“işte” dedi babam, üzerine bir şeyler çiziktirdiği kağıdı bana uzatırken. “ihtiyacın olan her şey burada.” alıp dikkatlice kağıdı inceledim. hakikaten de çizmişti. kampüsün etrafında bir kırtasiye, cadde üzerinde banka atm’si, bir süpermarket, kültür sokağındaki yurt binası ve 500 metre ileride bir kuaför. hepsi dikkatlice ikiye katladığı küçücük bir haritanın içine sığmıştı. annem duygu dolu bakışlarını kağıttan kaldırıp gururla bana baktı. bir tanecik kızlarının evinden uzakta geçireceği 4 yıl boyunca tüm ihtiyaçlarını karşılayabileceği 2 km2’lik neredeyse tehlikesiz bir hayatı temin etmenin, yani anne baba olarak ellerinden geleni yapmanın gönül rahatlığıyla. ancak bir tek şeyi unutmuşlardı. insan iki kilometreye sığar mıydı hiç? (yazı ve görseller: uzm. aile danışmanı ayşenur karabulut/140journos için)

ben helikopter bir anne ve babanın uçmayı öğrenmiş çocuklarından biriyim. ama bu iş öyle pek de kolay olmadı.

çamaşır makinesini çalıştırmayı bilmeyen çocuklar
bu haritayı aldıktan bir gün sonra ilk iş kendime bir ulaşım kartı çıkarttırdım –ancak ilk defa kullandığım atm’nin önünde ellerim titriyordu. bir sene sonra i̇zmir’de gitmek istediğim her yeri avcumun içi gibi biliyordum –ama bir taksici beni dolandırdığında hakkımı arama cesareti gösterememiştim. üç sene sonra matımı serebileceğim her yerde uyumayı öğrenecek kadar seyahat etme şansım oldu –fakat deneyimlerimi ailemle paylaşacak yakınlığı yitirmiştim. beş sene sonra bir arkadaşımla birlikte motosikletle seyahate çıkmış, yolda iki de ufak kaza yapmıştık –itiraf etmeliyim ki bu seyahat yine de eğlenceliydi. yedi sene sonra ise i̇ngiltere’ye tek yön bir uçak bileti aldım.
brighton’daki evimizde bir sabah, ev arkadaşım andrew’i elinde çamaşır makinesinin kapağıyla salonda uğraşırken buldum. andrew i̇ngiltere’ye güney afrika’dan gelmiş, 25 yaşlarında, mekaniğe son derece meraklı çocuktu. “ne yapıyorsun o kapakla?” dedim, “tamir edicem.” dedi, “çamaşır makinesi bozulmuş da.” makineyi bir başkasından 20 pounda aldığımız için servis çağırma şansımız da yoktu. o anda gözlerimi andrew’in kapağı merakla evirip çeviren ellerine dikmiş şunu düşünüyordum: şu anda büyüdüğüm şehirde onunla aynı yaşta olup, çamaşır makinesini tamir etmek şöyle dursun, bir kez dahi makine çalıştırmamış kaç genç vardır acaba? öyle ya en son ne zaman kendi söküğünüzü diktiniz? ikea’dan alınmamış bir eşyayı kutusundan çıkmayan bir aletle tamir ettiniz? ya da ne zaman internetten öğrenmediğiniz bir tarifle karnınızı doyurdunuz? bu soruların cevabını hatırlamıyorsanız siz de helikopter bir ebeveynle* büyümüş olabilirsiniz.
*helikopter ebeveyn tanımı ilk defa 1990’da foster cline ve jim fay tarafından ortaya atılmış olup, çocuğunun (veya çocuklarının) deneyim ve sorunlarıyla aşırı derecede ilgilenen ebeveynleri tanımlamak için kullanılmıştır. https://en.wikipedia.org/wiki/helicopter_parent
helikopter ebeveynler
julie lythcott-haims, amerika’daki stanford üniversitesinde dekanlık yaptığı 10 yıllık süreçte rahatsız edici bir eğilim gözlemlemişti. gelen öğrenciler oldukça zeki, başarılı ve kağıt üzerinde neredeyse kusursuz olmalarına rağmen bir konuda güçlük çekiyorlardı; kendilerine bakmak.(1) öyle ki bu eğilim y kuşağı** için adeta bir trende dönüşmüştü. kendilerinden ve hayattan büyük beklentileri olan, teknolojiden çok iyi anlayan ve çoğunlukla yabancı dil bilen bu gençler hazır yemekle besleniyor, gündelik ev işlerini yapmakta zorlanıyor ve bu yetkinlik-yetersizlik ikilemi arasında gerçekçi bir benlik algısı oluşturmakta bocalıyorlar. öte yandan anne babalar çocuklarının hayatlarına daha fazla müdahil oluyor, adeta bir helikopter gibi başlarında dönerek onları daha yakından izliyor ve çocuklarını hayatın zorluklarına karşı korumak için sonu gelmez bir istekle uğraşıyorlar. ebeveyn ile çocuğun iç içe geçmiş yaşam döngüsü talihsiz bir biçimde kendisini beslemeye devam ettikçe, bir yandan global dünya bilinciyle büyüyüp teknolojiye hükmeden, diğer yandan kendi kendisine bakmakta zorlanan bir nesil görüyoruz. bu döngüyü bir yerde kırabilmenin yolu da bireyin özerklik geliştirebilmesinden geçiyor. peki annesinin ütülediği gömlekle iş görüşmesine giden bir nesil ne kadar bağımsız olabilir?

ona küçük ev aletleri alın
çocuğun bağımsız bir birey olarak yetişmesinin önündeki tek engel aşırı koruyucu-kollayıcı anne tutumu değil elbette. ancak, anneler günü özelinde helikopter ebeveynlerden anneye yönelmek ve anne çocuk ilişkisine biraz daha yakından bakmak istiyorum.
örneğin annenin eğitim seviyesinin yüksekliği ile çocuğun özerkliğine fırsat tanıyan demokratik ebeveynliğin kabulü arasında doğru bir orantı olduğunu biliyoruz.(2) ancak tüi̇k 2016 verilerine baktığımızda türkiye’de okuma yazma bilmeyen kadın nüfusu erkeklerden beş kat fazla ve kadın istihdam oranı erkek istihdam oranının yarısından daha az.(3) 2010 yılında yapılan bir başka araştırmaya göre ise, türkiye’de çalışan anne oranı %45’e çıkabilmiş.(4) bu istatistiklere bakıldığında, 25 yaşından büyük 100 kadından 9’u okuma yazma bilmiyor, 73’ü bir işte çalışmıyor ve her 100 anneden 55’i işsiz (2,3). hal böyle olunca, çocukların büyük bir kısmı evde anne ve televizyonla büyüyorlar.
birlikte çok vakit geçiriyor olmalarına rağmen, anne ve çocuğun yaşamının iç içe olması onların birbirlerini yeterince tanımalarına bizzat engel oluşturabiliyor. zira anne, zorlanmasına olanak vermeksizin ihtiyaçlarını yerine getirdiği çocuğunun dile getirmeye fırsat bulamadığı isteklerinden ne kadar haberdar olabilir? aynı şekilde anneyi yalnızca bakım veren, koruyan ve kollayan bir ebeveyn rolüyle tanıyan çocuk annenin de apayrı bir yetişkin olduğunu, kendine has bir hayatı, idealleri ve istekleri olduğunu ne denli fark edebilir?
**1980–1999 arası doğanlar insan kaynaklarında y kuşağı olarak adlandırılıyorlar. (http://gazetesu.sabanciuniv.edu/tr/y_kusagi_nedir).
anne ve çocuk, anne ve çocuk olmalarının dışında iki yetişkin olamadıkları ve bu yetişkinlik rollerini evin içinde giyinemedikleri müddetçe aynı evin içinde birbirine yabancılaşma neredeyse kaçınılmaz. hal böyle olunca da her yıl anneler gününde annelerine –büyürken izledikleri televizyonda da gösterildiği gibi- küçük ev aletleri alan çocuklar birer tesadüf değil.
kaçınılmaz bir diğer sonuç ise, temel yaşam becerilerinden yoksun büyütülen çocukların hayata atıldıkları ilk andan itibaren karşılaştıkları her güçlükte özgüvensizlik, yetersizlik ve kaygı gibi duygularla baş etmek zorunda kalmasıdır. evin dışındaki dünyada yaşanan bocalama yerini adaletsizlik ve öfke duygularına bırakabilir, çocuğu aileye tümden bağımlı kılabilir veya çocuğun aileyle olan bağlarını acı verici bir biçimde koparmasına neden olabilir. bu sancılı süreçler ise anneleri çok tanıdık bir soruya iter: senin için saçımı süpürge ettim de ne oldu?
helikopter annelere öneriler
bu süreci iyileştirebilmek ve çocukların bağımsız ve yetkin bir yaşam sürmesine yardım etmek elbette ki elinizde. ama önce çocuğunuzun risk almasına, hata yapmasına ve yeni yaşam deneyimleri edinmesine fırsat tanımak için yazının başında bahsettiğim 2 km2’lik haritayı genişletecek cesareti göstermeniz gerekiyor.
bir diğer önemli aşama ise yardım almak. yardım almanın birinci koşulu, ne kadar basit görünürse görünsün bir o kadar önemli olan yardım isteme becerisidir. anne, eşinden ve ailenin diğer üyelerinden yardım isteyerek sorumluluk almak yerine sorumluluğu paylaşmak yoluna gidebilir. ancak çocuğun kendi başına başarabileceği görevlerin sorumluluğunu mutlaka çocuğa bırakmalıdır.
iletişimi güçlendirmek bir diğer önemli mesele. çocukla iç içe geçmiş bir biz dilinden ziyade, (“biz de okula hep geç kalıyoruz” gibi) sağlıklı bir ben dili geliştirmeye özen gösterebilirsiniz (“okula geç kalmaman için sana nasıl yardımcı olabilirim?” gibi).
son aşama ise sabır göstermek. güçlüklerin geçici süreçler olduğunu ve gelişimin bir parçası olduğunu kendinize hatırlatın. çocuğunuzu güçlü ve zayıf yönleriyle bir bütün olarak değerlendirin ve ona güvenmeyi seçin. değişim zaman alacak ama buna muhakkak değecektir.
kaynaklar
- https://www.washingtonpost.com/news/education/wp/2015/10/16/former-stanford-dean-explains-why-helicopter-parenting-is-ruining-a-generation-of-children/?tid=pm_local_pop_b&utm_term=.f4119df25776
- chen, x., dong, q., ve zhou h. (1997). authoritative and authoritarian parenting practices and social and school performance in chinese children. international journal of behavioral development, 21, (4),855- 873.
- http://www.tuik.gov.tr/prehaberbultenleri.do;jsessionid=4lp2zvkq3nyclphnm8vpl5fw2xnvhfrtvrkdtdq0zksvjsnpjllh!-1289778922?id=24643
- http://www.hurriyet.com.tr/calisan-anne-orani-yuzde-45-lere-cikti-14646259
