büyük mavi konteyner [sezon 1]
istanbul’un ikea mağazalarındaki insan hallerine dair bir fotoğraf serisi.


büyük mavi konteyner serisinde melike koçak, istanbul’da ikea mağazalarına has sosyal dinamikleri, fotoğraf anlatısıyla keşfediyor.
#4

[görseldeki metnin çözümü] hafta içi akşam 8–9 sularında, ikea’nın vakit geçirmek için çok uygun ve keyifli bir yer olduğunu düşünüyorum. sakin ve huzurlu bir havası oluyor. özellikle yağmur yağarken.
istanbul’un en güvenli yeri bence ikea. kimse buraya yalnız gelmiyor, arkadaş grubuyla gelen bile az. genelde aileler oluyor.
fotoğrafını çekmek için kağıt metre kullanan birilerini aradım. dört haftanın sonunda (hafta sonunun?) metre kullanan sadece beş kişi görebilince, bu rakamın neden bu kadar az olduğu üstüne düşünmeye başladım. farkettim ki mağaza ziyaretçilerinin gerçekten çok büyük bir kısmı, buraya mobilya almaktan ziyade, dolaşıp yemek yemeye geliyor. burada artık ucuz mobilya bulmak pek mümkün değil ve civarda hafta sonunu geçirmek için daha cazip bir yer yok.
mağazada gezerken 6–12 yaş arası olduğunu düşündüğüm onlarca çocuğun, anne babalarının ilgisini çekmek için yaptığı korkunç espirilere maruz kaldım. bir yandan harcadıkları efora hayran kaldım, bir yandan da ilgi için bu kadar didinmelerine acıdım.
#3

[görseldeki metnin çözümü] artık neredeyse hepimizin evinde ikea mobilyası var ve bu durumun fight club’dakinden farklı bir motivasyonla gerçekleştiğini sanmıyorum.
ikea mobilyaları, bize bir şeyleri başarmışlık duygusu veriyor ve belli bir ekonomik/kültürel düzeyin üstünde olduğumuzu hissettiriyor. pek çok ülke ikea sansasyonunu uzun süre önce atlatmış olmasına rağmen bizim hala bu mağazaya atfettiğimiz anlamlar olması ve buraya ekonomik/kaliteli bir mağaza olması yönünde beslediğimiz inanç (kalite/fiyat performansı korkunç hale gelmiş olmasına rağmen) aklımda anlamlandıramadığım bir manzara olarak kaldı.
çekmeköy şubesinin restoran katındaki kahve makineleri güzel. sekiz gün süresince bol bol sınırsız kahve içtim.
#2

[görseldeki metnin çözümü] mağazanın minimalist tasarımını ve ürünlerini, kalabalık türk aileleriyle iç içe görmek beni her seferinde afallattı. iki zıt kutup. bununla birlikte, ikea’nın çizgisinin (ülkedeki) ilk yıllarına nazaran, türkiye’ye çok daha yakınlaştığını farkettim.
özel tasarım, tek başına etkileyiciliği yüksek parçalardan, bir araya geldiklerinde anlamlı bir bütün oluşturacak vurucu olmayan/gösterişsiz parçalara geçiş yapmışlar (ayrıca sucuk ekmek satmaya başlamışlar). hatta bence mağaza artık o kadar yerelleşmiş ve benimsenmiş ki, ikea’nın bir isveç markası olduğunu insanlara hatırlatacak yegane unsur, showroom’daki raflara dizilmiş isveççe kitaplar. ikea’nın meşhur isveç köftesi bile, inegöl köftesi muamelesi görüyor çünkü.
her ziyaretimde fırsat köşesine de uğradım. ne ben, ne başkası oradan işine yarayacak bir şey bulamadı gördüğüm kadarıyla.
soğuk içecek bardağında latte. ekstra 3.95tl ödemeye ne gerek var?
#1

[görseldeki metnin çözümü] boynumda fotoğraf makinemle ikea’nın kapısından her girdiğimde, içim “acaba biri bana müdahale edecek mi?” korkusuyla doldu. mağazada sekiz gün —her seferinde en az dört saat— geçirdim. kimse beni farketmedi.
mağazada tavan olmadığını, dört gidişten sonra idrak ettim. genç çiftlerin kurgu odalarda oturup evcilik oynadıkları bu mağazanın tavanı yoktu. ortamdaki kurgu miktarı beni tedirgin etti. bir de, bu mağazanın neden ısrarla insanları küçük alanlara sempati duymaya zorladığını düşünüyorum hala.
bayrampaşa ve çekmeköy’e giden insanlar farklılık gösteriyor. kesinlikle bayrampaşa’nın spektrumu daha geniş. yabancı eşcinsel çiftler, koyu muhafazakar aileler, koluna 50 yaş üstü ve zengin olduğu her halinden belli adamları takmış 20'lik genç kadınlar, sergilenen koltuklara oturup saatlerce telefonlarıyla uğraşan liseliler…

ipucu · 140journos SO’dan tüm fotoğraf ve video hikayeler için, so.140journos.com’u ziyaret edin. hikaye güncellemelerinden haberdar olmak içinse, instagram.com/140journos’u takip edin.
