camii v2.0: cuma hutbesi ve gündem ilişkisi
türkiye cumhuriyeti başbakanlığı’na bağlı olan diyanet işleri başkanlığı, her cuma günü, türkiye’nin dört bir yanındaki 80 bin camiide hutbe okutuyor. aynı anda, milyonlarla ölçülecek denli geniş bir kitleye ulaşabilme imkanı olan bu kurumun hutbelerinin, kamuoyu ve gündem oluşturma, onlardan etkilenme ve aynı zamanda onları etkileme gücü olduğuna dair inancımızla, 1 yıl boyunca cuma hutbelerini incelemeye başladık. detaylı okumak için: 140journos neden cuma hutbesi paylaşıyor?















































ekim 2015'te açıklanan 2016 yılı bütçe tekliflerinde diyanet işleri başkanlığı’nın payı 5.7 milyar tl’den 6 milyar 482 milyon 979 bin tl’ye yükseldi.
diyanet’in 2017'deki bütçesi ise 6 milyar 867 milyon tl tutarında teklif edilerek türkiye cumhuriyeti başbakanlığı bütçesinin 4 katını aştı.
diyanet’e verilen ödeneğin, çoğu bakanlık ve kurumdan açık ara fazla olması, maddi olanakları ve toplumdaki nüfuzunun bu kadar yüksek olması, onu faaliyetleri ve söylemleri açısından kamuoyu nezdinde önemli kılıyor.
bir yıl boyunca diyanetin okuttuğu 55 hutbenin tümünü analiz ederek gündeme refleks verdiğini gördüğümüz 19 tanesini detaylıca araştırdık:
“bugün de ülke olarak, millet olarak en ağır imtihanlardan geçiyoruz. birlik beraberliğimize kast eden ve bizi birbirimize düşürmek isteyenlerce fitne ateşi her geçen gün bütün şiddetiyle körükleniyor. pek çok kardeşimiz ve masum insan, fitnenin sebep olduğu hain saldırılarla, vicdan ve insafını kaybetmişlerin sınır tanımayan vahşetleriyle can veriyor. cehaletten kaynaklanan taassupla, birtakım mihrakların yönlendirmesiyle her türlü şiddet ve cinayeti meşru gören bir anlayış, kalbimize bir hançer gibi günden güne saplanıyor. diğer yandan hiçbir ahlaki değer ve sınır tanımaksızın ortaya atılan ve aslı astarı olmayan ithamlarla diller kirletiliyor, zihinler ve gönüller bulandırılıyor. fitne ve huzursuzluklara sebep olunuyor. görsel ve sosyal medyada asılsız söz ve töhmetlerle nice masum insanın onur ve haysiyeti, izzet ve şerefi ölçüsüzce dile dolanıyor. (…) boş, asılsız, aslına vakıf olmadığımız, fitneye sebep olan dedikodu ve töhmetin peşinde koşarak ömrümüzü ve zamanımızı israf etmeyelim.” — kaynak
8 ocak’ta kamuoyu, diyanet işleri başkanlığı’na bağlı ‘din işleri yüksek kurulu dini bilgilendirme platformu’na gelen “öz kızını öperken şehvet duymanın nikaha etkisi olur mu?” sorusundan haberdar oldu. diyanet’in soruya verdiği yanıt, kamuoyunda ve medyada infial yarattı.
kadın örgütleri başta olmak üzere birçok kişi diyanet’e tepki göstererek eylemler yaptı.
diyanet işleri başkanlığı “bu ifadeler din işleri yüksek kurulumuza ve başlanlığımıza isnat edilemez” diyerek konuyu yalanladı.
din işleri yüksek kurulu başkanı dr. ekrem keleş, “kurulumuzun böyle bir fetvası kesinlikle olmamıştır, olamaz, bu başkanlığımıza ve dinimize olumsuz algı oluşturmak amacıyla planlanan bir sabotajtır” diyerek soruşturma başlatıldığını açıkladı.
keleş, “dini soruları cevaplandırma platformunu, her türlü istismarı önlemek için kapatmak zorunda kaldık” dedi.
diyanet işleri başkanlığı’nın sorumluluk kabul etmediği “öz kızını öperken şehvet duymanın nikaha etkisi olur mu?” fetvasının aralık 2015 google önbelleğinde olduğu ortaya çıktı.
bunu da okuyun · mediumFetva Hattı Neden Kapatıldı? Mehmet Görmez YanıtladıGazeteci-Yazar Mustafa Kartoğlu'nun sunduğu Gündem Özel programının konuğu Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet G…↗diyanet işleri başkanlığı ve dini bilgilendirme platformu’nun tepkilerin merkezine oturmasına neden olan diğer bir olay da 4 ocak’ta nişanlılık ve dini nikahlarla ilgili bir soruya verilen yanıttı.
bu olaylar ışığında diyanet işleri başkanlığı’na yönelik tepkiler, eleştiriler, türlü mecralardan yapılan açıklamalar ocak ayında diyaneti gündemden düşürmedi. diyanet, kendisine yöneltilen tepkileri 15 ve 22 ocak’taki hutbelerde konu edinerek, ‘asılsız ithamlarla dillerin kirletildiğini ve karalama kampanyalarıyla din ve dini müesseselerin itibarsızlaştırmaya çalışıldığını’ tüm camiilerde okudu:
“ne acıdır ki günümüzde büyük ölçüde sözün değeri düşmüş, imaj yüceltilmiş, görüntü ve görsellik öne çıkarılmıştır. çoğu zaman söz söyleme sorumluluğu göz ardı edilir olmuştur. sorumsuzca, sonu düşünülmeden söylenen sözlerle nice olumsuzluklara, huzursuzluklara, buhranlara neden olunmaktadır. sosyal medya başta olmak üzere kimi yayın organlarında gündeme getirilen asılsız sözlerle kitleler etki altına alınmakta ve algılar yanlış yönlendirilmektedir. hiçbir ahlaki değer tanımaksızın, insanların kişilik hak ve onurları hedef alınmakta ve insafsızca zedelenebilmektedir. daha da ötesi kimilerince zaman zaman hiçbir insani değer gözetilmeksizin türlü iftira ve karalama kampanyalarıyla din ve dini müesseseler itibarsızlaştırmaya çalışılmaktadır. gayri ahlakî ve gayri vicdanî bu tür çabalar, mümin gönülleri derinden yaralamaktadır. bu asılsız sözlerin, araştırılıp teyit edilmeden dillere dolanması ise ne vahim bir durumdur. unutulmamalıdır ki bu tür sözleri ortaya atanlar kadar, araştırma gereği duymadan onlara itibar edenler de sorumluluk ve vebal sahibidir.” — kaynak
“dünya üzerinde birbirini alevlendiren nice çatışma ve savaşın yaşandığı ağır bir dönemden geçmekteyiz. islam coğrafyasının farklı köşelerinde insanlığın utancı niteliğinde kara günler yaşanıyor. masum müslümanlar dayanılmaz acılar yaşıyor. akan kan bir türlü dinmiyor. çevremiz bir ateş çemberi ile sarılmışken, türkmen, arap ve kürt binlerce kardeşimiz, barış umuduyla ülkemize sığınıyor.” — kaynak
özellikle 2011'de suriye’de iç savaşın başlaması sonrası ortadoğu’da hüküm süren savaş ve çatışma ortamı tüm dünyayı olduğu gibi türkiye’yi de etkilemiş, iç ve dış siyasette belirleyici rol oynamıştı.
suriyeli ilk mülteci kafilesi, türkiye’ye 29 nisan 2011 tarihinde giriş yaptı. erdoğan, gelen mültecilere ilişkin “biz kapılarımızı kapayamayız” demiş, daha sonra da “suriye meselesi bizim bir iç meselemizdir” açıklamasında bulunmuştu.
türkiye siyasetinin olduğu gibi diyanet’in hutbelerinin de, ortadoğu’da yaşanan çatışmaları, ölümleri ve türkiye’ye yönelik mülteci akışını yıl boyu belirli aralıklarla konu edindiğini gözlemledik.
ab ve türkiye arasındaki vize serbestisi ve geri kabul anlaşmasını içeren düzenlemeninin 18 mart 2016 tarihinde kabulünden aylar önce, özellikle aralık 2015, ocak ve şubat 2016 tarihleri, ortadoğu’dan avrupa’ya mülteci akışının yoğun olduğu zamanlardı diyebiliriz. sınırlarda kuyrukların oluştuğu, çadırların kurulduğu, her gün mülteci tekne ve botlarının kaçak geçiş sırasında battığı ve yüzlerce insanın ölüm haberlerini okuduğumuz günlerdi. diyanet işleri başkanlığı da yaşananları sık sık hutbelerde dile getirdi ve 5 şubat’taki hutbede mültecilere kucak açma çağrısı yapıldı.
doğu ve güneydoğu anadolu illerinde ağustos 2015'te başlayan operasyonların, sokağa çıkma yasaklarının, çatışmaların ve ölümlerin yoğun yaşandığı bu tarihlerde diyanet, “şehit eş ve çocuklarına yardım” çağrısı yaptı.
“şimdi milletçe şehitlerimize olan vefa borcumuzu ödeme zamanıdır. şimdi şehit ailelerinin yaralarını sarma zamanıdır. onların evlatları biz olalım, ellerini biz öpelim, hallerini biz soralım, dualarımızı onların dualarına katalım. şehit eşlerinin maddi ve manevi ihtiyaçlarında yanlarında olalım. şehitlerimizin bize emaneti olan çocuklarını bağrımıza basalım. şehit, rabbine kavuşmuştur, nimetlerle ikrama ermiş, ebedi mutluluğa erişmiştir. bize düşen, onun ardında bıraktığı emanetlere bu hayatı kolaylaştırmak, hayata tutunma ve ayakta kalma gücü aşılamaktır.” (5 şubat hutbesi)
yine 5 şubat tarihli hutbede, bu illerde yaşayan, sokağa çıkma yasakları nedeniyle bölgeyi terketmek zorunda kalan ve çatışmalar nedeniyle evleri yıkılan insanlara yardım çağrısı yapıldı.
“evleri yakılıp yıkılan, şehirlerini terk etmek zorunda kalan, çocuklarını okula gönderemeyen, iş yerlerinin kepenklerini kapatan binlerce insanımız hayata dönmeyi bekliyor. (…) terörle örselenen ruhları tedavi edelim, toprağından koptuğu için garipleşen yüreklere dokunalım. bu vatanın geleceği olan yavruların gözlerinin önündeki yıkıntı sahnelerini silelim, kulaklarındaki silah seslerini unutturalım.”bunu da okuyuniki nevruz arası: çözüm sürecinin en kritik yıllarının özeti2015 nevruz’undan bugüne neler oldu, müzakereler nasıl sona erdi? 1984 yılından beri süren türkiye cumhuriyeti ve pkk…↗
30 eylül 2015'te suriye’deki türkmen bölgesine rus uçaklarının operasyona başlamasıyla bayırbucak türkmenleri türkiye’de gündem oldu. binlerce türkmen türkiye’ye geçti. türkmen bölgesine yapılan saldırılar konsolosluklar önünde, okullarda, meydanlarda protesto edildi. hükümet ve sivil toplum kuruluşlarınca bölgeye yardım çağrıları yapıldı.
“şimdi bayır bucak türkmenlerinin yaralarını sarma zamanıdır. türkmen kardeşlerimiz, son ana kadar topraklarını zalimlere karşı savunmak ve yurtlarını terk etmemek için uğraşmış, canlarını dişlerine takarak hayatta kalma mücadelesi vermiştir. son büyük saldırı ve bombalamaların ardından ülkemize sığınan binlerce soydaşımızın ağır yaralarını sarmak için seferber olma zamanıdır.” (5 şubat hutbesi)
“bugün de “şimdi yaraları sarma zamanı” başlığıyla yeni bir kampanya başlatmış bulunuyoruz (…) bu itibarla, bugün ülkemiz genelindeki bütün camilerde şehit ailelerimiz, terör mağduru kardeşlerimiz ve ülkemize sığınan türkmen kardeşlerimiz için bir yardım kampanyası düzenlenmiştir” (5 şubat hutbesi)
meb, 15 ocak tarihinde diyanet işleri başkanlığı’na bir yazı gönderdi ve “‘kur’an-ı kerim’, ‘hz. muhammed’in (sav) hayatı’ ve ‘temel dini bilgiler’ seçmeli derslerinin öğrenci, veli ve toplum açısından seçilmesinin öneminin 5 şubat 2016 cuma günü yapılacak vaaz ve okunacak hutbelerde işlenmesini” istedi.
nitekim öyle oldu ve diyanet ailelerden bu dersleri seçmeleri konusunda çocuklarını teşvik etmelerini istedi:
“geleceğimizin teminatı yavrularımızın yetişmesi için, göz aydınlığı çocuklarımızı, okullarımızda tercihe bağlı olarak okutulan kur’an-ı kerim ve peygamber efendimizin hayatı derslerini seçmeye teşvik edelim. bunun, anne babalar olarak üzerimize düşen dini bir vazife olduğunu unutmayalım.” — kaynak
“her türlü israftan kamu malını çarçur etmeye; kumardan gaspa; dolandırıcılıktan hırsızlığa; aldatmadan hileye; karaborsacılıktan haksız kazanca; gıybetten iftiraya; yalandan sahteciliğe; cinayetten şiddet ve teröre, islam’ın yasakladığı bütün davranışlar, aslında hem allah’ın hakkına hem de insanların hakkına bir tecavüzdür, zulümdür. müslüman, bu gibi durumlarla bir arada olamaz. müslüman, bu gibi kötülüklerle anılamaz. mümin, asla başkalarının hakkını gasp edemez. haksızlık, hukuksuzluk ve adaletsizliğe sessiz de kalamaz.” — kaynak
iranlı iş adamı reza zarrab, 21 mart’ta dolandırıcılık, bankacılık sahtekârlığı ve karapara aklama suçlamalarıyla abd’de tutuklandı. zarrab’ın tutuklanması ak partili bakanlara yönelik ‘yolsuzluk ve rüşvet’ iddialarını tekrar gündeme getirdi. türkiye’nin gündemini bu iddiaların meşgul ettiği günlerde 25 mart tarihli hutbede, dolandırıcılık ve hırsızlık konularının işlenmesi ve bunların islamiyette yasaklandığı vurgusu dikkat çekici oldu.
reza zarrab, daha önce 17 aralık 2013'te dönemin ekonomi bakanı zafer çağlayan ve içişleri bakanı muammer güler’in oğluyla birlikte rüşvet ve kaçakçılık iddiasıyla gözaltına alındıktan kısa bir süre sonra serbest bırakılmıştı. zarrab’ın muammer güler, zafer çağlayan ve eski avrupa birliği bakanı egemen bağış’a rüşvet verdiği iddia edilmişti. soruşturmanın başlamasının hemen ardından adı geçen bakanlar görevlerinden istifa etmişti.
soruşturmayı yürüten savcı ve emniyet yetkilileri hakkında daha sonra ‘darbeye teşebbüs’ suçlamasıyla dava açıldı.
“bugün şiddetin, kargaşanın gölgesinde ortaya çıkan kimi akımların, islam’a verdikleri en büyük zarar tevhid ve vahdet medeniyetini yaralamalarıdır. islam dünyasının yaşadığı en büyük sorun, insanı, tarihi, toplumu, kâinatı, medeniyeti yorumlayan bir ilke olan tevhidin, sadece soyut bir inanca indirgenmesi çabasıdır. tevhidin, başkasını tekfir eden bir ideoloji, vahdetin ötekileştirme zihniyeti olarak algılanmasıdır. bu nedenledir ki, bugün islam coğrafyasında tevhid inancı vahdete, birliğe dönüştürülememektedir. geçmişte insanlığa örnek olan emân ve güven, selâm ve huzur medeniyeti yeniden inşa edilememektedir.” — kaynak
özellikle ortadoğu islam coğrafyasında ortaya çıkan radikal islamcı akımların dini yorumlayışı ve din adına türkiye’de ve dünyanın birçok yerinde yaptıkları saldırılara diyanet ve devlet tarafından tepki gösterildi ve islama verdikleri zarardan bahsedildi.
türkiye’de 12 ocak’ta sultanahmet’te ve 19 mart’ta istiklal caddesi’nde ışid tarafından düzenlenen canlı bomba saldırısında toplam 16 kişi hayatını kaybetti. gaziantep, hatay ve kilis, ışid’le ilişkilendirilen havan toplarının hedefinde oldu.
bunu da okuyunoradaydık: 2011'den 2017'ye türkiye’deki saldırılarkomşu ülkelerdeki bölgesel dengelerin değişmesi, güvenlik politikalarında meydana gelen değişimler ve iç güvenlik…↗“ailenin bir mahremiyeti ve bir saygınlığı vardır. bu mahremiyet ve saygınlığı zedelemeye, tahrip etmeye hiç kimsenin hakkı yoktur. ancak ne acıdır ki, günümüzde ailenin bu saygınlığını tehdit eden birçok olumsuzluk bulunmaktadır. özellikle bazı yayınlarda ve sosyal medyada hiçbir değer ve sınır tanımaksızın aile mahremiyeti gözler önüne serilebilmektedir. zaman zaman da gayr-ı meşru ilişkiler, nikâhsız birliktelikler adeta özendirilmektedir. şüphesiz ki bu durum, toplumumuzun en önemli değerlerinden olan aile kurumunu yıpratmaktadır.” — kaynak
diyanet işleri başkanı mehmet görmez, 15 mayıs aile günü ve takip eden günlerin aile haftası olması dolayısıyla “mahremiyet bağlamında sosyal medya ve aile” forumunda konuşma yaptı.
televizyonlarda yer alan evlilik programlarına olan tepkiler özellikle şubat ayından itibaren türkiye’nin gündemindeydi.
rtük başkanı ihsan yerlikaya şubat ayında yaptığı konuşmada, ‘evlilik programlarının artık çığırından çıktığını’ söyleyerek “buralarda bizim ağzımıza alamayacağımız şeyler söyleniyor. bu konuda yayıncı arkadaşları uyarıyoruz. rtük’ün de ülkenin de milletimizin de hassasiyeti var” demişti.
yerlikaya “son bir ayda cumhurbaşkanlığı iletişim merkezine ulaşan 27 ve başbakanlık iletişim merkezine yapılan 140 şikayetin, evlilik programları ile ilgili olduğunu” söylemişti. [şubat 2016]
rtük’ün gündeminde olan, cimer ve bimer’e yapılan şikayetlerin ilk sırasında yer alan evlilik programlarına sosyal medyada ve çeşitli illerde de tepki gösterildi.
mecliste kurulan ve 14 ocak’tan beri çalışmalar yapan “aile bütünlüğünü olumsuz etkileyen unsurlar ile boşanma olaylarının araştırılması ve aile kurumunun güçlendirilmesi için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla kurulan meclis araştırması komisyonu”, hazırladığı raporu 14 mayıs’ta açıkladı.
raporun medya ve iletişim araçlarının aile bütünlüğüne etkisi bölümünde evlilik programlarına büyük yer ayrıldı. evlilik programları ve bazı dizilerin aile bütünlüğünü tehdit ettiği belirtilen raporda evlilik programları için “mutlaka denetime tabii tutulmalıdır” denildi.
“evlilik programları, cinsiyet rollerinin sürekli yeniden üretildiği, değişen toplumsal değerlerin kolaylıkla görülebileceği, sosyal hayatta meşru sayılmayan hareket ve tavırların ekranda göründüğünde meşruluğa kavuştuğu programlardır”
cuma hutbesinde vurgulandığı gibi tbmm raporunda da bazı program ve dizilerin türk toplumu ve aile yapısına uygun olmadığı belirtildi.
“evlilik programlarının formatının rtük tarafından belirlenip ilgili kanallara gönderilmesi gerekmektedir. türk toplumunu yansıtan diziler izlenmemektedir. türkiye’de aldatma, cinsel içerik ve şiddet öğelerini içermeyen dizilerin rağbet görmesi son derece zordur. akredite edilmiş, sertifikasyonunu tamamlamış uzmanlarca evlilik programlarının desteklenmesi gerekmektedir. ahlak, inanç ve uyum evlilik programlarında ilk üç sırada yer almamaktadır.”
meclis araştırma komisyonunun nisan’daki araştırma ve istişare toplantısına evlilik programı sunucusu esra erol da konuk olarak katılarak “toplumsal değerleri programın içerisinde izleyicilere adeta kamu spotlarında olduğu gibi bir mesaj olarak ilettiğini, evlilik programı adıyla anılsa da kendisinin bir aile programı yaptığını” söyledi.
“bugün iletişim ve teknoloji çağında yaşıyoruz. iletişim araç ve gereçleri hayatımızı bir yönüyle kolaylaştırırken diğer yönüyle zorlaştırmaktadır. kitle iletişim araçları ve sosyal medyanın sınır tanımaksızın ve ölçüsüzce mahremiyeti hiçe sayarak kullanımı, kişisel, ailevi ve toplumsal birçok sorunu da beraberinde getirmektedir. bu nedenle ailemizi, yavrularımızı, gençlerimizi bütün bu kötülüklerden koruyacak bir merhamet ve mahremiyet eğitimine ihtiyacımız var. bugün, çocuklarımızı her geçen gün hakikat dünyasından koparıp sanal dünyaya mahkûm eden bu gidişata karşı bilinçlendirmeye çok ihtiyacımız var”. — kaynak
evlilik programlarına yönelik tepkilerin artması sonucu başbakan yardımcısı numan kurtulmuş mart 2017'de “bu yöndeki çalışmalar son noktada” demişti.
15 temmuz’da gerçekleştirilen darbe girişimi sonrası, takip eden 5 haftada okunan hutbelerde darbe girişimi konu edildi.
“15 temmuz gecesi millet olarak tarihimizin en zor, en uzun ve karanlık gecelerinden birini yaşadık. yüce rabbimiz, bütün unsurlarıyla milletimize kenetlenmeyi nasip etti ve milletimiz emanetine sahip çıktı. hiç kuşkusuz millet olarak sahip olduğumuz bu birlik, beraberlik ve kardeşlik ruhu en büyük nimetlerden biridir. hamdolsun! bu büyük nimet sayesinde ateş çukuruna yuvarlanmaktan ve karanlığa gömülmekten kurtulduk. allah’a sonsuz hamdolsun ki, bu topraklar asırlardır müslüman yurdudur. bu millet şüheda evladıdır. bu ezanlar, bu cumalar islam’ın şiarıdır. bu dinin, tek bir harfi bile değişmeyen bir kitabı vardır. bu dinin, en güzel örnek olma vasfına sahip bir peygamberi vardır. allah’ın bize verdiği bir akıl, bir kalp vardır. bizim değişmez değerlerimiz, 14 asırlık engin bir tecrübemiz vardır. hiçbirimiz müslüman olarak bütün bunları bir tarafa bırakamayız. aklımızı, idrakimizi, vicdanımızı bir kişiye ya da gruba teslim edemeyiz. dünya menfaati için dinimizden geçemeyiz. din-i mübin-i islam’ı alet ederek dünyayı elde etmeye çalışanlara ise asla fırsat veremeyiz.” — kaynak
“ayet-i kerimede de buyrulduğu gibi tarih boyunca yeryüzünde en büyük bozgunculuk ıslah adı altında yapılmıştır. en büyük bozgunculuk din kisvesine bürünerek millete kötülük yapmaktır. en büyük bozgunculuk dinin muazzez değerlerini istismar ederek insanları aldatmaktır.
milletimizin 15 temmuz gecesindeki onurlu duruşu, şüphesiz nesiller boyu şükran ve minnetle anılacaktır. milletin varlığına kast edenler ise elbette hüsrana uğrayacaklardır. ancak başımızdan geçen bu büyük badireden elbette millet olarak çıkaracağımız büyük dersler vardır. bu aziz millete bu kötülüğü reva görenleri unutmamalıyız. yüce dinimizi, sahih kaynaklardan doğru bir şekilde öğrenmeliyiz. kalbimizi, gönlümüzü, ruhumuzu, aklımızı, fikrimizi, irademizi başkalarına teslim etmemeliyiz. bizi allah’a kulluk yerine kendine kul ve köle olmaya davet edenlere zerre kadar itibar etmemeliyiz. birlik ve beraberliğimizi, huzur ve kardeşliğimizi korumalıyız. fitne ve fesada, hile ve tuzağa karşı feraset ve basiretle davranmalıyız.” — kaynak
darbe girişiminin sorumlusu olarak görülen fethullah gülen ve darbecilere yönelik eleştirilerin yer aldığı hutbelerde sık sık ‘aklımızı, idrakimizi, vicdanımızı bir kişiye ya da gruba teslim edemeyiz’ denilerek, ‘dini istismar edenlere inanılmaması, kendisine kul ve köle olmaya çağıranlara itibar edilmemesi’ çağrısı yapıldı.
“insanlık tarihi, nefsini, heva ve heveslerini ilahlaştıran nice zalimlere ibretle şahit olmuştur. tarih boyunca kula kullukla, fani şahsiyetlere kölelikle tüketilen nice beyhude ömürler vardır.
allah’ım! suret-i haktan görünerek bu milletin arasına fitne ve fesat tohumları ekmek isteyen münafıklara, bozgunculara fırsat verme!” — kaynak
“kardeşlerim! sırât-ı müstakimde, allah ve resûlü’nün, kur’an ve sünnetin önüne hiçbir anlayışı geçirmek yoktur. sırât-ı müstakimde dinin sabitelerini değiştirmeye kalkışmak yoktur. sırât-ı müstakimde hiç kimsenin, arzu ve isteklerine, çıkarlarına göre helal ve haram koyma yetkisi yoktur. zira böyle bir durum, dini mübin-i islam’ı tahrif etmektir. dinin içini boşaltmaktır. dini tahrip etmektir. yeni bir din ihdas etmektir. bilinmelidir ki; kendisini kur’an ve sünnetin önüne geçirerek yeni bir din ihdas etmeye yeltenenler de, körü körüne böylelerinin peşi sıra gidenler de beyhude bir yolun yolcularıdırlar. aksine sırât-ı müstakimde kur’an ve sünnetin ebedi rehberliğinde, islâm kültür ve medeniyetinin zengin bilgi mirası eşliğinde nezih bir hayat yaşamak vardır.
yüce allah’ın dosdoğru yolunda, peygamberler dışında ismet sıfatına sahip “masum ve tartışılmaz” herhangi bir şahsiyet yoktur. sırât-ı müstakimde peygamberler dışında hiç kimsenin özel, seçilmiş ve yanılmaz olduğu düşünülemez. herhangi bir kimsenin sözlerine, eserlerine ve davranışlarına mahza hikmetli olduğu düşüncesiyle kutsiyet atfedilemez. sırât-ı müstakimde allah’a isyan hususunda hiçbir varlığa itaat edilemez.” — kaynak
peygamberler dışında kimsenin özel ve seçilmiş olmadığının vurgulandığı bu hutbe, darbenin sorumlusu olarak görülen fethullah gülen ve onu dini bir lider olarak benimseyip onun izinden gidenlere yönelik bir eleştiri olarak kabul edilebilir.
“bize düşen imanımızı ve islam’ımızı ifsat ve istismar etmek, sarsmak ve zedelemek isteyenlere karşı uyanık olmaktır. iman ve islâm üzerinden maneviyat hırsızlığı yapanlara, yüce dinimizle insanları aldatanlara, ihanet içinde bulunanlara fırsat vermemektir.
son günlerde ülkemizin farklı illerinde terör örgütlerince düzenlenen menfur saldırılarda şehit olan tüm kardeşlerimize yüce allah’tan rahmet, ailelerine başsağlığı diliyorum. yaralılara acil şifalar niyaz ediyorum. bilinmelidir ki; topyekûn milletimizin varlığına, huzur ve güvenine, birlik ve beraberliğine kast eden bu hain saldırılar, aziz milletimizi asla yıldıramayacak ve amacına ulaşamayacaktır. cenab-ı hakk’ın gazabı, değerlerimize kast eden bütün hainlerin, zalimlerin ve şer odaklarının üzerine olsun” — kaynak
türkiye’de 1 ağustos bingöl, 10 ağustos mardin, 10 ağustos diyarbakır, 16 ağustos diyarbakır, 17 ağustos van, 18 ağustos’ta elazığ’da düzenlenen saldırılarda toplam 32 kişi hayatını kaybetti.
bunu da okuyunoradaydık: 2011'den 2017'ye türkiye’deki saldırılarkomşu ülkelerdeki bölgesel dengelerin değişmesi, güvenlik politikalarında meydana gelen değişimler ve iç güvenlik…↗“modern zamanlarda ise insanlık, yeni bir cinayet ve katliam türüyle tanışmıştır. insanın, canlı bomba olarak, intihar saldırısı düzenleyip kendisiyle birlikte yüzlerce masum insanı katletmek gibi bir vahşet türemiştir. bundan daha vahim ve daha üzücü olanı ise, bu cinayetin yüce dinimiz islam ile irtibatlandırılmasıdır. böylesine vahşice bir cinayet, bizim dünyamıza, medeniyetimize ait olamaz. böyle bir katliam, şehadet, cihat gibi kutsal değerlerle ilişkilendirilemez.
hayat dini islam, nasıl olur da insanlık, vicdan, ahlak ve savaş hukukuyla hiçbir ilgisi olmayan katliamlarla irtibatlandırılabilir? insanın bir ölüm makinasına dönüşerek masum insanları katletmesi, nasıl olur da islam’ın rahmet yüklü mesajlarına dayandırılabilir? unutulmamalıdır ki; bu cinayetlere din görüntüsü altında ima yoluyla dahi cevaz verenler de, tüm masumların katlinden sorumludur.
meşum terör ve intihar saldırılarıyla pek çok şehrimizde çoğu hayatının baharındaki yavrularımız olmak üzere nice masum kardeşimiz can verdi. insanlarımızın düğün günü, ölüm gününe dönüştü. bu hain saldırılarda hayatını kaybeden bütün kardeşlerimize bir kez daha yüce rabbimizden rahmet, yakınlarına başsağlığı ve sabr-ı cemil diliyorum” — kaynak
20 ağustos 2016'da gaziantep’te bir düğünün hedef alındığı canlı bomba saldırısında 56 kişi hayatını kaybetti, 94 kişi yaralandı. saldırı, ışid ile ilişkilendirildi.
özellikle ışid gibi radikal islamcı terör örgütlerinin canlı bomba saldırılarını islamiyeti yaymak için bir araç olarak kullanması hutbe’de eleştirildi. gaziantep’teki saldırıyı 12–14 yaşlarındaki bir çocuk canlı bombanın gerçekleştirmesinden hareketle, böyle bir katliam aracının islamiyetle ilişkilendirilmesine sert tepki gösterildi.
24 ağustos’ta saat 4:00 sularında tsk ve koalisyon hava kuvvetleri tarafından suriye’nin halep kentine bağlı cerablus’un işid’ten alınması amacıyla fırat kalkanı harekatı başlatıldı.
bunu da okuyun · mediumCanlı Blog: TSK, IŞİD’in Elindeki Cerablus’a Yönelik Harekat BaşlattıTürk Silahlı Kuvvetleri ve Koalisyon Hava Kuvvetleri tarafından Suriye’nin Halep kentine bağlı Cerablus bölgesinin IŞİD…↗“bugün de üzülerek şahit oluyoruz ki islam coğrafyasında hala kerbelâlar yaşanıyor. hala kardeş kanı akıtan, kardeşlerine kerbelâ zulmü yaşatan zalimler var. bugün, insanlığın gözü önünde, insanlığın en büyük medeniyet merkezlerinden biri olan halep acımasızca bombalanıyor. halep’te ve pek çok islam beldesinde her gün onlarca masum insan, tıpkı kerbelâ’da olduğu gibi hunharca katlediliyor. enkaz altından çıkarılan çocukların, kadınların, masumların bedenleri, aslında insanlığın enkaz altında kaldığını bizlere gösteriyor. zira insanlık, bütün bu vahşeti, dehşeti, katliamları sessizce izlemeye devam ediyor.” — kaynak
bm genel sekreteri, halep’te çatışmaların ve sivil ölümlerinin durması için 20 ekim’de çağrı yaptı.
bunu da okuyun · mediumBM Genel Sekreteri: “Suriye Hükümeti Halep’teki Tüm Savaş Uçaklarını Yere İndirmeli”BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun, “Suriye hükümeti Halep üzerindeki tüm savaş uçaklarını yere indirmeyi kabul etmeli. Aşır…↗30 kasım’da toplanan milli güvenlik kurulu, uluslararası topluma halep’teki ölümlere karşı girişimde bulunma çağrısı yaptı.
suriye’de ateşkesin bitirildiği 19 eylül’den bu yana halep’te yüzlerce sivil hayatını kaybetti. tüm dünyanın olduğu gibi türkiye’nin de gündeminden düşmeyen halep için bir çok ilde eylemler yapıldı, sivil ölümleri protesto edildi. ortadoğudaki çatışmalar ve halep, beş cuma hutbesinde de konu edildi.
“üzülerek belirtelim ki; bugün dünya çocukları, doğuştan sahip oldukları haklardan mahrumdur. onlar, peygamberimizin merhametine ne kadar da muhtaçtır. zira şefkat ve merhamet yoksunu günümüz dünyasında pek çok çocuk ihmal edilmekte, türlü istismarlara maruz bırakılmaktadır. kimi çocuklar, barınma, beslenme, sağlık, eğitim gibi en temel haklarından mahrum kalmaktadır. kimileri taşıyamayacakları bedensel ve duygusal yükler altında ezilmektedir.
gönül coğrafyamızdaki çocukların her gün arş-ı âlâya yükselen feryatları yüreklerimizi dağlamaktadır. musul’da, halep’te, arakan’da ve daha pek çok islam beldesinde her gün onlarca, yüzlerce yavru zulüm altında inlemektedir. nicesi ya sakat kalmakta ya yetim bırakılmakta ya da hunharca katledilmektedir… insanca yaşayabileceği bir diyar ararken aylan çocukların cansız bedenleri, umutlarıyla birlikte kıyıya vurmaktadır… üzerine yağan bombaların altında ümran çocuklar, kendisine uzanacak bir yardım eli beklemektedir.” — kaynak
özellikle ortadoğu’da yaşanan çatışmalarda yüzlerce çocuk hayatını kaybederken 29 kasım’da adana’nın aladağ ilçesinde bir kız öğrenci yurdunda meydana gelen yangında 11'i çocuk 12 kişi hayatını kaybetti.
2 aralık’ta cuma namazları sonrası birçok ilde halep’teki ölümler hakkında eylem ve basın açıklaması yapıldı.
bunu da okuyun · mediumHalep’teki Ölümler Hakkında Birçok İlde Basın Açıklaması YapıldıSuriye’nin Halep kentinde devam eden bombalamalar ve sivil ölümleri birçok şehirde yapılan basın açıklamasıyla protesto…↗“işte bu şehir, asırlardır gönül bağımızın olduğu halep’tir. bugün halep’te bir medeniyet, bir tarih, bütün insanlığın gözü önünde yok ediliyor. kadim şehir, insanlarıyla birlikte haritadan siliniyor. sözün tükendiği noktadayız. insanlık olarak tarihin en büyük acılarından birisine, tarifi imkânsız üzüntülere şahit oluyoruz. egemen güçlerin bölgemizdeki hırs, menfaat ve iktidar kavgası uğruna islam beldeleri harabeye dönüyor. bir adım ötemizdeki topraklar feryat, kan ve gözyaşına doydu. sınırımızın bittiği yerde şiddet ve nefret başlıyor.
bizler, halep’ten son bir ümitle bize uzanan elleri elbette boş çevirmeyeceğiz.
diyanet işleri başkanlığımız, halep’teki mazlumlar ve mağdurlar için sivil toplum kuruluşlarını bir araya getirerek yeni bir kampanyaya öncülük ediyor. “halep’te insanlık ölmesin!” çağrısıyla başlatılan bu kampanyaya desteklerinizi bekliyoruz.” — kaynak
bm insan hakları ofisi, 13 aralık’ta yaptığı açıklamada, hükümet yanlısı güçlerin doğu halep’te ev baskınları düzenleyerek, kadın ve çocuklar da dahil sivilleri öldürdüklerini açıkladı.
bu tarihlerde gerek dünya kamuoyunda gerekse türkiye’de ‘halep katliamı’ ifadesi yaygınlaşmaya başladı.
türkiye’de, pek çok şehirde rusya ve esad aleyhine çeşitli protestolar düzenlendi. halep’teki siviller için insani koridor açma çağrısı yapıldı.
bunu da okuyun · mediumHalep’teki Ölümler Birçok İlde Düzenlenen Basın Açıklamaları ile Protesto EdildiSuriye’nin Halep kentinde devam eden bombalamalar ve sivil ölümleri birçok şehirde yapılan basın açıklamalarıyla…↗13 aralık’ta doğu halep’te ateşkes sağlanması sonrası bölgeden tahliyeler başladı.
bunu da okuyun · mediumDışişleri Bakanlığı’ndan “Halep’te Ateşkes” AçıklamasıDışişleri Bakanlığı Sözcüsü Müftüoğlu, Halep’in doğusundaki muhaliflerle sahadaki Rus askeri unsurları arasında yapılan…↗“peygamberimiz (s.a.s)’in dünyayı teşriflerini idrak ettiğimiz mevlid kandili’nin arefesinde millet olarak menfur bir terör saldırısına maruz kaldık. insanlıktan yoksun cinayet şebekesinin düzenlediği bu meşum saldırıda şehit olan kardeşlerimize bir kez daha allah’tan rahmet, yaralı kardeşlerimize acil şifalar diliyorum.
cinayetler ister istanbul’da, ister halep’te ister arakan’da işlensin. insan öldüren, can alan, insanları katlederek emellerine ulaşmaya çalışanların peşini yüce rabbimizin ezeli iki hükmü asla bırakmayacaktır.
bizler inanıyoruz ki; millet olarak, islam dünyası olarak bugün yaşadığımız sıkıntılar, ebedi değildir. geçmişte içinden geçtiğimiz zorlu süreçler, bizim için yeni dirilişlerin habercisi olmuştur. bugün de hep birlikte yaşadığımız acıların, çektiğimiz zorlukların akabinde yepyeni bir dirilişin, rabbimizin lütuf ve rahmetinin bizleri beklediğine olan inancımız tamdır. yeter ki bizler, bu inancımızı, ümidimizi asla yitirmeyelim. yeter ki bu uğurda üzerimize düşen görev ve sorumlulukları hakkıyla yerine getirelim. şehitlerimizin uğrunda canlarını verdikleri değerlerimizden, birlik-beraberlik ve kardeşlikten, hak ve adaletten asla taviz vermeyelim.” — kaynak
10 aralık’ta istanbul beşiktaş’ta vodafone arena stadyumu ve maçka parkı yakınlarındaki peş peşe iki saldırıda 46 kişi hayatını kaybetti, 166 kişi yaralandı.
cumhurbaşkanı erdoğan 14 aralık’ta, “buradan tüm vatandaşlarıma sesleniyorum, anayasamızın 104. maddesine göre türkiye cumhuriyeti devleti’nin başı olarak, pkk’sıyla, deaş’ıyla, fetö’süyle, dhkp-c’siyle ve tüm diğerleriyle, adı, söylemi, yöntemi ne olursa olsun, tüm terör örgütlerine karşı milli bir seferberlik ilan ediyorum” dedi.
uluslararası af örgütü, 16 aralık’ta yayınladığı raporda myanmar’ın arakan bölgesinde yaşayan müslümanlara karşı çeşitli suçlar işlendiğini ve myanmar ordusu’nun “insanlığa karşı suç işliyor olabileceğini” açıkladı.
halep’teki bombalamalar nedeniyle rusya’ya tepkilerin arttığı bu dönemde, rusya büyükelçisi andrei karlov suikasta uğradı.
suikastçi mevlüt mert altıntaş, cinayeti işlediği sırada “halep’i unutmayın, suriye’yi unutmayın. beldelerimiz güvende olmadıkça sizler güvenliği tadamayacaksınız” diye bağırmıştı.
“bugün de hem millet olarak hem de islam âlemi olarak, peygamberimiz ve onu tasdik eden ilk müminlerin yaşadığı zorlukların benzerlerini yaşıyoruz. kötülük, her geçen gün etrafımızı ve bütün insanlığı kuşatıyor. bilhassa şiddet ve terörle kalplerimize korku salınmaya, gücümüz zayıflatılmaya çalışılıyor. bu zorluk zamanlarında biz müminlerin sakınması gereken en büyük tehlike ise ümidin kaybedilmesidir.
bugün milletimize yöneltilen kötülüklerin üç gayesi vardır:
birincisi, yüzyıllardır bu topraklarda barış ve huzur içerisinde birlikte yaşayan aynı milletin fertlerini birbirine düşürmektir, kardeşler topluluğunu karşı karşıya getirmektir. milletimizin arasına fitne ve tefrika tohumları ekmektir. lâkin bunlar, beyhude birer çabadır.
milletimizin karşı karşıya olduğu kötülüklerin ikinci gayesi, bizleri umutsuzluğa sevk etmektir. millet olarak bizim dünyayla, hayatla bağımızı koparmaktır. inancımızı, bizi millet kılan değerlerimizi, aidiyet duygumuzu, ümidimizi, özgüvenimizi yok etmektir.
istiklal ve istikbalimizi hedef alan kötülüklerin üçüncü gayesi, milletimizi yeryüzündeki mazlum, mağdur ve mahrumların ümidi olmaktan çıkarmaktır. oysa bizler, halep’teki masum yavruların, gönlü yaralı kadınların, beli bükük yaşlıların umudu olmaya devam etmeliyiz. kaderine terkedilmiş arakan’daki mazlumların, yüzyıllarca sömürülmüş afrika’daki mahrumların ümidi olmaya devam etmeliyiz.” — kaynak
21 aralık’ta suriye’nin el-bab kentinde düzenlenen saldırıda tsk “14 askerin şehit olduğunu’ açıkladı. yine bu tarihlerde türk askerlerine ait olduğu iddiasıyla yakarak öldürmeye ilişkin görüntülerin internet ortamında yayılması sonrası kamuoyunda, türk askerlerinin suriye’de bulunmasına yönelik eleştiriler yoğunluk kazandı. bazı kesimler ‘suriye’de daha fazla ilerlenmemesi gerektiğini’ savunurken bazı kesimler ‘ışid’le mücadelenin yarıda kesilmemesi gerektiğini’ söyledi.
23 aralık tarihli hutbedeki ‘şiddet ve terörle korku salmaya, gücümüz zayıflatılmaya çalışılıyor’, ‘gayeleri umutsuzluğa sevk etmek, aynı milletin fertlerini birbirine düşürmeye çalışmak’ ifadelerine; toplumda operasyonlara yönelik oluşan eleştirileri ortadan kaldırmak ve insanlara inanç aşılamak için yer verildiği yorumu yapılabilir.
“her yılın sonu, yeni bir yılın başlangıcıdır aslında. öyleyse bu yeni başlangıcı vesile kılarak hadiste dile getirilen soruları kendimize yeniden soralım. unutmayalım ki; ömür sermayesinden geçen bir yılın sonunda kendini ve yaratılış gayesini unutarak, değerlerimizle örtüşmeyen, insan hayatına katkısı olmayan gayr-i meşru tutum ve davranışlar sergilemek bir mü’min’e asla yakışmaz. yeni bir yılın ilk saatlerinin başka kültürlere, başka dünyalara ait yılbaşı eğlenceleriyle israfa dönüştürülmesi ne kadar da düşündürücüdür. sevap-günah, hayır-şer konularında muhasebe yapılması gereken saatlerin, emek harcamadan zengin olmak arzusuyla kumar, piyango gibi şans oyunlarıyla heba edilmesi ne kadar da üzücüdür.” — kaynak
noel ve yılbaşı kutlamaları hakkında her sene benzer bir açıklama yapan diyanet işleri başkanlığı’nın bu hutbesi öncesinde, türkiye’nin birçok şehrinde yılın son haftası yılbaşı kutlamalarına yönelik protestolar gerçekleştirildi.
31 aralık’ı 1 ocak’a bağlayan yılbaşı gecesi, istanbul’da beşiktaş’ın ortaköy semtindeki bir eğlence merkezi olan reina’da düzenlenen saldırıda 39 kişi hayatını kaybetti, 71 kişi yaralandı. saldırıyı ışid üstlendi. saldırının gerçekleştirildiği dakikalarda sosyal medyada ve bazı haber sitelerinde saldırganın noel baba kıyafeti giydiğine yönelik iddialar dolaşmaya başladı. iddiaların asılsız olduğu daha sonra ortaya çıktı. saldırı sonrası takip eden saatlerde ve günlerde bazı kesimlerce, noel baba kıyafetinin bir sembol olduğu görüşünden de hareketle diyanet’in hutbesi ve saldırıyı ilişkilendirerek yorumlar yapıldı ve hutbedeki noel/yılbaşı karşıtlığının böyle bir saldırıya zemin hazırlayabileceği iddia edildi.
chp milletvekili sezgin tanrıkulu, konuyla ilgili başbakan binali yıldırım’on cevaplaması istemiyle meclise soru önergesi verdi:
“diyanet işleri başkanlığı tarafından hazırlanan cuma hutbesinde yer alan ifadeler ile yılbaşı kutlayanları ve yılbaşı kutlamalarını adeta hedef gösteren hem diyanet işleri başkanı hem de hazırlayanlar hakkında türkiye cumhuriyeti başbakanı olarak sayın binali yıldırım ve içişleri bakanı siyasal sorumluluğunu yerine getirecek midir?” dedi.
diyanet işleri başkanı saldırı sonrası yaptığı açıklamada: “bu bir vahşettir, dehşettir, cinayettir ve katliamdır” dedi.
