi, bu atlantiğin getirdiği bu sistem 2014’ten sonra yıkılıyor. Yani Türkiye Atlantik’ten kopuyor. Neden kopuyor? Çünkü bu sistemle Türkiye boğulma noktasına yani borç batağına saplandı. Boğulacak Türkiye ve parçalanma çünkü bu sistemin diğer bir programı da ne? Kürdistan kurulacak, özerklik olacak falan. İki şeyi dayattı Atlantik bize en sonunda, boğulma ve parçalanma… Türkiye bunu kabul etmedi. Bakın bu onların son kritik hücumu Ergenekon balyozdu. Bizleri hapise attılar ve Türkiye’yi böleceklerdi. Ondan sonra duvarları yıktık. Yani biz yıktık o duvarları kendi Vatan Partisi olarak o duvarları yıktık ve orduyu kurtardık. Bakın ordu esir olmuştu ve orduyu biz kurtardık. Her zaman ordu Türkiye’yi kurtarır bu sefer biz orduyu kurtardık. Seksen bin insanı o kapılara yığdık, içeriden duvarlara vurduk, mahkemelerde falan ilk günden itibaren hakimlere dedik ki “Biz o hücrelerden çıkacağız, sizi oraya tıkacağız” bu yüzden duruşmalardan atıldık ve tıktık onları. İşte bu tıkma ile beraber Türkiye kefeni yırttı. 2014 yılı Türkiye’nin kefeni yırtmasının başlangıcı. Yani Silivri Duvarı yıkıldı arkasından bakın ne geldi? 2015 24 Temmuz Türkiye PKK’nın üzerine Silahlı Kuvvetler ile harekat başladı. Bunları bizim programımız ve Tayyip Erdoğan yapıyor. Şimdi onun için biz Tayyip Erdoğanı desteklemiyoruz. Kendi programımıza sadakat gösteriyoruz. Yani PKK’nın üzerine yürümek, FETÖ’nün üzerine yürümek, Amerikan Gladyosu’nun temizlenmesi, ben onların hapishanelerinde yatmışım. Amerikan Gladyosunun 12 Mart’ta hapishanesinde yatmışım, 12 Eylül’de hapishanesinde yatmışım. 1990’da Sansür Sürgün Kararnamesi’ni çıkartmış Turgut Özal, basını toplamış demiş ki “Siz korkmayın ben bunu Doğu Perinçek için çıkarttım.” Evet aynen böyle söyledi gazetelerde var. Turgut Özal 1990’da topladı basını, Sansür Sürgün Kararnamesi’ni müthiş bulan bir muhalefet var… Özal “Ben bunu Doğu Perinçek için çıkarttım” dedi. Bizi Diyarbakır Hapishanesi’ne attı o kararname ile. Yani ben bunları niye anlatıyorum? O Atlantik Sistemi ile savaştan gelen bir insanım ben o parti ile. Sonu şöyle bağlayayım çünkü bence bu soru çok önemli. Sonuçta Tayyip Erdoğan’ı desteklemiyoruz, Tayyip Erdoğan bizi destekliyor bir. İki, Tayyip Erdoğan artık 1900–2014 ten sonra Tayyip Erdoğan Türkiye’yi yönetmiyor. Türkiye Tayyip Erdoğan’ı yönetiyor. Bunun ispatı şu. “Ben BOP EŞ Başkanıyım diyordu” Biz şimdi dedik ki “Sen nasıl BOP EŞ Başkanı olabilirsin ya. Türk Anayasası’nda var mı bu?” Sen başka bir ülkenin Amerika Birleşik Devleti emperyalizminin devlet hiyerarşisi içerisinde bir memuriyet tarif ediyorsun. Var mı bu bizim Anayasa’da ya? Sen nasıl BOP EşBaşkanı olursun değil mi? Şimdi de Amerika’ya kafa tutan bir Tayyip Erdoğan var ki bu doğru ama o kafa tutan Tayyip Erdoğan değil, Türkiye.

140journos“2014’ten sonra bizim fikirlerimiz iktidara geldi” dediğiniz şey bu o zaman?

DPYani o şekilde söylemiyorum. Bizim fikirlerimiz iktidarda dediğimiz zaman alınanlar oluyor, bilmem ne oluyor falan. Şimdi Tayyip Erdoğan, burada ben gelecek kuşaklara çıplak konuşmayı tercih ediyorum. Böyle süsler koymadan, sonuç itibari ile tarihe tespitler bırakıyoruz ama ne oluyor ya işte biz Tayyip Erdoğan’ın iktidarındayız, Tayyip Erdoğan bizim dediğimiz yere geldi. Bu tabi, bu sürecin şimdi yürümesine sağlıklı bir katkı olmuyor. Ürkmeler, frenler bunlara yol açabiliyor. Onları da düşünmek zorundayız. Mesela bunu televizyonda konuşurken böyle konuşmuyorum. Bu başka bir şey sizin yaptığınız. Size daha çıplak konuşuyorum ama televizyonda konuşurken de diyorum “Bizim bir programımız var bu program PKK’nın üzerine yürüyor, FETÖ’nün üzerine yürüyor, Atlantik Sistemine direniyor. Şimdi hükümet diyor ki “Türkiye buraya geldi bu Türkiye’nin başarısıdır.” E tabi biz kendi programımızdan vazgeçip Tayyip Erdoğan’a karşı olacağız diye düşman programının yanına geçecek değiliz.

DPHer iktidar kendi adamlarını zenginleştirir. Zaten neden iktidar oluyor kendi adamlarını zenginleştirmek için iktidar oluyor yani iktidarın tarifi, bu ülkenin kaynaklarının paylaştırıldığı makam, değil mi? Kime paylaştıracak? Onlar da kendi adamlarına paylaştırıyor yani başka bir iktidar başka türlü olmaz zaten ama sistem değişiyor. Sistemin değişmesi, o da bir zorunluluk çünkü kendisi “sürdürülemez hale geldi” diyor. Yani bunlar 1980’den beri Turgut Özal uyguladı, Tansu Çiller uyguladı, 2002’den bu yana Ak Parti uyguluyor. 2020’ye geldik diyor ki “Artık böyle devam etmesi mümkün değil”. Çünkü matematik bu. Sen 450 milyar dolar borca batmışsın, bütün dünya senin hakkında diyor ki “Bu ülkeye borç vermeyin, ödeme gücünü kaybetti”. Yapabileceğin tek şey var. Yerel kaynakları, ülkenin milli kaynaklarını seferber edeceksin, ülkenin emeğini seferber edeceksin, koruyacaksın üreticiyi, bir de dış kaynak olarak Asya’dan kaynak sağlamaya çalışacaksın. Sonuç böyle onları da kendi emeğinle ödemek zorundasın. Bunun için burada ekonomik programında köklü olarak değiştiği bir sürece girdik. Bu Ak Parti’nin kitap okuyarak falan filan bir tercihi değil, öbür dönem bitti çıkmaz sokak, bitti o orada. Geldi duvara dayandı. Şu anda Ak Parti, Vatan Partisi’nden sonra Türkiye’nin en ilerici iki partisi var Ak Parti ve MHP ama Ak Parti diyelim 2014’e kadar karşı devrim sınıfında olan bir partiydi.

140journosAma Başında halen aynı lider var.

DPOnun önemi yok. Yaptığı işe bakıyoruz. 2014’e kadar FETÖ ile koalisyon yapıyor, Amerika’nın, Turgut Özal’ın ekonomi programını uyguluyor “BOP EŞ Başkanıyım” diyor. Rusya’ya düşman, İran’a düşman, Çin’e düşman, ondan sonra PKK ile Kürt açılımı yapıyor. Tamamen Amerikan programı içinde, 2014’ten sonra ne oluyor? FETÖ’nün yanındaki AK Parti FETÖ’yü eziyor, PKK’ya alan açan AK Parti PKK’yi hendeklere gömüyor, Amerika’ya BOP EŞ Başkanlığı yapan AK Parti, Amerika’ya “One Minute” Diyor.

DPSolcular hep ulusaldı. Mehmet Ali Aybar, Birce Boran, Mihri Belli, Hikmet Kıvılcımlı, Deniz Gezmiş, Mahir Çayan bunların hepsi milliydi.

DPKürtlere özerklik meselesi: “birkaç yıllık bir sapma”

DPO dönemde bütün mesele Kürt’ü, Amerika’nın kontrolüne girmesini önlemek, kontrolünden kurtarmak. Türkiye’yi bütünleştirmek, bu bakış açımız vardı. Amerika gelmiş Irak’ı işgal etmiş. Yukarıda bir Barzanistan kurmuş. Ben o iş yapıldığı zaman Diyarbakır Cezaevi’ndeydim. 5 gün içinde oradaki bütün PKK’nın tavrı değişti. Biraz da tabiki dışarıdan emirler geliyor, talimatlar falan. 1990’a kadar daha Türkiye ile, Türkiye içinde daha Türkiyeci tavır varken birden bire şuna geldi ve bunu da bu kadar buna yakın bir açıklıkla söylediler de yayın organlarıyla. Amerika geldi, askeriye ile Irak’ı işgal etti. Kuzeyinde bir Kürdistan kurdu Barzani ve bunun başına geçti. Bu niye Güneydoğu da Diyarbakır’da olmasın? Bu modeli Diyarbakır’da uygulayalım. Burada İsmail Beşikçi “Amerika ve İsrail ile bizim işbirliği yapmamız lazım” diye… Kürtçülüğün tutarlı olanını İsmail Beşikçi savunuyordu. Çünkü Amerika ve İsrail işbirliği yapmadan bir bağımsız Kürdistan kuramaz. İşte biz bu süreçte, biraz da Atatürk’ün etkisi de var. Atatürk’ün İstiklal Savaşı’nın başında, İngilizler Kürtlere özerklik veriyor, Sevr anlaşması var falan. Atatürk dedi ki “Ben de sana özerklik veriyorum”. Kürtlere özerklik planı var ya Atatürk’ün, meclisten karar çıkarttı, bakanlar kurulu kararı yaptı, İstiklal Savaşı’ndan sonra bile 1924’e kadar bu çizgiyi savundular. Biraz bunun da etkisi var. 1984 Ekim ayında Atatürk’ün Kürtlere özerklik şeyini kapak yaptık 2000’e doğru’da. Hemen toplatıldı, hatta toplatılmadı, matbaada el konuldu. Matbaada el konulma olayı oluyor o zamanlarda tek örneği yoktur. Gittiler Kürtlerin özerkliğine matbaada el koydular. Onun da etkisi de var. Biraz bizde bir telaş da var, Amerika kaptı bunları götürüyor falan onları da yaşıyoruz. Sana bazı şeyler vaat ediyorsa, diyelim ki aynı zamanda biz senin iradeni de hürmet ediyoruz. Yani kendi kaderini tayin hakkı ama kendi kaderini tayin hakkı deyince ayrıl değil, kendi gönlün ile Türkiye’nin içinde kal ve Türkiye’nin içinde kal derken de sana aynı zamanda bir takım yerel yönetimler değil, Cizre’yi Cizreliler yönetsin, Şırnak’ı Şırnaklılar yönetsin, Mardin’i Mardinliler yönetsin, İstanbul’u, İzmir’i, Konya’yı da, Konyalılar İstanbullular İzmirliler yönetsin.. Tabi bu programın niyet, kasıt ve niyet bölümü şey halishane, diyelim Türkiye’nin milli bütünlüğü ancak böyle kurtarılır. Biraz da Atatürk’ten esinlenerek falan ama tabi bu gün mesela bunları Kürtlerin kaderinin tayin hakkı özü olarak çok yanlış değil. Yani bugün de zaman zaman söylüyoruz “Hadi bir referandum yapalım, Kürtler Türkiye’de kalmayı tercih eder”. Bunu bütün politikacılar söyler. Aslında burada bile kaderine bir tayin hakkı saygısı var. Bütün bunları yaparken tek tek… Sol, sistem ile beraberdi. Biz, o politikalardan bir iki yıl içerisinde vazgeçtik ve özeleştiri yaptık ama o zamanki niyetimiz şu; zaten PKK’yla çarpışmamızın sebebi o. Öldürüyordu Doğu Perinçek’in arkadaşlarını çünkü Kürdistan’ın önündeki en büyük engel bizi görüyordu. Biz Kürt halkını kazanmanın tarihi önemini kavramış, anlamışız yani. Kürt halkını kaybederek Türkiye bütünlüğünü koruyamaz. Sırf böyle şiddetle, sırf askeri tedbirlerle olacak iş değil bu ve bu doğrudur. Bugün için de doğrudur ve kazanıyoruz da onu söyleyeyim. O nedenle biz o, diyelim Kürtlere özerklik, Atatürk’ün onu savunması da biraz bize cesaret verdi, onları savunduk. Tabi, sonradan dikkatimizi çekti yani o öbür tarafın işine yarayacak bir sonuçlara doğru götürebiliyor o yüzden vazgeçtik.

140journos1991’deki meşhur liderler açık oturumundan sonra…

DPOrada falan ben çok cesur davrandım. Mesela “Oralara karakol yapıyorsunuz dedim. Fabrika yapmıyoruz dedim”

140journosCeza aldınız galiba?

DPTabii tabii. O yüzden hapiste yattım ben. Ceza da aldım. Kürt meselesi ile ilgili partimiz kapatıldı. Ayrıca Haymana Cezaevinde yattım. Ceza aldım Kürt meselesinden dolayı ama bu başarıya ulaştı. Bizim burada diyelim 1–2 yıl sürdü. Ondan sonra bir özeleştiri yaptık. Neden? Çünkü şimdi bugün baktığımızda Türkiye’den Kürtlerin ayrılması, ne kadar güvensen de sonuç itibari ile yani diyorum ki kaderini tayin hakkın, bunun gündeme getirilmesi söz konusu edilmesi bile yanlış. Psikolojik olarak yanlış. Sanki Türkiye’den ayrılabilir gibi böyle bir imkan ve mümkün bir olabilirlik var gibi anlaşılıyor falan, o bakımdan bir özeleştiri yaptık ama o mücadelemiz, abartıları, aşırılıkları olmakla beraber çok büyük bir başarı kazandı. Ne başarısı kazandı? Kürt meselesi demokratik halk açısından çözüldü. Bakın biz bu mücadeleleri yaptığımız zaman işte, Kürtçe yazı yazılmıyordu, Kürtçe konuşmaya bazı engeller vardı yani halk içinde değil de, diyelim ki cezaevinde akrabanla Kürtçe konuşamıyordun. İçeride konuşulur da veya Kürtçe gazete çıkmıyordu. Biz şey çıkardık bir kapak yapmıştık 2000’lere doğru da “Kürt Enstitüleri Kurulsun” Yani o 2000'lere doğru kapaklara baktığımız zaman hemen hemen hepsi gerçekleşti. Yani öyle bir sonuçta elde ettik.

DPKemalist devrim bunu 1925’e kadar götürdü. Hatta mesela onları da ben çıkarttım ortaya. Türkiye, Kürtlerin ortak vatanıdır, Sivas Kongresi’nde Türkiye Kürtlerin ortak vatanıdır, Erzurum Kongresi öyle, Misak-ı Milli Öyle, 1924 Haliç Konferansı Haziran ayında bu savunuldu. Lozan’da İsmet Paşa dedi ki “Biz Türk hükümetiyiz, ne Kürt Hükümeti ya”dedi. “Ankara’daki hükümet de aynı zamanda Kürtlerin hükümetidir. Biz Türkiye Büyük Millet Meclisi Türklerin ve Kürtlerin meclisidir. Türkiye Büyük Millet Meclisi hükümeti de Ankara’da ki hükümette Türk ve Kürtlerin ortak hükümetidir.” Şimdi, yok Lozan’dan sonra da bu devam etti bakın Lozan 24 Temmuz 1923 ama 1925 Milletler Cemiyeti’nde mesela Tevfik Rüştü Aras işte Musul meselesi konuşuluyor. “Kürtler bizim parçamız. Türkiye’yi biz Türkler ve Kürtler beraber yönetiyoruz” diyor. “Mecliste Türk ve Kürt meclisidir” diyor. Yani Musul meselesi de Türk ve Kürtlerin meclisi, milletimiz onlardan oluşuyor, vatanımız ortak vatandır. 1925’ten sonra bu kesildi. Neden kesildi? Bir, Musul meselesi halloldu, şöyle halloldu. Bizim istemediğimiz şekilde halloldu. Irak’ta kaldı Musul. Bu arada Şeyh Sait İsyanı oldu ve 1925’ten sonra bu isyanı Türkiye’yi cebirle, kuvvetle bastırdı ve doğru yaptı. Türklerin Kürtlerin ortak vatanıdır fikri yerine, tek millet, yani biz Türk Milletiyiz, içimizdeki bütün Anadolu’daki, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisindeki bütün insanlarda bu milletin üyeleridir. Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına da Türk Milleti denir. 1990’larda şöyle bir şey var. Aynı İstiklal Savaşı gibi, Kürt’ü kaybedersen, Türkiye bölünür, bölünebilir korkusu var.

140journosMilli Demokratik devrimin içine nasıl oturuyor?

DPOnda da, doğru olanı Atatürk’ün Medeni Bilgiler kitabında yazdığı formül yani, “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına, Türk Milleti denir”. Yani biz bir devrimle millet olduk. Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmak bir devrim. Kim kurduğunu, kim devrim yaptı, Van’dan Edirne’ye kadar bu insanlar birlikte yaptı ve bir millet oluşturuyorlar. Şimdi bakın burada bir süreç var onu görmemiz lazım. Türkler ve Kürtler bu modernleşme çağında Milli Demokratik Devrim döneminde tek bir millete doğru gidiyorlar. Farklı etnik kökten gelmişler Orta Çağ’da, Kürtler denilmiyordum, Türkler denilmiyordu, Lazlar denilmiyordu. Ama bunlar tek bir millete doğru kaynaşıyorlar. Bu bir süreç, bu sürecin tarihi olarak başlangıç noktalarına baktığın zaman daha ayrılıklar ve farklılıklar görüyorsun. Diyelim bugün 2020’ye baktığın zaman daha kaynaşmış. İstanbul’a gelmiş, Mahmutpaşa’ya yerleşmiş, ciğercilik yapıyor, holdinglerini kurmuş, kültürel olarak kaynaşmış hem Türkçe her tarafa yayılmış benimsenmiş, Türk Milleti kavramında birleşilmeye başlanılmış falan. Onun için bu sürecin önünü görmemiz lazım ve o yön Türk Milleti’nde herkesin birleşmesi ve artık o bitmek üzere, yani o sürecin sonlarına doğru geldik. Ama burada tabi bu süreçte şey çok önemli, kendine önem, hoşgörü, kazanma, kaynaştırma, birleştirme ve hakikaten şu sloganı icat ettik. “Türk de biziz, Kürt de biziz, hepimiz Türk Milletiyiz” yani Kürt diye bir şey var. O da biz. Hani onlar bizim kardeşimiz falan değil o söylemi hiç doğru bulmuyoruz. Çünkü kim konuşuyor? O konuşan adam, onu dışlayarak kardeşimiz diyorsun. İki taraf kavramına karşıyız. Tek bir Türk devleti var. O Türk milleti çeşitli etnik köklerden gelen bir millet, bütün büyük milletler gibi. Yani Fransız Milleti, Rus Milleti, Çin Milleti, Amerikan Milleti gibi değil mi? Amerika’da her yerden gelmiş adamlar ama şimdi hepsi Amerikalı olmuş. Sonuç itibari ile biraz kapalı şekilde bugün de diyoruz. “Soralım Kürt Vatandaşlarımıza %97’si Türkiye’yi tercih eder. Ayrılmak istemez”

140journosEtmezse?

DPEtmezse? Eder. Etmez ise diye bir ihtimal yok çünkü bugünkü gerçeklik kaynaşma noktasının sonlarına doğru gelmiş. Edeceğini biliyoruz yani. Etmez ise de zorla güzellik olmaz.

37

medya: "aydınlar gladyatör gibidir"

140journosŞu anki yapıda büyük televizyonların çoğu hükümete yakın. Siz hâlâ "medya büyük ölçüde Batı’nın kontrolünde" mi diyorsunuz?

DPBence medya hâlâ büyük ölçüde Batı’nın kontrolünde, özellikle büyük televizyonlar. Programlardan görüyoruz zaten. Habertürk mesela hükümette değil, hükümete muhalefet ediyor. Ben televizyonlara Habertürk beni sevdiği için çıkmıyorum; izlenme oranım çok yüksek olduğu için her akşam çağırıyorlar. Ben orada bir kürsü kurdum, biraz öğretmenlik yapıyorum; bilgi vermeyi, halkı eğitmeyi, doğruları anlatmayı seviyorum. Bana çıkanlar "Vatan Partili varsa seyrediliyoruz, yoksa az" diyor.

140journosPeki gazetecinin millicisi, millici olmayanı olur mu?

DPEn çok da gazetecinin olur. Çünkü aydınlar nesnel olarak bir sınıfın sahibi değildir; sınıflarını kendileri seçer. Bir işçi nesnel olarak işçidir, sanayici sanayicidir; ama aydın kendi konumunu kendi seçer, "milliyetçiyim" der seçer, "liberalim" der seçer. O bakımdan aydınlar ve medya bir gladyatör, silahşör gibidir; tarafsız olması en zor kesimdir.

140journosAydınlık niye bazı konularda hükümete destek veriyor?

DPAydınlık vatanı, milleti ve kendisini destekliyor. FETÖ’nün yanında mı olsun, PKK’nın yanında mı olsun? Amerika’ya karşı mücadeleyi, FETÖ’ye karşı mücadeleyi, üretim devrimini destekliyor. Hükümetin yanlış yaptığı yerlerde de bir tek o yanlışı gösteriyor. Bakın nesnel olmamız lazım; insanların içine girip niyetleriyle değil, nesnel olarak bugün Tayyip Erdoğan Amerika’ya kafa tutan bir liderdir. Nereden bakarsanız bakın öyle. Şimdi bunu Amerika’nın ajanı diye gösteren fotoğrafla, bu gerçeği nasıl yan yana koyacağız?

140journosCüneyt Zapsu’yla ilgili Aydınlık’ın bir manşeti vardı; bugünden nasıl bakıyorsunuz?

DPO manşet abartılıydı, o zaman için de doğru değildi bence. Tayyip’i Cüneyt Zapsu gütmez, gütemez. Ama Amerika’yla doğrudan ilişki kuran adam olarak o dönemde etkili olabilirdi, olmuştur, ona katılırım. Bir de şu var: Sayın Cumhurbaşkanı’nın kuvvetli bir şahsiyeti var, öyle şunun bunun sözcüsü olacak bir insan değil; ama süreçlerin onu ikna ettiği görülüyor. FETÖ’yle beraberken üzerine yürüdüğüne, Amerika’yla ilişkileri varken kafa tuttuğuna göre, süreçler onu dönüştürüyor.

38

yolsuzluk ve mafyokrasi

140journosAydınlık uzun yıllar bugünkü hükümet üyelerinin de adının geçtiği yolsuzluk dosyaları yayınladı. Şimdi yolsuzluklar sürüyor. Vatan Partisi’nin bu konudaki tavrı ne?

DPTürkiye boğazına kadar yolsuzluğa batmış; yolsuzluk diz boyu, bunu herkes biliyor. Ama şu adam yaptı, bu adam yaptı, o yargının konusu. Türkiye’de tek parti var yolsuzluk mahkemelerini ilan eden ve altı ayda sonuçlandıran: Vatan Partisi. Biz uzmanlık mahkemeleri kuracağız; soruşturma üç ay, yargılama altı ay sürecek. Bazıları "tabii hâkim ilkesine aykırı" diyor; hayır, biz yolsuzluk mahkemeleri kuracağız. Başka büyük parti yok bunu diyen.

140journosSiz "mafyokrasi" diye bir kavram kullanıyorsunuz. Bugün de geçerli mi bu sistem?

DPÂlâsı. Ben bunun kitabını yazdım. Turgut Özal’la başladı bu mafya sistemi; üretim yapan, ekonomiye katkıda bulunan sermaye sahipleri kenara atıldı, Türkiye’nin başına kimler geldi: sıcak para komisyoncuları, dolar borsa vurguncuları, tefeciler, tarikat rantçıları. Tarikat rantçısı kavramı bir tek bizde var; devlet makamlarıyla işbirliği kurarak üretilenlerin bir kısmı tarikatlara akıyor, ona tarikat rantı diyoruz. Bu mafyokrasi kapitalizm açısından da ayak bağı; parlamento da, partiler de o mafya sisteminin eline geçti. Bir gece oturuyorlar, on saat kafa kafaya verip milletvekili listelerini yapıyorlar; halk seçmiyor, partinin başındaki mafyalar seçiyor.

140journosAma bir yandan siz o ekonomiyi savunan yapıyla aynı yöne bakıyorsunuz; bunu kafamızda bir arada tutamıyoruz.

DPBir inat etmiyorlar, çok köklü bir vazgeçme var. Maliye Bakanı çıkıp "sıcak parayla çarkı çevirme ekonomisi sürdürülemez hale geldi, o dönem bitti" dedi; bu bizim Vatan Partisi programımızın başlığı. Türkiye’de koyun sayısı yüzde kırk arttı, tarımda yerli destekleme başladı, gümrükler dikilmeye başladı, varlık fonu bir yatırım fonuna dönüştürüldü. Biz bu ayrıntılara girdiğimizde muhalefetimiz sürüyor; Aydınlık’ın hangi sayısını alırsanız bu konularda muhalefet var. Ama genel gidişi doğru saptamak lazım.

Perinçek burada yolsuzluğu tümüyle reddetmez, "diz boyu" olduğunu kabul eder; ancak siyasi saflaşmayı yolsuzluğun değil, emperyalizme karşı tutumun belirlediğini savunur. Bu, çevresinin hükümete yönelik seçici muhalefetinin çerçevesini oluşturur.

39

miloşeviç ve balkanlar

140journosYine aynı sayıda, sonradan Slobodan Miloşeviç için bir şey var, bir röportajı var; diyor ki: "Sayın Perinçek, siz ve biz aynı davayı savunuyoruz; sosyalistler önce ülkelerini savunmak zorunda değil midir? Durmayın Sayın Perinçek, siz öyle bir ülkede bulunuyorsunuz ki dünya o ülke sayesinde kurtulur." Bu 2002. Şimdi Slobodan Miloşeviç'in Bosna savaşı sırasındaki kararları, uluslararası mahkeme…

DPBeraat etti değil mi?

140journosBeraat etmedi. İnsanlığa karşı işlediği suçlardan ciddi cezalar aldı. Soykırım…

DPSoykırımdan beraat etti.şerh Miloşeviç, Lahey'deki Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi'nde (ICTY) yargılanırken 2006'da, karar açıklanmadan cezaevinde öldü; hakkında beraat ya da mahkumiyet kararı verilemedi. Srebrenitsa soykırımı uluslararası mahkemelerce kesinleşmiş bir gerçektir ve Ratko Mladiç, Radovan Karadžić gibi Sırp yetkililer soykırımdan mahkum edilmiştir. Soykırımdan beraat etti de, insanlığa karşı suçlardan onu bilmiyorum ama soykırımdan beraat ettiğini biliyorum.

DPAma vatanını savundu ya. Adam aslanlar gibi… Miloşeviçbilgi Slobodan Miloşeviç, 1989-2000 arasında Sırbistan'ın ve Yugoslavya'nın cumhurbaşkanlığını yaptı; 1990'lardaki Yugoslavya savaşlarındaki rolü nedeniyle savaş suçlarından yargılandı., Amerika onu o kadar bombardıman etti, Sırbistan (o zaman Yugoslavya) ne biçim direndi yani.

140journosBosna iç savaşı sırasında…

DPO tabii başka; onlar kötü şeyler. Ben Bosna'da yapılanları hiçbir şekilde tasvip etmiyorum ama niye Bosnalılar Amerika'ya alet oluyor? Niye Hırvatlar, Slovenler Almanya'ya alet olup Yugoslavya'yı parçaladılar? Bir de işin o tarafı var. Bugün de bir takım Kürt örgütleri Amerika'ya alet olup Türkiye'yi parçalamaya çalışıyorlar. O zaman da Yugoslavya'nın parçalanması, Türkiye'nin parçalanmasının başlangıcı. Cam bir çatladığı zaman o çatlağı bir yerde tutamazsın, öyle yayılır gider. Balkanlar'daki bir çatlak Anadolu'ya gelir, Kafkaslar'daki çatlak Anadolu'ya gelir, Orta Doğu'daki çatlak Anadolu'ya gelir. Amerika'ya direnen herkes sonuç itibarıyla bizim için de direnmiş oluyor; o bakımdan ben Yugoslavya'yı destekledim, bana da bir mektup yazdı Miloşeviç. Galiba mektubunda buna da gönderme yapmış: 1970'li yılların başında Tito'nunbilgi Josip Broz Tito, 1945-1980 arasında Yugoslavya'nın lideri; ülkeyi Bağlantısızlar Hareketi'nin önde gelen ismi olarak yönetti. Yugoslavya'nın milli bayramındaki bir konuşması var. Diyor ki: "Bu saldırı Yugoslavya'yı bölmek istiyor; ben öldükten sonra amaçlarına ulaşabilirler de, ama bu saldırı Atatürk'ün Türkiye'sinden geri dönecek." Çok ilginç. Yani Amerika'nın saldırısı Atatürk'ün Türkiye'sinden geri dönecek diyor Tito.

140journosYani savunma hattını Türkiye'ye mi çekiyor o anda?

DPBu Türkiye'ye kadar gider ama onu bölemezler. Türkiye direnir, Türkiye'de başarılı olamaz Amerika, diyor.

DPŞu meşhur sinema yönetmeninin adı neydi ya, birden…

140journosKusturica. Ama o Boşnak değil.

DPKusturica…

140journosSırp. Miloşeviç'i destekledi, siz de…

DPKusturica, anası Boşnak veya…

140journosSırp, Sırp.

DPÖyle mi? Ama filmleri müthiş ya. Bak, Kusturica'nın bir filmi var, bu Bosna olayını çok güzel anlatıyor.

140journosHangisi?

DPEn sonunda böyle bir ada oluyor… Yeraltı mıydı adı?

140journosYeraltı.

DPYeraltıbilgi Emir Kusturica'nın 1995 yapımı "Underground" (Yeraltı) filmi; Cannes Film Festivali'nde Altın Palmiye kazandı ve Yugoslavya'nın dağılışını alegorik bir dille anlatır., Yugoslavya'nın o döneminin tarihini anlatıyor ama müthiş bir sinema diliyle, çok etkili. Ben o Kusturica'ya hayranım, çok büyük bir sinemacı. O filmin sonunda bir sahne var: böyle bir ada, toprak… Toprak ada oluyor, kopuyor. Yani Yugoslavya'dan Bosna'nın kopuşunu anlatıyor. Böyle kopuyor, insanlar onun içinde kalıyor, hatta bazıları eğleniyor falan; çok etkili bir sahne. Şimdi Yugoslavya'yı kim parçaladı? Önce Almanya başladı, Hırvatları, Slovenleri kışkırttı. Amerika ilk önce Yugoslavya'nın birliği bütünlüğü diyordu; baktı ki parçalanıyor, "bir parça da bende kalsın" deyip Bosna'ya girdi, orayı kışkırttı. Tabii orada hiçbir şekilde tasvip etmeyeceğimiz, fezahat diyeceğimiz olaylar oldu; Boşnaklara karşı çok haksızlıklar oldu, hangi taraftan bakarsanız bakın insanlık adına kabul edilecek şeyler değil. Onu bir kere mahkum ediyoruz, onu söyleyeyim. Ama büyük fotoğraftan baktığımızda orada Amerika'ya direnen, Sırbistan merkezli Yugoslavya var; diğer parçalar da önce Almanya'nın, sonra Amerika'nın aleti oldular. Biz oraya Türkiye'den bakıyoruz. İnsan hakları, insaniyet gibi pencereler aslında insani pencereler değil; esas mesele Türkiye ne olacak, Türkiye bölünmesin.

DPTürkiye'nin bölünmemesi için Yugoslavya bölünmesin, çünkü oralardaki bölünme buraya doğru geliyor. Miloşeviç orada neydi? Kendi milliyetçisi falan, ama kendi vatanını savunuyor; sosyalist, milliyetçi, kendi vatanını savunuyor ve dik durdu yani, yargılamalarda falan. Teslim olmadı, eğilmedi.

140journosUluslararası toplum çok uzun zaman nerede olduğunu bildiği halde sakladı adamı; sonunda belki orada başka bir plan kuracak olmasalardı yakalamayacaklardı yani.

DPOnu bilmiyorum.

40

çok kutuplu yeni dünya

DPÇok kutuplu bir Dünya gözüküyor Dünya’nın önünde. Amerika, Avrupa Birliği, Çin, Rusya bu kutuplar oluyor ama Amerika’nın efendiliğinde bir dünya projesi çöküyor. Buradan da Türkiye bu koşullarda büyük bir atak yapacak. Atlantik sistemi zayıfladı, Amerika’nın Atlantik Sistemi üzerindeki egemenliği zaafa uğradığı için Türkiye içinde bir özgürleşme ve kendi geleceğini belirleme şansı doğuyor. İşte onun için 2000’e Doğru. Hatta benim 2000’e Doğru çıkmadan önce “2000’e Doğru” adında bir makalem var. Türkiye 2000’lerde bir devrime gidiyor. O zaman bu derginin adını da öyle koyalım. 2008’de bizi hapse attılar. Ergenekon operasyonları başladı. Biz orada diğerleri gibi “Mahvolduk, yandık, bittik” demedik. Mesela İlker Başbuğ, Hurşit Tolon “bizi idam edecekler” diyorlardı. Jandarma eski genel komutanı falan “biz buradan çıkamayacağız, hatta idam olacağız” bu korku içindelerdi. Bir tek biz vardık. O askerlerin arasında ne idamı falan ya, ne bilmem nesi, Türkiye bambaşka bir yere gidiyor siz farkında değilsiniz. Onun için bu hücrelere biz onları tıkacağız. Tıkacağız derken dediğim gibi bir moral verme, kabadayılık yapmak, meydan okumak için değil. Bu bir analize dayanıyordu. Biliyorduk hakikaten öyle olunca. Onun için hep böyle subaylar falan bize garip garip bakıyorlardı. Fakat bu soru öyle önemli ki bizim anlamak bakımından. Vatan Partisi geleneği Aydınlıkçılık, bilimseldir, solun içindeki bilimdir.

140journos2000’lere geldiğinizde beklediğiniz devrim hemen olmadı. En başta düşündüğünüz gibi çıkmadı mı?

DPÇıktı. Biz 2000’e Doğru derken 2000-2001’de olacak demiyoruz; 1980’lerde bakıyoruz bu sistemin miladı 2000’lerde dolacak diyoruz. Türk devrimi 2014’ten başladı; Atlantik’ten Asya’ya yerleşildi, bu bir devrimdir. Atlantik bir coğrafya değil, bir sistem; 1945’ten sonra kapitalizme bağlı, Kemalist devrimi tahrip eden bir sistem kuruldu. 2014’ten itibaren o sistemin yıkılmaya başladığını görüyoruz. Silivri duvarının yıkılması, PKK’nın üzerine gidilmesi, FETÖ’nün üzerine gidilmesi. FETÖ Amerikan Gladyosuydu; ne İtalya, ne Almanya, ne Fransa Gladyo’yu Türkiye gibi ezemedi. Türkiye 15-16 Temmuz’da silahla, Ankara’da, İstanbul’da kendi ülkesinde ezdi.

41

rusya'yla ilgili değişen pozisyon

DPTürkiye kesinlikle ve kesinlikle Rusya’nın denetimine giremez. Bu matematik olarak mümkün değil. Neden? Çünkü 2030 yılına ait yansıtmalara, projeksiyonlara bakıyoruz. Standard Chartered mesela, Amerikalı şirketlerle bir projeksiyon yapıyorlar 2030’a ait. 2030 Dünyasını şöyle tanımlıyorlar “1. Ekonomi Çin 64 trilyon üretiyor, 2. Ekonomi Hindistan 46 trilyon üretiyor, 3. Ekonomi Amerika 33 trilyon üretiyor” bakın Amerika Çin’in yarısına düşüyor. “4. Ekonomi Endonezya 10.5 Trilyon, 5. Ekonomi Türkiye 10 Trilyon Dolar, 6. Ekonomi Brezilya 9 küsür, 7. Ekonomi Mısır şaşırtıcı bir şekilde, 8. Ekonomi Rusya” yani 2030 Dünyası’na geldiğiniz zaman Standard Chartered’ın yaptığı projeksiyona göre Türkiye 5. Ekonomi, Rusya 8. Ekonomi. Sekizinci ekonomi beşinci ekonomiye hükmeder mi? Hadi diyelim ki bu çok şey değil. Rusya Türkiye’nin önünde olsun. Arada bir denge var. Mesela seninle bilek güreşi yapıyoruz. İkimiz aşağı yukarı birbirimize dengeliyiz. Sen beni esir edemezsin. Yani bir dengesiz ilişki olması lazım Rusya’nın Türkiye’ye hükmetmesi için, bir de askeri bakımdan bir dengesizlik var, o bir nükleer güç ama Türkiye’nin de başka avantajları var. Rusya’nın içindeki insanların yüzde otuz kırkı Tatar, Türk, Müslüman bilmem ne… E Rusya’nın dostu olan Asya’ya bakıyorsun Kırgızlar, Kazaklar, Türkmenler, Özbekler, Azerbaycan falan… Türkiye’nin oralarla esaslı ilişkileri var. Ayrıca Rusya’yı dengeleyen bir Çin var, öbür tarafta Amerika var. Böyle bir Dünya’ya baktığın zaman Türkiye’nin Rusya’nın güdümüne girmesi, yani 1945’te Türkiye’nin başına gelen olayı bu kez de Rusya ile yaşanması ihtimali sıfır. Bakın ben, bunu siz yayınlayacaksınız, 2020 yılındayız, Doğu Perinçek bunu böyle görmüştü diye yayınlayabilirsiniz. Sıfır İhtimal.

140journos2030'da izleyeceğiz bu videoyu o halde tekrardan.

DPBak çok ters bir şey söyleyeceğim. Bizim Türkiye olarak Rusya’nın imparatorluk siyasetini desteklememiz lazım. Yani bizim varlığımızı korumak ve Amerika tehditlerine karşı ayakta kalmak ve Kemalist devrimi tamamlamak için ihtiyacımız Rusya, mütevazi Rusya olmasın, direnen, Akdeniz’e giren bir Rusya olmalı. Rusya Akdeniz’e gelmiyorsa bizim onu çekmemiz lazım. Bakın şimdi mesela bu Türkiye’de herkes tarafından ters karşılanacak ama o kadar akıllıca ve doğru bir şey ki. Sizinle röportaj çıplak bir röportaj, yani tamamen elbiseleri çıkartıyoruz öyle konuşuyoruz. Yani söyleyeceğim de bunları, söylememiz lazım. Rusya diyor ki “Ben Akdeniz’e gelmiyorum” Gel arkadaş gel bu senin menfaatine, başka çaremiz yok. Amerika’nın eline geçmesin Akdeniz. Diren, Kuzey’de de diren, Baltık Denizi’nde de diren, Karadeniz’de de diren. Yani bize direnen bir Rusya lazım. Dolayısı ile biraz imparatorluk iddiası olan bir Rusya lazım. Bize Amerika’ya direnen bir Çin lazım.

DPBiz Çin Komünist Partisi ile ilgili bir görüşme yaptık. Orada onlara şunu önerdik “Gelin Doğu Akdeniz de Türkiye, Rusya, Çin, İran dörtlü bir askeri tatbikat yapalım” dedik.

140journosNe dediler?

DPMilli Savunma Bakanlığımıza götürürüz dediler.

140journosPeki siz hangi sıfatla söylediniz bunu?

DPBunu biz Vatan Partisi olarak söylüyoruz. Ondan sonra aynı şeyi Rusya’ya önerdik.

140journosRusya ile ilişkiyi salt "Rusya bizi desteklesin" diye kuramayacağımızı söylüyorsunuz. Nasıl kurulur peki?

DPAtatürk Sovyet dostluğunu alırken aynı zamanda "Kafkas seddini yıkalım, orası bolşevikleşsin" diyor; Lenin’e mektup yazıyor, Karabekir’e yazıyor. "Kafkas seddini yıkmazsak bu kesinlikle bizim mahvolmamız demektir" diyor. Dış politika böyle yapılır. Biz de Karadeniz-Akdeniz Dostluk ve Barış Planı yaptık, Abhazya’ya gittik, meclisleriyle protokol imzaladık. Ne imzalatıyoruz: KKTC’yi Rusya ve Abhazya tanıyacak, Türkiye Kırım’ın Rus toprağı olduğunu kabul edecek, Karabağ’daki işgale son verilecek. Ortak zeminler oluşturacaksın ki Rusya ile beraber olabilesin. Soçi Mutabakatı’nın on iki maddesini kim yazdı? Tayyip Erdoğan uçakta Mehmet Perinçek’i arattı, "bize ne öneriyorsun" dedi; o da on iki maddeyi hem ona hem Rus devletine verdi.

140journosKarabağ meselesinde NATO-Rusya denklemini nasıl okuyorsunuz?

DPOrada taşlar yerine oturdu, çok basit. Rusya baştan beri Azerbaycan’ın toprakları kurtarmasından yanaydı, sesini çıkarmadı; ama bunu yaparken Ermenistan’ı da tamamen Amerika kapmasın diye dengeledi. Esas olarak Türkiye’yi, Azerbaycan’ı destekledi. Bir de şu Moskova korkusu var ya, "biz Çarlık’a hep yenilmişiz" diye; Türkiye’nin önümüzdeki dönemde Rusya’dan korkacak bir şeyi yok. 2030’da Rusya yedi sekiz trilyon dolar üretiyor, Türkiye on trilyon dolar; küçük ekonomi büyük ekonomiyi kontrol edemez. Dengesiz ilişkiler önümüzdeki dönemde yok.

42

türkiye ve çin

DPBizim son Çin Komünist Partisi ile yaptığımız görüşmede, o görüşmenin de şeyini yayınladık. Sayın Cumhurbaşkanımıza da o Aydınlık gazetesinde çıkan yayınımızdan bir mektup yolladık. Biz Çinlilere şunu söyledik: Türkiye zor koşullarda üretim ve istihdam odaklı bir ekonomi rotasına giriyor. Ondan sonra aynı zamanda Amerika’nın tehditlerine karşı direniyor. Gelin Türkiye’yi bir üretim üssü haline getirelim ve paylaşalım. Biz sizden yüksek faizli borç istemiyoruz. Gelin yatıralım, özellikle Türkiye’nin dış ödemeler açığını kapatacak alanlara yatıralım. Diyelim Sakarya doğal gaz şeyini, beraber çıkaralım. Çünkü Dünya’da onu çıkaran denizlerden bir tek Çin teknolojisi, başka yok. Başka alanlara yatırımlar yapalım, gidelim ilaç sanayisi, falan sanayi, bir yatırım fonu kuralım. 1. Madde bu bizim için Komünist Partisine, bir yatırım fonu kuralım. Çandarlı limanını beraber yapalım, Pire limanı sizin için güvenilir değildir. 6. Filo, Amerika ile Yunanistan beraber kuşattı mı senin Pire limanı diye bir şeyin kalmaz. Gel Çandarlı limanını birlikte yapalım. Sizi de Akdeniz ülkesi yapalım. Sen taaa Pasifik Okyanusu’ndan kalk gel Akdeniz Ülkesi ol. Buradan Afrika’ya ihraç yapalım, Balkanlara yapalım, Rusya’ya yapalım, Avrupa’ya yapalım. Buradan üretim hem Türkiye’nin iş piyasasının taleplerini karşılıyor, hem de diyelim bu dış satımda bu ürettiklerimizi beraber satalım. Bunu yapıyoruz ve bu olacak göreceksiniz. Türkiye’nin önündeki süreçte Çin, en güvenilir ortak, ekonomide de en güvenilir ortak, güvenlikte de Türkiye’nin güvenliği Çin’den başlar, Çin’in güvenliği Türkiye’den başlar.

140journosÇin, Xin Chiang’da zulüm yapıyor mu?

DPYok, yapmıyor. Ben Xin Chiang’a 1977’den beri 5 kere gittim. Her gidişimde başka bir Xin Chiang görüyorum. Dünya’nın hiçbir ülkesi o kadar hızlı kalkınamaz.

140journosPeki çıkan görüntüler ne? Kampların görüntüleri?

DPPKK ile ilgili Batı basınında çıkan görüntüler ne ise o. Batı’nın, özellikle Amerika’nın bu konuda müthiş bir propagandası var. Köy enstitülerine benzeyen kamplar, orada ne öğretiliyor? Çince öğretiliyor. Meslek öğretiliyor. Hukuk öğretiliyor.

140journosGörüntülerde kafasına çuval geçirilmiş elleri kelepçeli insanlar görüyoruz.

DPYa onu kim çekebilir abi? Çin’de sen elleri kelepçeli çuval geçirilmiş adamın fotoğrafını nasıl çekebiliyor. Bir de Çin’de suç işlenmiyor mu? Ben de sana Türkiye’de yakalanan dizi dizi HDP’lilerin, FETÖ’cülerin… Eğer terörist ise o çuval da geçirir. Hani onu kimin Türk askerine Fırat Kalkan harekatında kurşun sıkanlar kim? DEAŞ’taki Uygur teröristleri. DEAŞ’ta 10.000 Uygur teröristi var. PKK’dan farkı ne? Yani bu terörist burada Mehmetçiğe kurşun sıkarken terörist, Çin’e gidince kurtuluş savaşçısı. Olur mu ya? Orada da Amerika’nın teröristi, burada da Amerika’nın teröristi. Çok önemli. Yani bizim burada Çin’i söyleyeyim, camiler bilmem ne, Dünya’da en çok camii Xian Chiang bölgesinde. 500 kişiye 1 cami düşüyor. Türkiye de 1000 kişiye 1 camii düşüyor. Yani ben efendim burada Uygur’um. Benim şeriatım vardır. Kuran-ı Kerim’de böyle yazıyor. Ben 4 tane karı alacağım. Hayır alamazsın. Çin kanunlarına uyacaksın. Çin vatandaşı bir tane hanım olur, veya miras, kadınlar yarım alır. Hayır alamaz. Çin kanunlarına göre kadın ve erkek eşittir. Yani bizim uyguladığımız laiklik. Toplum ve Devlete Dinin karışmaması. Buna Dinin Çinlileştirilmesi deniliyor. Yani Çin kanunlarına bütün din ve mezhepler uyacak. Kendi şeriatlarını uygulayamazlar, inançlarını yapsınlar, ibadetlerini yapsınlar ama kendi kanunlarını, şeriatı uygulayamazlar.

DPŞunu söylüyorum. Türkiye’de bir diyelim hakim sınıf tavrı var. Bir ülkeye yanaşmak, Amerika olmadı Almanya olsun, Almanya olmadı Çin olsun, bu Rusya da olabilir falan gibi. Bu menfaati gördü mü yapar yani. Ama bir de bağımsızlık mücadele geleneği olan, Çünkü biz Amerikan Emperyalizmine bir düşmanlığımız olduğu için karşı çıkmadık. Türkiye’nin bağımsız olması için, Türkiye’nin bağımsız olması diye bir idealimiz olduğuna ve hayatımızı buna göre verdiğimize göre, bu Çin için de, Çin konusunda da geçerli, Rusya konusunda da geçerli, onun için söylüyorum. Yani o Türkiye’nin yakın tarihteki geleneksel, bağımlılıkçı zihniyete karşı Türkiye’nin gelişen, yükselen, bağımsızlıkçı tavrını koruma ve geliştirmede Vatan Partisi bir sigorta.

140journosTürkiye ile Çin arasındaki bu yatırım diyaloğunu siz mi kuruyorsunuz? Bir siyasi parti neden bu işin ortasında?

DPBu hikâye şöyle başladı. İki sene evvel Türkiye’nin en büyük holding yöneticileri benimle görüşmek istedi, İzmir’de görüştük. Söze şöyle başladılar: "Perinçek bizi kurtar, biz hepimiz batıyoruz." Buradan tek kurtuluş Çin’le ekonomik ilişkilerin gelişmesiydi. Çin Büyükelçisi’yle görüştüm, "gel seni Türkiye’nin holding yöneticileriyle tanıştıralım" dedim. Pekin’den cevap geldi; Çin Komünist Partisi tarihinde ilk defa bir ülkenin iş adamlarıyla toplantıya katıldı. İzmir’de, İstanbul’da, Ankara’da üç toplantı yaptık, her birine yüz elli iş adamı katıldı, en büyükler. Bize geliyorlar çünkü o ilişkileri geliştirecek strateji, akıl, birikim bizde; iktidara böyle yürünür, sanayici senin etrafında toplanır.

140journosPeki Uygur meselesinde Vatan Partisi’nin tutumu ne?

DPSen Çin’i böleceğim, ayrı bir devlet kuracağım iddiasında olursan bir şey iyileştiremezsin. Ama dost bir ülkenin tavrıyla iyileştirebilirsin. Vatan Partisi’nin Uygurlar konusunda bir takım tespitleri olduğunda Çin devleti bunu dikkate alıyor, çünkü Vatan Partisi’nin iyi niyetli olduğunu, Çin’i parçalama niyeti olmadığını biliyor. Amerika’nın tavrıyla, PKK’ya silah vererek Türkiye’deki Kürtlerin durumunu iyileştiremezsin. Ama Çin’le, kuşak yol meselesinde ayrıldığımız bir nokta da var: onlar küreselci, biz değiliz. Çin’in dünyada müthiş bir rekabet üstünlüğü olduğu için serbest ticaret bayrağını Amerika’nın elinden kaptı; ama bu Vatan Partisi’nin Türkiye programına oturmuyor. Bunu Çinlilere de söylüyoruz.

43

kitaplar, fiş ve "120 yaşına kadar"

çalışma odası
Kitap fuarında imza günü
kitap fuarında bir imza günü; önde 140journos çantası.

DPŞimdi bunlar, bu kitaplar benim 120-130 yaşıma kadar planladığım kitaplar. Bir kısmı yeni basım; eskiden çıkmış ama hiç mevcudu kalmamış. Orta Asya Uygarlığı, Bozkurt Efsaneleri, Osmanlı Toplumu, Lenin-Stalin-Mao'nun Türkiye Yazıları, Ermeni Sorununda Strateji ve Siyaset... hepsi bitmiş, sıfır. Anayasa Birikimi'nden otuz tane, Kemalist Devrim'in 6. kitabından kırk tane kalmış. Yeniden basacaklarımı sıralamışım, bir kaçının da üstünü çizmişim çünkü onları yazıp yolladım. Bunlar da yazılacak kitaplarım.

140journosOradan gidelim mesela; Bozkurt Efsanesi, Orta Asya...

DP"Bozkurt Efsaneleri ve Gerçek." Orta Asya Türk topluluklarının tarihsel gelişme süreci: Hunlar, Göktürkler. O kadar sarstı ki ilk baskısı on beş bin, ikincisi yirmi beş bin bastı. Bununla ilgili güzel bir hatıra anlatayım: İstanbul'dan Ankara'ya kelepçeli götürülüyorum, yanıma benim gibi bir tutukluyu oturttular. İzmit'e geldik, önde arkada eskort, polis minibüsü, içerisi de biraz karanlık. Adam bana dönüp, beni tanımadan, "Biliyor musunuz," dedi, "Doğu Perinçek'in kitapları Milliyetçi Hareket Partisi'nin tabanını sallıyor. Bozkurt Efsaneleri diye bir kitabı var; Orhun Yazıtlarıbilgi 8. yüzyıldan kalma, Göktürklere ait en eski Türkçe yazıtlar; bugünkü Moğolistan'da bulunur.'na, belgelere dayanarak Türk tarihiyle ilgili öyle şeyler anlatmış ki bütün taban sallanıyor." Ben içimden "Allah Allah, bu adam beni tanımadı mı?" diyorum. İşte o kitapta Türk toplumunun kabile toplumundan uygarlığa geçişini anlatıyorum; bir takım Türkçülerin Türk tarihine yakıştırdıkları da Orhun Yazıtları karşısında çöküyor, gık diyemiyorlar.

140journosBunu gazeteci olarak değil, anlamak için soruyorum: "Ben her zaman bilimsel sosyalisttim ama çocukluğumdan beri Nihal Atsız'a çok ilgi duyardım" diyorsunuz. Hem bilimsel sosyalist hem Atsızcı olunca bu nasyonal sosyalizme girmiyor mu?

DPNihal Atsızbilgi Türkçü yazar ve şair (1905-1975); "Bozkurtlar" gibi tarihi romanlarıyla tanınır.cı değilim ama şunu düşünün: Marx, Engels, Lenin, Stalin, Mao... hepsi Aristo'dan başlayıp kendi toplumlarının kültürel birikimiyle haşır neşir olmuş adamlardır. Atsız'ı okumadan Türkiye'de entelektüel olunmaz, Türk tarihiyle buluşulmaz. Yalnız Lenin'i, Mao'yu, Marx'ı okuyan adam zaten Marksist değildir.

140journosSizin ideolojinizde Atsız ne kadar ağırlıklı?

DPGel, kitaplığımdan başla. Buradan Kutadgu Biligbilgi Yusuf Has Hâcib'in 1069-70'te yazdığı, Karahanlı Türkçesiyle kaleme alınmış ilk büyük siyasetname niteliğindeki eser., Dede Korkutbilgi Oğuz Türklerinin destansı hikâyelerinden oluşan anonim eser.... Türkiye'de Dede Korkut üzerine yazılmış her şey burada, Orhan Şaik Gökyay'dan başlayarak hepsini okumuşum. Ben bir Kutadgu Bilig uzmanıyım. Sonra Çin kaynakları, Türklerin tarihiyle ilgili Çin'in tuttuğu şeyler, Doğu Türkistan, Gumilyovbilgi Lev Gumilyov (1912-1992); Rus tarihçi ve etnolog, Türk ve bozkır halkları üzerine çalışmalarıyla bilinir.'un kitapları, Hunlar... Kemalist devrim üstüne de dokuz kitap yazdım. Beni en çok ilgilendiren iki dönem var: Türklerin kabile toplumundan feodalizme sıçrayışı; bir de Atatürk devrimi ve öncesi, Namık Kemal'lerden Mustafa Kemal'e uzanan süreç. İkisi de birer devrim dönemi. Ben toplumdaki büyük sıçramalara, büyük değişikliklere yoğunlaştım.

DPMesela nasıl çalışıyorum, bak. Şu gördüğün kuş gözlerinin her biri benim bir kitabım. Mesela bu, "Kemalist Devrim 4: Kurtuluş Savaşında Kürt Politikası." Bunu yazmak için bu kadar fiş çıkarmışım, kitap okumuşum, sonra bu kulakları tasnif etmişim. Yazarken iskambil kâğıdı gibi sistematiğini kuruyorsun; gönderme yapacağın kitap belli, aldığın notlar belli, bilgisayarın başında bunlara bakarak takır takır takır yazıyorsun. İnsana o kadar çok zaman kazandırıyor ki. Kitap okurken ileride işime yarayacak bir bilgiyi boş fişe çıkarır, ilgili kutusuna atar, sonra tasnif ederim. Elli-yüz küsur kitabımın hepsinin böyle kutuları var. Bak şu klasör ne kadar eskimiş görüyor musun? Herhalde elli altmış yıllık. Çeke çeke buraları yırtılmış, ben de bir şeyle kapatmışım.

44

aynı gemi: kaptan ve rota

röportajın sonu · 2020
on bin kilometre boyunca: adana’nın üç yıldızlı otellerinde düzenlenen vatan partisi destek gecelerinden kareler.

140journosAK Parti’yi dış politikada destekleyerek mi ilerliyorsunuz?

DPDesteklemek kelimesini hiç doğru bulmuyorum. Kendi programımızı takip ediyoruz ve bu program bizi iktidar yapacak.

140journosDışarıdan görünen şu: yönetme sorumluluğu AK Parti’de, ama sizin söylediklerinize çok yakın hamleler yapıyor. Siz onları angaje mi ediyorsunuz?

DPO kelimeleri seçerken farklı kavramlar da kullanılabilir ama dedikleriniz doğru. Vatan Partisi’nin iktidar stratejisi şu: Vatan Savaşı’ndan Milli Hükümet’e, Üretim Devrimi’nden Milli Hükümet’e. Nasıl Atatürk bir İstiklal Savaşı ile hükümet olduysa, bugünkü vatan savaşı süreci de Vatan Partisi’ni iktidara taşıyacak; çünkü o savaşın en kararlı, en akıllı temsilcisi biziz. O savaşta yenilirsek de bizim yerimiz zindan olur. İkinci ayağı üretim ekonomisi: üreticilerin baş tacı olduğu bir üretim devrimi süreci bizi iktidara taşır. Kimle beraber? İşçiyle, sanayiciyle, tüccarla; üretici sınıflarla beraber. Bu süreçleri hızlandıran her şey bizim için doğru. Mustafa Kemal’i de iktidara savaş taşıdı; o savaşta yenilseydik Atatürk mezardaydı, belki de bir hain diye geçecekti. Vatan Partisi de Türkiye’nin bağımsızlık ve bütünlük süreciyle iktidara ilerliyor.

140journosO zaman şunu diyebilir miyiz: Vatan Partisi, Kemalist Devrim’i tamamlamak için AK Parti’yi kullanıyor.

DPVatan Partisi, Kemalist Devrimi tamamlama hedefine sahip ve Türkiye 2014 yılından bu yana Amerika güdümlü teröre karşı başarılı mücadeleler yürütüyor ve Doğu Akdeniz’de ABD tehditlerine karşı duruyor. Vatan bütünlüğü sağlama yönünde gelişiyor. Burada tabii devletin başında olan AK Partinin çok büyük katkıları ve kararları var. Dolayısıyla Vatan Partisi ve Ak Parti aynı gemide, aynı cephede, Türkiye İttifakı içinde, Türkiye cephesinde, orada MHP’de var. Tabii bu aynı zamanda o gemide bir kaptanlık sorunu da olabilir. Yani kim bu gemiyi en iyi yönetir? Kim bu gemiyi kayalara çarpmadan hedefimize doğru götürür? O kaptanı belirler. Şuan da bu geminin kaptanı AK Parti.

140journosTeknik direktör kim?

DPTabii Vatan Partisi de o geminin rotasını çizen konumda şu an diyelim. O geminin rotasını, arkaya baktığımız zaman son 5–6 yıla hep Vatan Partisi’nin dediği istikamette gidiyor. Mesela şimdi 1 yıl evvel ekonomide hala onlar Atlantikçi çizgide ısrar ediyordu. Biz diyorduk ki üretim ve istihdam odaklı ekonomi. Kalktılar şimdi üretim ve istihdam odaklı ekonomiyi kabul ettiler. Devletçilik ile yatırım yapacağız dediler. Devlet ile özel sektör arasında sürükleyici olan devlettir dediler. Bunların hiçbirini Turgut Özal’da, Ak Parti programlarında bulamazsınız ama hepsi Vatan Partisinin programında bunlar.

140journosGazeteci sorusuyla soralım: o zaman Vatan Partisi de mi doların fiyatına bakmıyor?

DPSiz üretirseniz doların fiyatı yükselmez. Siz niçin dolara muhtaçsınız? Büyük bir dış ticaret açığınız var. Ödeme açığınız var, ondan sonra o nedenle dolara ihtiyacınız var. Dolara talebiniz yüksek olduğu için Dünya Piyasalarında her yerde doların fiyatı düşerken sizde yükseliyor. Bunu çaresini, Türkiye diyelim şuan da 30–40 milyar dolar dış ticaret açığı vereceğine, kendisi üretse ve o dengeleri kursa, doların fiyatı da Türkiye’de denge ve istikrar kazanacak.

↓ daha fazla için kaydır