araştırma arşivi · 2017-03-11

14 milyonda 1: junior alwaiz

istanbul’un sığınmacı ve göçmenlerini anlatan 14 milyonda 1'de siyahi bir kaçak göçmen: junior alwaiz.

14 milyonda 1: junior alwaiz

istanbul’un sığınmacı ve göçmenlerini anlatan 14 milyonda 1'de siyahi bir kaçak göçmen: junior alwaiz.

yalnızca bir ülke vatandaşı olduğunuzda insan haklarına sahip olabileceğiniz modern dünyada birazdan okuyacağınız hikaye tanımlanamayacak bir umudu, öfkeyi, onursuzluğu, mutluluğu ya da zaferi anlatıyor olabilir. 14 milyonda 1 kişinin hikayesini.

(fotoğraf öyküsü: kürşad bayhan/140journos, yazı: dilan karadağ/140journos)

gana; afrika’nın batı’sında değerli maden yataklarına rağmen ekonomik istikrarını sağlayamadığı için sık göç veren ülkelerden biri. 12 yaşında annesini kaybeden junior alwaiz ise 11 kişilik ailesinin maddi imkanlarını iyileştirmenin yollarını ülke dışında aramaya karar veren bir ganalı. junior, ülkesinde yaptığı araştırmalar ve ‘iş bulabilir miyim?’ diye danıştığı insanların yönlendirmeleri doğrultusunda 2014 yılında yola çıkıyor ve iki yıl sürecek göçmenlik serüveni için istanbul’a geliyor. istanbul’daki afrikalıların hayatını saat tezgahı ya da kaçak parfüm çantasından ibaret sandığımızdan belki de baştan başlamalı. göçmenler de insandır ve barınma, yeme-içme, sosyalleşme en önemlisi bunları karşılayabilmek için edinmeleri gereken bir gelir ihtiyaçları vardır. junior’ın yolcuğunu bu detaylar üzerinden aktarmak bir göçmen yaşantısına kısaca tanık olmak için en verimli yöntem olacak sanıyorum.

junior, “allah beni erkek olarak yarattığına göre çok çalışır ve çok dua edersem bir gün zengin olabilirim” diyerek yarıda bıraktığı lise eğitiminden sonra geldiği istanbul’da ilk olarak tarlabaşı’nda, tek odada 19 kişinin uyuduğu bir evde kalıyor. aynı ülkeden gelen afrikalılar, aynı ilçelerde kalıyorlar. dini inançları da bu anlamda belirleyici oluyor örneğin ganalılar daha çok kurtuluş’tayken, nijeryalılar samatya’da yaşıyor. turist vizesiyle gelip, vize süresi bittikten sonra da tutunmaya çalışıyorlar. bu kaçak yaşantı sebebiyle 19 kişiyi bir odaya sıkıştırıp fahiş kiralar isteyen ev sahibine ya da günde 14 saat çalışmalarına rağmen maaşlarını ödemeyen işverenlere itiraz edemiyorlar. junior durumu, ‘polise başvursam da haksızım, ben yabancıyım’ diye özetliyor.

tarlabaşı’nda bir süre konaklayıp çalıştığı marketten parasını alamayınca yer değiştiriyor ve hacıhüsrev’de kömürlük denebilecek kalabalık bir evde kalmaya başlıyor. fotoğraflarda da gördüğünüz bu ‘ev’in kirası 600 tl. rutubete karşı duvarlara çarşaflar germişler ve pencere olmadığı için odayı vantilatörle havalandırıyorlar. mutfak ve banyo bir arada. valizler evin farklı köşelerinde her an hazır. zor koşullarda yaşasalar da güzel giyinmeye dikkat ediyorlar. önemli bir görüşme yapılacağında, kiliseye gidildiğinde ya da ‘eve dönerken’ giymek için temiz bir takım elbiseleri duvarda asılı. kürşad’ın fotoğraflarında gördüğünüz göçmenler bugün almanya’da, küçük bir kısmı ise ülkesine geri dönmüş. aralarında ‘sister’ (kızkardeş) diyerek korudukları yalnızca bir kadın göçmen var. antalya’da masörlük yaptıktan sonra şansını istanbul’da bir kuaförde manikür yaparak deniyor. genç erkeklerin çoğu iyi kulüplerde futbolcu olabilmek hayaliyle geliyor hatta aracı kurumlara yüklü miktarda paralar kaptırıyorlar. junior’ın yolculuğu ise ‘ne iş olsa yaparım’cı olduğundan bir oto yıkamacıda devam ediyor. maaş yok, bahşişlerle geçiniyor o da kiraya ancak yetiyor. en büyük pişmanlığı eğitimi, “fırsat yakalayabilirsem eğitimime devam edeceğim. aldığın eğitim iyi olursa nasıl bir işte çalışacağına ve ne kadar kazanacağına sen karar verirsin” diyor.

yeme- içme konusunda türk mutfağı’na uyum sağlayamıyorlar. “afrika’dan gelmişler türk yemeğini mi beğenmiyorlar?” evet, beğenmiyorlar. junior sabahları margarinli ekmek yanında süt tozu karıştırdığı kahvesini içiyor. pirinç ucuz olduğu için en çok tükettikleri ürün. az yemek yiyorlar, akşam yemeğinde yalnızca karpuz ve içecek yetiyor. en büyük sosyalleşme araçları telefonları. aileleriyle skype yapıyor, saatlerce telefonda konuşuyor, kendi dizi ve müziklerini dinleyerek vakit geçiriyorlar.

türklerle sosyalleşmeleri pek mümkün olmuyor. en başta yaşadıkları mahallede kimse onlarla iletişim kurmuyor. arkalarından “maymun” dediklerini duyup, anlıyorlar ama ses çıkarmıyorlar. toplu taşımada kadınlar çekinerek yanlarına oturuyor, insanlar onları torbacı olarak kodluyor. gana’da flört etmek isteyen kadın ve erkeklerin tanıştığı bir cadde varmış ve herkes tanışmak istediği insanlarla rahatlıkla iletişime geçebilirmiş. junior bunu bir türk kızıyla denemiş, neticede bir türkle evlenmek legal olmaya giden en kısa yol. sonuç tahmin edebileceğiniz gibi hastanelik olana kadar dayak.

junior, ötekileştirmeyi yalnızca çocuklarda kırabildiğini belirtiyor. aynı apartmanda oturan 6 yaşındaki muhammed’in annesi ve babası kendileriyle hiç iletişim kurmazken, muhammed ilk günden beri onlarla oyun oynuyormuş ve sonrasında ailesinin de yaklaşmasını sağlamış,“hepimiz insanız ve rengim yüzünden mesafeli durmana gerek yok. gelecekte bu düzeni çocuklar değiştirecek” diyor. junior alwaiz, yaklaşık beş ay önce ülkesine geri döndü ve ganalı bir siyasetçinin yerel kampanyasında çalışıyor hatta yakında bir grup ganalı iş adamını türkiye’deki yatırım potansiyellerini değerlendirmek üzere istanbul’a getirecek.

tarih boyunca linçin sıradanlaştığı ve infial uyandırmadığı bir ülke olarak alnımız en çok ırkçılıktan yana ak. “türkiye’de ırkçılık olmaz.” milliyetçilik, yurtseverlik ya da bazı fanatik eğilimler vardır ama ırkçılık yoktur. festus okey’e rağmen, her sezon ligde duymadığı kalmayan siyahi futbolculara rağmen ırkçılık yoktur. ırkçılık okyanus ötesinde yaşanan ve kınanan bir ‘şey’dir.

“dünyanın her yerinde ırkçılık var” diyen junior yanılıyor olmalı.