araştırma arşivi · 2017-03-03

kuşların hatrına [portfolyo]

kuşların dünyadaki en önemli göç rotalarından istanbul boğazı’nda, ömrünü on yıllardır süregelen bir geleneğe adayan kuşçularla tanışın.

kuşların dünyadaki en önemli göç rotalarından istanbul boğazı’nda, ömrünü on yıllardır süregelen bir geleneğe adayan kuşçularla tanışın.

1 / 16

dünyadaki yaklaşık 50 milyar kuş yazın kuzey yarım küreye, kışın güney yarım küreye göç ediyor. en önemli göç rotalarından biri olarak istanbul boğaz’ı, göçmen kuşlar tarafından yüzyıllardır kullanılıyor. boğaz bu denli zengin bir ev sahibi olunca kuşların ilgilisi de çok oluyor. yalnızca bir tür görebilmek için günlerini tepelerde geçiren kuş gözlemcileri ya da kuş bilimciler dışında bir de kuşçular var. hobi ya da uğraşı gibi kelimelerle tanımlamanın yetersiz kalacağı kuşçuluk, on yıllar önce rumlardan edinilen bir gelenek, tutku, aşk hatta bir çeşit bağımlılık.

bugün illegal olması sebebiyle geçmişe oranla çok daha az kişinin ilgilendiği kuşçulukta amaç kanarya, saka ya da florya kuşlarını mükemmel bir melodik düzen içinde öttürebilmek. doğada yakalanan ya da takas usulü alınan kuşlar, yalnızca doğru ötmesi için senelerce eğitiliyor. ortlama dinleyiciler için güzel ötmeyen bir kuş olmasa da bu dünyanın kendine ait bir jargonu, kuşların öterken söylemesi veya söylememesi gereken sesler var. doğada kuşların ötmesinin üç sebebi var; alanını korumak, çiftleşmek ve yavrularına nasıl ötüleceğini öğretmek. kuşçuların ömürlerini adadığı nameler, erkek kuşun dişiyi çiftleşmeye ikna ederken söylediği aşk şarkıları. yalnızca erkek kuşlar yetiştiriliyor ve mayıs’tan eylül’e kadar dinlenebilecek serenatlar için koca bir yıl ‘ders yaptırılıyor’ ve zamanı geldiğinde üsküdar, beykoz, kilyos, bakırköy, sarıyer gibi ilçelerde bulunan kuş kahvelerinde farklı kuşçular ve kuşlarla buluşuluyor. erkek kuşçular ve erkek kuşların dünyası hiçbir dişi unsur olmamasına rağmen bir o kadar feminen bir dünya. pembe duvarlı kuş kahvelerinde hayatını ‘müzik’ dinlemeye adamış kuş desenli tişörtler giyen amcalar, dayılar. herkesin isminden önce gelen bir lakabı var; komiser, japon, turşu, arap, kaptan, terzi, kasap… kuşçuların bir ömür sürdürdükleri bu hobi şehrin dört bir yanından on yıllarca sürecek tanışıklıklar edinmelerini sağlıyor. 50–60 yaşındaki amcalar birbirlerini ve kuşlarını çocukluktan beri tanıyor. yazarken faydalandığım kaynaklardan naki tez’in ‘istanbul’un kuşçuları’ isimli belgeselinde bizzat karakterlerin kendisinden dinleyebileceğiniz yolculuk, neredeyse herkes için çocukluktan başlıyor. ilkokul sıralarında ilk kafesler yapılıyor, babadan ya da dededen işin incelikleri öğreniliyor. kanarya, başlangıç seviyesi olarak görülen bir ötücü kuş. asıl mevzuu saka ve florya kuşlarını ‘öttürebilmek’. kuşçular sakacılar ve floryacılar olarak ikiye ayrılıyor.

saka kuşları özellikle ekim-kasım aylarında çok sık görülüyor. uzun sivri gagasıyla devedikeni tohumlarıyla beslenen sakayı bir görenin bir daha unutması mümkün değil. gagasının hemen arkasında başlayan kırmızı tüyleri, beyaz yanakları, sarı-siyah kanatlarıyla sesi kadar görünümü de kendine has bir kuş. sakalar çipet-pet ana namesiyle ötmeye başlıyor. anne kuşlar yavrularını beslemek ya da bir araya toplamak için çipet-pet’le çağırıyorlar. sonrasında öğrendikleri ilk lisanları ise çitet çitet; bir de tü-tü’ler var. yemek yerken ya da kendi aralarında kavga ederken tü-tü’lüyorlar. doğru, lezzetli öten bir sakadan taneli ötmesi ve her nameyi yedi sefer tekrar etmesi bekleniyor. en aranılan vasfı ise şak-şak’ları ve kaba şak-şak’ları. şak-şak’sız bir saka dinlemek tümüyle yavan bir tecrübe.

ötücü kuşlar arasındaki bir diğer taht sahibi, yeşil-kahve tonlarıyla floryalar. oldukça incelikli bakım isteyen floryalar yılda yalnızca üç ay ötüyor. kuşun makbul biçimde ötmesi için kuşçunun en az iki yılını ayırması gerekiyor. floryalar rekabet etmeyi seven, rakiplerine sesleriyle üstünlük kuran kuşlar. sakanın aksine kendine ait sesler çıkarmak yerine, doğadaki sesleri taklit ediyorlar. namelerin arka arkaya tekrar edilmesi kuşçular arasında makara olarak adlandırılıyor. floryada aranılan üç makara türü var; canalya, kurbağa ve lü-lü. canalya makarası doğadaki bahçe kiraz kuşu’nun, kurbağa bildiğiniz kurbağanın, lü-lü ise tarla kuşunun sesi. hayatı boyunca lü-lü makarası duymayan kuşçular çoğunlukta ve kaybolan makaralar floryacıların dünyasındaki en büyük dertlerden biri.

kuşlar daima kafesin içinde ve kafeslerinin üstü renkli kumaşlarla örtülü. dışarıyla iletişimi kesilen kuşun dikkati dağılmayacağı için daha güzel öteceği düşünülüyor. mesleği kafeslere örtülerini dikmek olan örtücüler var. her gittikleri yere kafeslerini de götüren kuşçular bir an bile kuşlarından ayrılmak istemiyor. kuş kahveleri, bu uğraşı sebebiyle eşinden boşanan, ilkokulu zar-zor bitiren kuşçularla dolu.

yıllarca kuşlarının karşısında bir kuş gibi öterek onları eğitmeye çalışıyorlar. çoğunlukla kuşlarına isim koymuyor ve temel ihtiyaçlarını karşılamak dışında kuşu örtülü kafesinden çıkarmıyorlar. her yer kuş imgeleriyle dolu, mütemadiyen kuşlardan bahsediliyor fakat kuşun kendisi neredeyse hiç görünmüyor. sese, kuşun sesine duyulan bir hayranlık…

kuşçular doğadan yakaladıkları kuşları yetiştirmeyi tercih ediyorlar. kuş yakalamaya ‘kuşa gitmek’ deniyor. sabaha karşı 03.00 sularında yola çıkılıyor. ormana varıldığında bir ağaç parçası dikip, yanına dikenler onun yanına da su ve yiyecek koyuluyor. kuş önce ağaca, sonra dikene en son suya gidiyor ve tam bu sırada üstüne ağ atılarak yakalanıyor. ‘kuşun dikene inmesi’ diye bir tabirleri de var. dişi kuşlar bırakılıyor, erkek kuşlar için ise doğadan koparıldıkları müzik eğitimleri başlıyor. teknikten ziyade şans işi, kuş ötmek istemezse ötmüyor. iyi kuşçular on yıllarca süren emeğin karşılığında üç, en fazla dört kuş yetiştirebiliyor.

işin ticaretini yapanlar var fakat yazının konusu bu işe gönül verenler. onların tek kârı, kuş kahvelerinde kulaktan kulağa yayılan ünleri. meslek ya da toplumsal statü fark etmiyor, milyonların sahibi de olsan, kuş kahvelerinde yalnızca kuşunla anılıyorsun. kafesleriyle gelen kuşçular bu kahvelerde çay içip, okey oynuyorlar fakat konu daima kuşlar.

muhabbet kuş sesleriyle bölünüyor, kuşu kötü öten bir kuşçunun kahveye girilmesine izin verilmiyor. sebep, diğer kuşlara kötü örnek olabilir. kahve, okuldan ziyade bir arena gibi. yılda bir kez yarışma düzenleniyor. dört kişilik jüri yine dörderli dinlediği kuşlara ‘uzunluk, tertip, kabalık, çeşit makara ve orijinal makara’ kriterleri üzerinden puan veriyor. 10 dakika süresi olan kuşların üç hata yapma hakkı var, aşanlar diskalifiye oluyor. kuşçular, kuşun kafesine dokunarak ya da kafesin yönünü çevirerek kuşu ‘kumanda etmeye’ hatasını önlemeye çalışıyorlar. bir yıl şampiyon ilan edilen kuş, ertesi yıl hiç ötmeyebilir. bu noktada kuş iyileştiricileri devreye giriyor. evinde 50–60 kuşla yaşayan, kuş gibi konuşabilen yalnızca hayvanlarla değil doğayla, toprakla ilişkisi de çok güçlü olan kuş iyileştiricileri kuşun sorununu anlamaya çalışıyor.

cemre yeşil ve maria sturm, kitapları ‘for birds’ sake’i, “adamlar ve kuşlar arasında geçen örtülü bir aşk hikayesi” olarak tanıtıyor. üstü örtülü kafesin başına tünemiş, başka bir erkeğin aşk şarkılarını büyülenerek dinleyen erkekler. bir kuşu ele geçiren ve onun şarkılarının da kendi hayatını ele geçirmesine izin veren erkekler…