Türkiye'nin nüfus, ekonomi, toplum, hak, siyaset ve kamu-özel iş birliği proje verileri.
100belgesel Kentsel Dönüşümfotoğraf öyküsüKENTSEL
DÖNÜŞÜMÜN
BEDELİ
Sis Atma O.Ç.fotoğraf öyküsü«SİS ATMA O.Ç.» arşiv · derlemeMOTORİZE ÇETELERİN ÖNCESİ: MAFYA BABALARItürkiye’nin eski mafya babaları ve kabadayıları e-kitap · 140journos anılarıDOĞU PERİNÇEK’LE 10 BİN KİLOMETREkısmen iktidar çekimlerinden yol anıları belgesel
çizgi film
marka belgesel belgesel belgesel belgesel
çizgi film
çizgi film
belgesel
belgesel İtibardan Tasarruf belgeselibelgesel belgesel 6 şubat serisi
adnan oktar serisi
belgesel e-kitap · dava dosyasıKEDİCİK: TURNİKE SİSTEMİbir belgeselin arkasındaki senarist dosyası · 2022 gerekçeli karar belgesel
çizgi film
marka belgesel belgesel oyun belgesel engellendi belgesel belgesel çizgi film siyasi profiller belgesel belgesel belgesel mockumentary türk ifşabelgesel Yaktın Bizi Reis belgeselibelgesel çizgi film marka Hayırsız Ada belgeselibelgesel Killa belgeselibelgesel Atanamayan Öğretmen belgeseli belgesel Esenler Otogar: Alt Kat belgeselibelgesel Tarih Tekerrürbelgesel Penis Haritasıbelgesel Gezi ParkıGEZİ
PARKI
SERİSİ
Bitmeyen Ekonomik KrizBİTMEK BİLMEYEN KRİZ$=6,12 Baraj Yapılabilir Hasankeyfarşiv · video Kaderin Üstünde Bir Kaderbelgesel serisi
140journos ekibi ID.Buzz ileID.BUZZ İLE SAHADAYIZ#REKLAM
salgının 100 günüe-kitap göz kırpmadan: 202Xvideo art bkz: ekşi sözlükbelgesel Günün duvar kağıdıgünün duvar kağıdı çizgi film · dump hazbelgesel nabıcaz be kamilbelgesel matemvideo art hamburg muhtarıbelgesel altyapı: boksörbelgesel başkanlık sistemi vebabelgesel doktor yokbelgesel #WALLPAPER#wallpaper Kuzeybelgesel serisi
⌕ 140JOURNOS ARŞİVİNDE ARA
Şampiyon: Bold Pilot140journos & at Teşebbüsbelgesel Arap Emrah belgeseli belgesel Don't Panic e-kitap e-book [english]
arşiv · derleme

TÜRKİYE’NİN ÜNLÜ
“MAFYA BABALARI”
VE KABADAYILARI

Sokak infazları ve sosyal medya tehditleriyle yükselen yeni nesil motorize çeteler Türkiye’nin gündemini işgal ederken, bir önceki kuşağın “mafya babaları” ve kabadayıları kimlerdi diye soruyoruz. 140journos, Türkiye’nin eski mafya babalarını ve kabadayılarını (yeni nesil motorize çetelerin yükseldiği bu günlerde) yeniden hatırlıyor: nereden geldiler, ne yaptılar, bugün neredeler?

Sedat PekerAlaattin ÇakıcıDündar Kılıçİdris ÖzbirHüseyin Baybaşinİsmail HacısüleymanoğluErol EvcilHadi ÖzcanNuri ErginSami HoştanHüseyin SaralKürşat YılmazFırat DelibaşKurban YazoğluŞeref YazoğluÖrfi ÇetinkayaHasan HaybetliAhmet Tekin BaykalAbdullah UçmakOsman CevahiroğluFevzi ÖzNecdet Ulucan
Sedat Peker

Sedat Peker “Reis”

1971, Sakarya

Gençliğinde kendisine “Reis”, “Ruh Adam” ve “Köroğlu” lakapları takılan Peker, “uyuşturucuyla mücadele eden baba” olarak tanınmıştır. Barmen Oğuz Atak cinayeti, çete olaylarına karışmak ve tehditle tahsilat suçlarından aranan Peker, 19 Ağustos 1998’de Romanya’dan Türkiye’ye getirilmiştir. “Kelebek Operasyonu” sonucunda 12 yıl hapis cezası almış, 2014’te tahliye olmuştur. 2015’te Rize’deki bir mitingde Barış İçin Akademisyenler hakkında sarfettiği sözler nedeniyle soruşturma açılmıştır. Yaşamına İstanbul’da devam etmektedir.

GÜNCEL 2021’de YouTube’da yayımladığı video serisiyle, dönemin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu başta olmak üzere siyaset ve bürokrasiyi hedef alan iddialar ortaya attı; bu videolar Türkiye gündemini haftalarca sarstı. 2021’den bu yana Birleşik Arap Emirlikleri’nde (Dubai) yaşıyor; hakkında Şubat 2022’de Interpol kırmızı bülteni çıkarıldı ve Türkiye iadesini talep etti. Hâlâ yurt dışında.

Alaattin Çakıcı

Alaattin Çakıcı

1953, Trabzon Arsin

Gençlik yıllarında Şişli’de ülkücü gruplara dahil olan Çakıcı’nın suç dosyası bir İETT görevlisini bıçakla yaralamasıyla açılmıştır. Çek-senet işlerine girmiş, Ankara’daki eğlence mekânlarına haraç baskınları yapmıştır. İddiaya göre MİT bağlantıları sayesinde 1987’deki “Babalar Operasyonu”nda gözaltına alınmamıştır. 1992’de sahte pasaportla yurt dışına kaçmış, 17 Ağustos 1998’de Fransız polisince Nice’te yakalanmıştır. Halen Bolu F Tipi Cezaevi’ndedir.

GÜNCEL Nisan 2020’de Covid-19 gerekçeli infaz düzenlemesiyle tahliye edildi; artık cezaevinde değil. Tahliyesinin ardından MHP lideri Devlet Bahçeli’yi genel merkezde ziyaret etti; Bahçeli’ye yakınlığı ve Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik tehdit içerikli açıklamalarıyla defalarca gündeme geldi.

Hadi Özcan

Hadi Özcan

1954, Kocaeli

1980 öncesinde Ülkü Ocakları başkanlığı yaptığı bilinen Mehmet Hadi Özcan, “Kocaeli Çetesi” lideri olarak tanınır. Cürüm işlemek için teşekkül oluşturma, cezaevinde talimatla suça azmettirme, haraç toplama, çek-senet tahsilatı, adam kaçırma ve araba hırsızlığı dosyasındaki suçlardan birkaçıdır. Ergenekon davası sürecinde Alaattin Çakıcı’yla ters düştüğü iddia edilmiştir. Kandıra Cezaevi’nde cezasını çekmektedir.

GÜNCEL Tutuklu bulunduğu Diyarbakır Cezaevi’nde hayatını kaybetti (2024).

Hüseyin Saral

Hüseyin Saral “Hüseyin Ağa”

Of

1990’lı yıllarda Türk ve Romen emniyetinin ortak ‘Meriç Operasyonu’ ile Bükreş’te yakalanmasıyla tanınmıştır. Sedat Şahin ile suç grupları arasındaki çatışmalar basında geniş yer almıştır. Emniyetin 2002 sonrası düzenlediği ~100 operasyonda çok sayıda silah ve mühimmat ele geçirilmiştir. Saral, 2005’te Roma’da Sedat Şahin’in adamlarınca sokak ortasında öldürülmüştür.

Hüseyin Baybaşin

Hüseyin Baybaşin “Avrupalı Escobar”

1956, Diyarbakır Lice

Kürt kökenli Baybaşin Aşireti’ndendir. 1976’da Türkiye’de, 1984’te İngiltere’de uyuşturucuyla yakalanmıştır. 1980’lerin sonuna doğru Avrupa’nın en büyük uyuşturucu kaçakçılarından biri hâline gelmiştir. 1998’de ‘Siyah Lale’ adlı uluslararası operasyonda Hollanda’da yakalanıp ömür boyu hapse mahkûm edilmiştir. BBC araştırmasında servetinin 16 milyar dolar civarında olduğu belirtilmiştir. Hâlâ Hollanda’daki Vught Cezaevi’ndedir.

GÜNCEL Yaklaşık 30 yıl kaldığı Hollanda’daki cezaevinden 2024’te, denetimli serbestlik/topluma uyum programı kapsamında tahliye edildi; avukatları yargılamanın adil olmadığını savunmuştu.

Nuri Ergin

Nuri Ergin

Karagümrük Çetesi’nin lideridir; 1997’de Metris Cezaevi isyanından sorumlu tutulmuştur. Kardeşi Vedat Ergin ile 1999’da Sabancı suikastı sanığı Mustafa Duyar’ı öldürmüşlerdir. Kartal Hapishanesi’nde birlikte kaldığı Alaattin Çakıcı ve Erol Evcil ile anlaşmazlıklar yaşamıştır. İki grup arasındaki gerginlik sebebiyle Uşak E Tipi Cezaevi’ne gönderilmiştir.

Fırat Delibaş

Fırat Delibaş

Diyarbakır

‘Hanımağa’ Sevgi Özöcal ile çeşitli ortak işler yaptığı, bir dönem şarkıcı Cengiz İmren’in koruma işlerini yürüttüğü bilinmektedir. 2003’te Beyoğlu’nda eş zamanlı operasyonlarda 30 ayrı mekânına baskın yapılmıştır. 41–89 yıl hapis istemiyle yargılanmasına rağmen 3 yılın sonunda beraat etmiştir. Yaşamına İstanbul’da devam etmektedir.

Kürşat Yılmaz

Kürşat Yılmaz

12 Eylül öncesinde Ülkücü Gençler Derneği üyesi olan Yılmaz, çek-senet tahsilatı ve sahte piyango basmak suçlarından yargılanmıştır. 1992’de Kayhan Güvelioğlu’nu öldürerek 19 yıl ağır hapis almıştır. Toplam dört kez hapisten kaçmış, 1998’de Bulgaristan’ın Varna kentinde yeniden yakalanmıştır. Kuşadası eski Belediye Başkanı’nın öldürülmesini azmettirdiği gerekçesiyle ömür boyu hapse çarptırılmıştır.

GÜNCEL 30 Ekim 2021’de, yeniden yargılamayla cezasının önemli bir bölümünden beraat etmesinin ardından Kocaeli’deki cezaevinden tahliye edildi. MHP lideri Bahçeli’nin “gözü kara yiğit” diye andığı isimlerden biri.

Erol Evcil

Erol Evcil “Zeytin Kralı”

1970, Bursa

1997’de Ortadoğu ve Balkanlar’ın en büyük entegre zeytin fabrikasını kurduğunu ilan edince ismi “Zeytin Kralı” olarak duyulmuştur. Alaattin Çakıcı ile dostluğu sayesinde bankalardan rahatlıkla kredi aldığı iddia edilmiştir. Nesim Malki cinayetini azmettirdiği gerekçesiyle Interpol tarafından arandıktan sonra 1999’da Bursa’da yakalanmış, ifadesinde cinayeti azmettirdiğini itiraf etmiştir.

GÜNCEL 16 Nisan 2020’de infaz düzenlemesiyle tahliye oldu; sonraki yıllarda demir-çelik sektöründe “çelik kralı” olarak anıldı ve Temmuz 2022’deki “Demir Yumruk” operasyonunda yeniden tutuklandı.

Dündar Kılıç

Dündar Kılıç

1935, Sürmene

Avni Çakıroğlu’nu silahla yaralayarak ünlenmiştir. 1984’teki “Babalar Operasyonu”nda sorguya alınmıştır. Civangate ve Susurluk skandallarında adı geçmiştir. 1994’te Semra Özal’ın ricasıyla Selim Edes–Engin Civan anlaşmazlığında arabuluculuk yapmış, bu sebeple damadı Alaattin Çakıcı ile karşı karşıya gelmiştir. 10 Ağustos 1999’da İstanbul’da hayatını kaybetmiştir.

İdris Özbir

İdris Özbir “Kürt İdris”

1937, Kars

1980’lerde kulüp ve barlarda fedailik yapan Kürt İdris; hazine arazisi parselleyip satmak, çek-senet tahsilatı ve uluslararası kaçakçılık suçlarından aranmıştır. “Mustafa Kemal’e, İsmet Paşa’ya, Kenan Evren’e ‘baba’ diyen bu millet bana da baba demiştir” demiştir. İbrahim Tatlıses ve Bülent Ersoy’u himayesine alıp yeraltı dünyasıyla tanıştırdığı iddia edilmiştir. 2002’de akciğer kanserinden ölmüştür.

İsmail Hacısüleymanoğlu

İsmail Hacısüleymanoğlu “Oflu İsmail”

Dündar Kılıç’ın eniştesidir; Ekim 1977’de Hollanda’da yakalanan 3,7 ton esrardan sorumlu tutulmuştur. Mart 1979’da Semiramis Gazinosu’nun patronunu ve şef garsonunu öldürüp yurt dışına kaçmıştır. İngiltere’de “Ali Osman” kimliğiyle yakalanmış, uyuşturucu ve silah kaçakçılığıyla suçlanmıştır. Mayıs 2006’da Türkiye’ye iade edilmiş, 2015’te akciğer yetmezliğinden ölmüştür.

Kurban Yazoğlu

Kurban Yazoğlu

1952, Bayburt

Etiler, Acarkent ve Beşiktaş’ta kumarhane işlettiği iddia edilen Yazoğlu, “Arnavut Sami” Sami Hoştan ile ortak olmuştur. İbrahim Tatlıses, Haluk Ulusoy, Aydın Doğan ve Rahmi Koç gibi birçok ünlü iş insanı ve sanatçıya güvenlik sağladığı iddia edilmiştir.

Şeref Yazoğlu

Şeref Yazoğlu “Oflu Şeref”

1956, Bayburt

“Oflu Osman” Osman Cevahiroğlu’nun yeğeni, Kurban Yazoğlu’nun kardeşidir. Adamları “Bakırköy çatışması”nda yer almıştır. Dosyasındaki suçlar kumarhane işletmek, haraç kesmek, yasa dışı otopark işletmek ve kasten adam yaralamaktır. “Kazan Yemek” adlı toplu yemek şirketini kurmuştur; son dönemde eğitim alanında yer aldığı bilinmektedir.

Örfi Çetinkaya

Örfi Çetinkaya

İlk olarak sigara kaçakçılığıyla aranmış, 1980’de silah ve gümrük kaçakçılığından yakalanmıştır. 1988’de Etiler’de dur ihtarına uymayınca belinden vurulmuştur. “Altın Hilal” operasyonunda adı geçmiş, 2000’de Bahçeşehir’deki evinde ‘Matador Operasyonu’yla yakalanmıştır. Sağlık sorunları nedeniyle birkaç kez tahliye edilmiştir.

GÜNCEL “Türk Escobar” olarak da anılan Çetinkaya, Nisan 2023’te İstanbul’da yakalandı ve 20 Eylül 2024’te tutuklu bulunduğu İzmir’deki cezaevinde hayatını kaybetti.

Hasan Haybetli

Hasan Haybetli

Siirt

Arap Hüso lakaplı kabadayı Hüseyin Heybetli’nin oğludur. 1979’da babası ölünce İstanbul Meyve ve Sebze Hali’nin haraç işini devralmıştır. Muazzez Abacı’ya duyduğu aşkla magazin gündemine oturmuş, sanatçıyla iki kısa evlilik yapmıştır. İkinci nişanlılığı sırasında iki kişiyi öldürmüştür; 2004’te bir gaspa teşebbüs davasından cezaevine gönderilmiştir.

Ahmet Tekin Baykal

Ahmet Tekin Baykal

Özgecan Aslan’ın katilini ve babasını cezaevinde vurarak öldürttüğü iddia edilen Baykal, 1997’de çete lideri olduğu gerekçesiyle tutuklanmıştır. Çıktıktan sonra yeniden suç örgütü kurmakla suçlanmıştır. İbrahim Çiftçi’nin öldürülmesinde azmettirici olduğu iddialarıyla yargılanmış; 2008’de “Anafor Operasyonu”yla gözaltına alınmıştır.

Sami Hoştan

Sami Hoştan “Arnavut Sami”

1947

Susurluk davası hükümlüsü, Ergenekon davası sanığıdır; eski İstanbul Sheraton Oteli Gazinosu ortaklarındandır. 2. MİT Raporu’nda DHKP/C ile ilişkili olduğu ve uluslararası uyuşturucu kaçakçılığı yaptığı ileri sürülmüştür. Susurluk davasında dört yıl hapis almıştır. Uzun süre karaciğer kanseri tedavisi gören Hoştan, 11 Mayıs 2015’te hayatını kaybetmiştir.

Abdullah Uçmak

Abdullah Uçmak

1998’de Arena programında İbrahim Tatlıses’i ölümle tehdit eden Uçmak, 2011’de Tatlıses’i kalaşnikofla vurmuştur. 36 yıl hapis istemiyle yargılanmış, duruşmadaki ifadeleriyle gündeme gelmiştir.

GÜNCEL 2011’deki İbrahim Tatlıses saldırısından aldığı ceza nedeniyle halen cezaevinde; Ocak 2026’da bir yakınının cenazesi için jandarma eşliğinde kısa süreliğine izinli çıktı.

Osman Cevahiroğlu

Osman Cevahiroğlu “Oflu Osman”

Kumar ve uyuşturucudan kazandığı serveti turizm ve inşaata yönlendirerek büyük yatırımlar yapmıştır. 2003 ilkbaharında hastanede Recep Tayyip Erdoğan ve eşi Emine Erdoğan tarafından ziyaret edilmiştir. 2004’te hayatını kaybeden Cevahiroğlu, Grand Cevahir Otel’in sahibi İbrahim Cevahiroğlu’nun kuzenidir.

Fevzi Öz

Fevzi Öz

Malatya

Amcasının oğlunun vurulmasıyla başlayan kan davası nedeniyle bir kişiyi öldürüp cezaevine girmiş, 1974’te aftan yararlanmıştır. 1980’de Kürt İdris ve Mustafa Çapan’ı kaçırmak dahil birçok suçlamadan beraat etmiştir. İlk MİT raporunda adı hayali ihracat ve para aklama işlerinde geçmiştir. 1988’de uyuşturucu ve tabancayla yakalanıp 30 ay hapis almıştır.

Necdet Ulucan

Necdet Ulucan

Elazığ

Elazığlı kabadayılardan; kamuoyunda “Savcı Ömer Faruk’u vuran Elazığlı” olarak anılır. Girdiği cezaevlerinde kumar ve esrarı yasakladığı, mahkûmların sorunlarıyla ilgilendiği anlatılır. (140journos’un 2016 derlemesinde kartı yer alıyor; biyografisi kamuoyu kaynaklarından derlenmiştir.)

↓ daha fazla için kaydır
manifesto

Daha Az Yanlış
Yapmaya Dair

Ömer Madra’dan 140journos’a — Açık Radyo’da geçen 2,5 yılın ardından bırakılan bir metin, bir pusula.

1995'ten beri yayınına devam eden Açık Radyo, medya ve iletişim alanlarında okuyan her öğrenci için, bu alanda çalışmak isteyen her genç medya profesyoneli için bir vahadır. Alternatif medya üzerine fikredenler için Açık Radyo’nun sürdürülebilirlik anlamında hayata geçirdiği dinleyici destek projeleri, Türkiye gibi kitlesel finansman anlamında bir kültürün gelişmediği bir ülkede ender örnekler arasında görülür. Açık Radyo; yapısıyla, söylemleriyle, eylem haliyle şüphesiz ki müstesna bir medya kuruluşudur.

140journos olarak 2013 yılının Kasım ayından 2016 Nisan’ına kadar 2,5 yıllık süre zarfında, editörlerimizin hazırlayıp sunduğu haber bülteni ile Açık Radyo ailesinin bir parçası olduk. 120 haftadan fazla bir süre, her cuma Türkiye’yi anlamak için sürdürdüğümüz yayınımızın çıktılarını 25 dakika içerisinde anlatmaya çalıştık.

Unutamadığımız bir anıdır; Açık Radyo’nun genel yayın yönetmeni Ömer Madra, 1 Kasım 2013'teki ilk programımızın ardından odasında çayla karışık bir muhabbete davet etti. Yeni yayın dönemi öncesi seçmelerde 140journos haber bülteninin beta kaydını dinler dinlemez aklına 2011 yılında George Monbiot tarafından yazılan “On Trying To Be Less Wrong” makalesinin geldiğini ve bu makaleyi mutlaka okumamız gerektiğini söyledi. Yayında değindiğimiz bazı anekdotlar, ona Monbiot’un makalesinde bahsettiği kritik noktaları hatırlatmış. Madra, üç nüsha çıktı aldığı makaleyi bizlere yüksek sesle okurken “Bu 140journos’un adı konulmamış manifestosu” dercesine birbirimize baktık. Bazen insan yalnız hissedip rüzgara karşı savaştığını düşünüyor fakat bazen de iki satırlık bir yazı, ilk günkü gibi motive edebiliyor.

Ömer Madra’nın önerisiyle George Monbiot’un 2011 tarihli makalesi “On Trying To Be Less Wrong”, yani Türkçe ifadesiyle “Daha Az Yanlış Yapmak Üzerine”. Duru çeviri Fahrettin Önder’den, düzeltiler Ömer Madra’dan:

George Monbiot-On Trying To Be Less Wrong

“My job is to tell people what they don’t want to hear. That is not what I set out to do. I wanted only to cover the subjects I thought were interesting and important. But wherever I turned, I met a brick wall of denial.

Denial is everywhere. I have come to believe that it’s an intrinsic component of our humanity, an essential survival strategy. Unlike other species, we know that we will die. This knowledge could destroy us, were we unable to blot it out. But, unlike other species, we also know how not to know. We employ this unique ability to suppress our knowledge not just of mortality, but of everything we find uncomfortable, until our survival strategy becomes a threat to our survival.

Whenever I have tried to bring an awkward issue to public attention, it has been greeted with a cacophony of voices insisting that there is nothing to worry about. The volume of denial bears no relationship — except perhaps a positive one — to the strength of the evidence.

Denial is exacerbated by the nature of the media. I believe that the purpose of journalism is to hold power to account. But it is used, overwhelmingly, to support power against those who challenge it. Most media organisations are owned by very wealthy people or corporations. They appoint editors in their own image, and the people who work for them are acutely aware of where their interests lie. One of the privileges of wealth is that you can employ other people to engage in denial on your behalf. Ideas and information which conflict with the interests of the proprietorial class, or upset their assumptions, are either energetically denounced or comprehensively ignored by their employees.

Just as journalists seldom hold power to account, there are few means by which the power of journalists is held to account. The internet, paradoxically, has in one respect made journalism less accountable, as it exacerbates the tendency for like-minded people to clump together, and to shout down or shut out the voices which challenge them. Journalists — especially commentators — attract loyal followers, who defend them from criticism. They quickly learn what their followers want to hear. They can change their opinions only at the cost of alienating their fans. Even if their claims are repeatedly exposed as false, they must stick to the script. Nothing destroys good journalism more effectively than being treated as a hero.

It is not just power that journalists should challenge: they should also challenge themselves. Before making any claim, we should ask ourselves whether the evidence supports our beliefs. When we discover that we have got something wrong, we must be prepared to say so. Being able to abandon pride and admit that we are wrong is the only hope we have of acquiring wisdom. That is another way of saying that it’s the only hope we have of creating a better world.

The evidence is not fixed. The facts change as new findings are made, and as societies, technologies and power relations change. Identities are not fixed either. People can be victims at one moment, oppressors at another. There is no virtue in sustaining a set of beliefs, regardless of the evidence. There is no virtue in either following other people unquestioningly or in cultivating a loyal and unquestioning band of followers.

While you can be definitively wrong, you cannot be definitely right. The best anyone can do is constantly to review the evidence and to keep improving and updating their knowledge. Journalism which attempts this is worth reading. Journalism which does not is a waste of time.

Just as importantly, journalists should show how they reach their conclusions, by providing sources for the facts they cite. Trust no one, but trust least those who cannot provide references. A charlatan, in any field, is someone who will not show you his records.

So, in reading the articles on this site, don’t expect to agree — or to disagree — with all of them. I no longer agree with all of them myself. You will find consistencies but also stark contradictions between some of the things I believed a few years ago, and some of the things I believe today.

I have tried to navigate and understand a world that is extraordinarily complex. The useful skill I possess is an ability to read and process a lot of information quickly: on average, I read around 600 pages of source material for every column I write. But this is nowhere near enough. The world’s complexity, and the impossibility of mastering any subject, let alone of achieving a comprehensive overview, means that we will always be wrong in some respects.

A complex system cannot produce simple or consistent answers. A system created by human beings — or by any conceivable entity — cannot produce perfect answers. Every choice we make involves pay-offs and compromises. This is a lesson I have learnt slowly and reluctantly.

But while my opinions about particular issues have changed and become more complex, my underlying principles have not. These are that we should stand up for the victims, whoever they might be, and against the aggressors, whoever they might be. We should defend the poor against the rich, the powerless against the powerful, the defenceless against the armed. We should defend the biosphere that gives us life: both because it is wonderful and because those of us who possess agency (who are alive today and have money) have no right to deprive others (who are not yet born or who are poor) of their means of survival. We must treat other people as we would wish to be treated ourselves.

None of these aims can be passively achieved. All involve confrontation. Among other forms of conflict, they require confrontation with denial — our own and other people’s — and with the falsehoods of those who possess power. This is where I have a role. The articles on this site are my stumbling attempts to confront power with research, and to tell the stories you would prefer not to hear.”

George Monbiot-Daha Az Yanlış Yapmaya Dair

“Benim işim insanlara duymak istemediklerini anlatmak. Yola çıkış amacım bu değildi. Ben yalnızca ilginç ve önemli olduğunu düşündüğüm konuları işlemek istiyordum. Fakat nereye dönersem döneyim, bir inkar duvarına tosladım.

Her yerde, herkes bir şeyleri inkar ediyor. Artık inanmaya başladım ki bu, insanlığımızın özünde olan bir bileşen ve önemli bir hayatta kalma stratejisi. Biz, diğer türlerden farklı olarak öleceğimizin bilincindeyiz. Görmezden gelemiyor olsak, bu bilgi bizi mahvedebilir. Fakat yine diğer türlerin aksine, bunu nasıl bilmezden geleceğimizi de biliyoruz. Bu benzersiz yeteneği, yalnızca fanilikle ilgili bilincimizi bastırmak için değil, bizi rahatsız veren her şeyi bastırmak için kullanıyoruz, ta ki hayatta kalma stratejimiz, hayatta kalmamıza bir tehdit olana kadar.

Ne zaman tuhaf bir konuyu kamuoyunun dikkatine sunmaya çalışsam, endişelenecek hiçbir şey olmadığını direten bir kakofoni korosu ile karşılaşmışımdır. İnkarın boyutlarının, delillerin gücüyle uzaktan yakından hiç bir alakası yoktur, belki olumlu olanları hariç.

Medyanın yapısı, inkarı şiddetlendirir. Kanımca gazeteciliğin amacı, gücü ve iktidarı hesap vermeye zorlamaktır. Ama gazetecilik, ezici çoğunlukla güce meydan okuyanlara karşı gücü desteklemekte kullanılır. Çoğu medya grubu, çok varlıklı kişilere ya da şirketlere ait. Onlar da kendilerine benzer genel yayın yönetmenlerini işe alırlar , o medya kurumunun çalışanları da çıkarlarının ne yönde olduklarının kesinlikle farkındadırlar. Varlıklı olmanın ayrıcalıklarından biri de, sizin adınıza inkar işiyle uğraşabilecek kişileri çalıştırabilmenizdir. Mülk sahibi sınıfın çıkarlarıyla çatışan veya o sınıfın kabullerini ve varsayımlarını altüst eden görüş ve bilgiler, onların emrinde çalışan elemanlarca ya hararetle inkar edilir ya da tamamen görmezden gelinir.

Nasıl gazeteciler muktedirlere nadiren hesap sorabilecek durumdaysalar, aynı şekilde gazetecilerin gücünden hesap sormaya yarayan araçlar da pek azdır. İnternet, şaşırtıcı bir şekilde, gazeteciliği, bir açıdan daha az hesap verir hale getirirken, bir taraftan da, aynı görüşteki insanların bir araya gelip daha fazla ses çıkarmalarını, ve kendilerine karşı duranların seslerini bastırma ya da seslerini hepten kesme eğilimini pekiştirdi. Gazeteciler, özellikle köşe yazarları ve yorumcular, sadık takipçilerini mıknatıs gibi kendilerine çekerler ve bu takipçiler onları eleştirilere karşı savunurlar. Bu yorumcular, takipçilerinin neleri duymak istediklerini çabucak öğrenirler. Görüşlerini, ancak ve ancak hayranlarını yabancılaştırma pahasına değiştirebilirler. İleri sürdükleri görüşlerin doğru olmadığı tekrar tekrar kanıtlansa bile, senaryolarına bağlı kalmakta ısrar ederler. Hiçbir şey, iyi gazeteciliği, kahraman muamelesi görmekten daha fazla mahvedemez.

Gazetecilerin meydan okuması gereken şey, sadece güç değildir; onlar, aynı zamanda kendilerine de meydan okumalıdırlar. Herhangi bir iddiayı ileri sürmeden önce, kanıtların inandığımız şeyleri destekleyip desteklemediğini kendi kendimize sormalıyız. Bir şeyleri yanlış söylediğimizi keşfettiğimiz zaman da, yanlışımızı söylemeye hazırlıklı olmalıyız. Gururumuzu bir yana bırakıp yanlış yaptığımızı kabul edebilmek, erdemli olma konusundaki tek umudumuzdur. Bu da, daha iyi bir dünya yaratma konusundaki tek umudumuzun buradan geçtiğini söylemenin bir başka yoludur zaten.

Kanıtlar, sabit değildir. Yeni bulgular elde edildikçe, toplumlar, teknolojiler ve güç ilişkileri değiştikçe, gerçekler de değişir. Kimlikler de sabit değildir. İnsanlar, bir anda kurban, bir başka anda zalim olabilirler. Kanıtları gözardı ederek bir inanç kümesini sürdürmenin hiçbir erdemli tarafı yoktur. Hatta, ne başka insanları sorgusuz sualsiz takip etmenin ne de kayıtsız şartsız sadık kalan bir taraftar ordusu yetiştirmenin erdemli bir yanı vardır.

Kesin yanılgı içinde olabiliriz pekala ama kesinlikle haklı olmak diye bir şey yoktur. Kişinin yapabileceği en iyi şey, eldeki kanıtları, sürekli gözden geçirmek ve bilgilerini sürekli iyileştirip güncellemektir. Bunları yapmaya gayret eden gazetecilik, okumaya değerdir. Yapmayanı ise, zaman kaybından ibarettir.

Aynı derecede önemli olan bir diğer husus da şudur: Gazeteciler, dile getirdikleri gerçeklerin kaynaklarına referans vermeli ve ulaştıkları sonuçlara nasıl vardıklarını böylelikle göstermelidirler. Kimseye güvenmeyin, ama başvuru kaynaklarını sağlayamayanlara, en az güvenin. Herhangi bir alandaki sana kendi kayıtlarını göstermeyecek biri, şarlatandan başka bir şey değildir.

Dolayısıyla, bu sitedeki makaleleri okuduktan sonra, tümüne katılmayı ya da tümüne karşıt fikirde olmayı ummayın. Ben kendim bile artık hepsiyle aynı görüşte değilim. Belki de tutarsızlıklar, hatta birkaç yıl önce inandığım şeylerin bazıları ile bugün inandığım şeylerin bazıları arasında keskin çelişkiler bulacaksınız.

Son derece karmaşık bir dünyada yolumu bulabilmek ve o dünyayı anlamak için için didinip duruyorum. Sahip olduğum tek yararlı beceri, pek çok bilgiyi çok hızlı okuyabilme ve işlemden geçirebilme yeteneğimdir. Ortalama olarak, yazdığım her köşe yazısı için 600 sayfa kaynak belge okurum. Ama bu yeterli olanın kıyısından bile geçmez. Bırakın kapsamlı bir genel bakış sahibi olmayı, dünyanın karmaşıklığı ve herhangi bir konuda usta olmanın imkânsızlığı, hep bir yerlerde daima bir yanılgı içinde olabileceğimizi bize gösterir zaten.

Karmaşık bir sistem, sade, yalın ve tutarlı yanıtlar üretemez. İnsanoğlu ya da akla gelebilecek başka herhangi bir varlık tarafından yaratılan bir sistem, mükemmel cevaplar üretemez. Yaptığımız her seçim, birtakım kazançlarla uzlaşıları kapsar. Bu, benim yavaş yavaş ve kerhem aldığım bir ders.

Ne var ki, belli bazı meseleler hakkındaki görüşlerim değişir ve daha da karmaşık hale gelirken, temel ilkelerimde herhangi bir değişiklik olmadı. Temel ilkelerimse, her kim mağdursa onun yanında durmak ve her kim zalimse onun karşısına dikilmektir. Bizler, yoksulu zengine karşı, güçsüzü güçlüye karşı, silahsızı silahlıya karşı savunmak durumundayız. Bize hayat veren biyosferi savunmak zorundayız, iki sebepten dolayı: Öncelikle o, harika bir birşey olduğu için savunmalıyız onu. Ayrıca, elinde güç bulunan (halen sağ ve salim ve de paralı olan) bizlerin, (henüz doğmamış veya düşkün durumda olan) ötekileri hayatta kalmalarını sağlayan araçlardan mahrum bırakmaya hiçbir hakkımız olmadığı için savunmalıyız onu. Kendimize nasıl davranılmasını istiyorsak, başkalarına da aynı şekilde davranmak zorundayız.

Bu amaçların hiçbirine, pasif kalarak erişilemez. Hepsinde bir yüzleşme sözkonusudur. Diğer çatışma türleri, kendimizin ve başka insanların inkarcılıklarıyla ve gücü elinde tutanların yalan dolanlarıyla karşı karşıya gelmeyi gerektiriyor. İşte benim rolüm de bu noktada başlıyor. Bu sitedeki makaleler, benim araştırma yoluyla güce karşı koymak ve duymamayı tercih edeceğiniz türden hikayeler anlatmak üzere düşe kalka sürdürdüğüm çabalardan ibarettir.”

Kaynak: George Monbiot, “On Trying To Be Less Wrong” (2011). Ömer Madra’nın önerisiyle 140journos tarafından Türkçeye kazandırılmıştır. İlk yayın: 7 Mayıs 2016.

arşiv · ortak hafıza

Maarif
Takvimi

140journos’un 2016 boyunca her gün derlediği “Ortak Hafızada Bugün” notları. Bir güne basın, o tarihte geçmişte ne olduğunu okuyun.

notu olan günhenüz derlenmedi