araştırma arşivi · 2017-08-26

oturak alemi [portfolyo]

1992 yılında, konya’da bir oturak alemindeyiz. 80’lerde yusuf kurçenli’nin gramofon avrat filmiyle gündeme gelen oturak alemi, kökeni…

1992 yılında, konya’da bir oturak alemindeyiz. 80’lerde yusuf kurçenli’nin gramofon avrat filmiyle gündeme gelen oturak alemi, kökeni neredeyse selçuklular’a uzanan, konya’ya ait bir hasat mevsimi eğlencesi. eşini, dostunu eğlendirmek isteyen ev sahibi; saz ekibi ve dansçı kadınlarla tertip ettiği geceye, ‘barana’ denilen dost meclisini davet ediyor. eve yalnızca davetli erkekler girebilirken, gece boyunca kurulu sofranın yemeklerini köyün kadınları hazırlıyor. dans etmek için gelen ‘oyuncu kadınlar’ ise ev sahibinin koruması altındaki kesin kurallar çerçevesinde konuk ediliyor. kadının istemediği herhangi bir dokunuş yasak, sevişmek yok, gecenin sonunda ev sahibinin vereceği dışında para çıkarmak ayıp.

oturak alemi’nin kültürel tekabülü, kadının konumu ve bu eril kış eğlencesinin dönüşümü çokça tartışıldı. yıllar geçtikçe daha muhafazakar anılan konya’da gelenek unutuldu, bilindiği kadarıyla yok oldu. yücel tunca video-röportajında yirmi beş yıl önce tanık olduğu oturak alemini anlatırken; anadolu’da eğlence, gece hayatı ve erkeklik üzerine çalışan osman özarslan fotoğraflarda gördüklerini kaleme aldı.

editör: dilan karadağ/140journos SO · yazı: osman özarslan /140journos SO için · fotoğraflar: yücel tunca /140journos SO için · video röportaj: kürşad bayhan, çağdaş erdoğan/140journos SO

i. andron

“dışarıdan bu kadar gizlenen konya içinden de böyle kıskançtır. sağlam ruhlu kendi başına yaşamaktan hoşlanan, dışardan gösterişsiz, içten zengin orta anadolu insanına benzer. onu yakalayabilmek için saat ve mevsimlerine iyice karışmanız lâzımdır. ancak o zaman çeşmelerinden akan çarbağ sularının teganni ettiği sırrı, zengin işlenmiş kapıların ardında sırmalı çarşafı içinde çömelmiş eski zaman kadınlarını andıran selçuk âbidelerinin büyüklük rüyasını, türkü ve oyun havalarının hüznünü ve bu oyunların ten yorgunluğunu duyabilirsiniz. konya insanı ya bir sıtma gibi yakalar, kendi âlemine taşır, yahut da ona sonuna kadar yabancı kalırsınız. meram bağlarının tadını alabilmek için ona yerli hayatın içinden gitmek lâzımdır. konya tıpkı mevlevîlik gibi bir nevi initiation ister.” — tanpınar, beş şehir, konya

anadolu’yu bir sosyal hadise, türkiye toplumunu “velut” bir cemiyet olarak gören ve tüm bu hadiseleri bin yıllar önce vuku bulmuş bir takım olayların üzerinden anlamaya, anlatmaya çalışan tanpınar, konya’yı da böyle anlar ve anlatır. ne var ki tanpınar pek çok anadolu vakasına, moğol istilası, bizans-türk savaşları üzerinden baktığı için bilhassa konya’da kimi şeyleri ıskalar. konya’yı selçuklu’nun ve sonrasında da türk-i̇slam kültürünün başkenti olarak görür, gösterir. ne var ki konya daha fazlasıdır. konya şimdilerde muhafazakarlığın başkenti olarak bilinse de, anadolu erkeğine has (oturak alemi) eğlencenin de başkentidir.

haremlik-selamlık geleneği, modern dünyadan bakınca islamiyet’ten dünyaya yayılmış gibi görünüyor ama antik yunan’da da haremlik-selamlık geleneği vardı. evin sokağa bakan ilk bölümü, erkeklerin toplanıp memleket meselelerini konuştukları (symposium), kline denilen yataklara uzanıp ölümüne şarap içtikleri, şarap tanrısı dionysos’a hamd-ü senalar ettikleri ve hetaira denilen kadınları oynatıp fuhuş yaptıkları bir yerdi. antik yunan’daki andron aslında anadolu ve bilhassa konya’da kısmen köy odası (zira köy odaları aslen eğlence için değil, konuk ağırlamak içindir) ve asıl olarak bağ evlerinde erkeğin erkek arkadaşlarıyla kendi mahrem muhabbetlerini sürdürebildiği oturak alemi olarak devam etti. fakat burada şuna dikkat etmek gerekiyor; andron denilen mekanda tecessüm eden eğlence kültürü, anadolu’ya antik yunan’dan gelmemiş, tam tersine anadolu’dan yunanistan’a gitmiş olabilir. pek çok araştırmacıya göre, şarap, eğlence ve aşırılığın tanrısı dionysos, antik yunan’da doğmamış, anadolu’da hitit kültüründe var olan tarhund kültünden yunan dünyasına ihraç olmuştur. en azından dionysos kültünün ikonografisine, konya ivriz’de bulunan hitit kabartmaları üzerinden bakarsak öyle görünüyor. konya yalnızca muhafazakarlığın değil, eğlencenin de başkentidir. üstelik, kimi zaman andronlarda, kimi zaman köy odalarında, kimi zaman su başlarında, kimi zaman bağ evlerinde icra edilen ve geçmişte olduğu gibi ege denizi’nin çevresindeki eğlence kültürlerini de etkileyip çeşitlendirerek süren, genişleyen ve günümüzde oturak alemi olarak devam eden erkek eğlencesi muhtemelen hititlerden bu yana, konya kültüründeki en temel ve belirleyici motiflerden birisi.

ii. hetaira

erkeklik üzerine çalışma yapanların kimileri ingilizce’deki tarih kelimesini history değil his-story (erkeğin hikayesi) olarak değiştirmeyi önerir. tarih erkeğin macerasının tarihidir ama erkeğin macerası, kadının eve kapatılmasıyla mümkündür. bu ortadoğu’da da böyleydi, antik-yunan’da da, roma’da da. fakat kadınların hepsi kapatılırsa, erkeklerin sıkıcı dünyasını eğlendirecek bir şey de kalmaz… yunan’ın euka’sının andronu, anadolu kültürünün köy odası-bağ evi, anadolu hanesinin haremlik-selamlık bölünmesi, erkeğin kendi yarattığı ahlak ile kendi arzuları arasında sıkışan na-müsait ilişkileri tüketmek için oluşturulan flu mekanlardır. hetairalar, ayak kadınları, fahişeler, orospular, geyşalar… flu mekanların asıl özneleridir. onlar, tıpkı herkes tarafından öldürülebilen homo-sacerler gibi herkesle sevişebilirler (teknik olarak) fakat onların asıl özellikleri, bu değildir. onlar erkeğin hayatında eksik olandır. ahır kokusu sinmiş mintan, süt kesesinden bozma sütyen, ağrılı baş, gelin-kaynana çekişmesi değil çok daha fazlasını vaadederler. filmlerdeki kadınlar gibi el ele tokalaşıp, öpüşürler. parisli bir modacının tasarladığı streç pantolonun samanpazarı’ndan çakma da olsa bir versiyonunu alıp giymeyi, koku sürünmeyi, saçlarını yaptırmayı dahası sigara ve içki içmeyi bilirler.

iii. alem

oturak alemi daima çuhacıoğlu peşrevi’yle açılıyor,

“aman şimdi, dağlar başı duman şimdi. güzel sevmek hoştur amma, ayrılması güman şimdi.”

iv. ne içindeyim, ne de dışında

meze masasına çıkmış oynayan kadın, oturak alemlerinin vazgeçilmez bir ritüeli olarak oradaki acar erkeklerden birisinin şapkasını kafasına takmış. duvarda en üstte atatürk’ün portresi, altında lassa fabrikasının ve bir kavun tohumculuğu firmasının afişleri. kadının elleri, çalgıcının udu, duvarlar, biraz kaybolarak biraz belirginleşerek birbirine geçmiş. herkes belli ki artık sarhoş, dionysos söylenceleri ile mevlana menkıbeleri, şimdi ile geçmiş, gerçek ile hayal birbirine karışmış. artık gonya’da bir köy odasında değil, şehrazat’ın sarayında, kaf dağı’nın ardında, muhayyel bir diyardayız.

v. cennet?

kadınlardan birisi iştihayla rakı kadehini kafasına kaldırmış. diğeri kendini tümüyle sazına vermiş çalgıcıya eşlik ediyor. eğleniyorlar… lakin, kadınların bedenleri öyle demiyor. bedenler çok içilen, çok eğlenilen, çok sarhoş olunan ve çok mıncıklanan tecrübelerden sonra yorulmuş… fotoğrafın ortasında sahneye hakim kadının çıplak karın kasları kendini salmış, diğer kadının göğüsleri ise halden anlamaz dünyanın goy goyundan, yılışıklığından, gevezeliğinden sıkılmış, “bitse de gitsek” der gibi.

vi. gözlerden ırak

saz heyeti son türküsünü çaldı ve kadehler son kez “şerefe” kalktı. kadınlar geldikleri taksiyle evlerine dönerken, çakırkeyf topluluk sabah ezanından önce dağılacak. gece, erkeklerin ahlakını ve dinini örtmeye çalışıyor; sokak lambası ise kadınları ve geride kalan taşrayı aydınlatarak gecenin her şeyi örtmesine müsaade etmiyor.

yücel tunca kimdir?
istanbul üniversitesi basın yayın yüksekokulu’nda gazetecilik eğitimi aldı. 1986–2007 yılları arasında çeşitli gazete ve dergilerde basın fotoğrafçılığı ve fotoğraf editörlüğü yaptı. galata fotoğrafhanesi ve fotoğraf vakfı’nın kurucularından tunca, bu kurumların yanı sıra çeşitli üniversitelerde belgesel fotoğrafçılık ve basın fotoğrafçılığı dersleri verdi. 1996–2016 yılları arasında sırasıyla istanbul saydam günleri, ulisfotofest, unifotofest ve belgesel fotoğraf günleri gibi fotoğraf festivallerinin koordinatörlüğünü yaptı. fotoğraflarıyla kişisel ve karma birçok fotoğraf sergisine katılan yücel tunca, 2002 yılından bu yana ulusal ve uluslar arası çapta fotoğraf sergileri düzenliyor, fotoğraf kitabı, dergi yayıncılığı ve editörlüğü yapıyor, edebiyat ve fotoğraf alanında metinler üretiyor.
osman özarslan kimdir?
nisan 2015’te boğaziçi üniversitesi sosyoloji bölümü’nde yüksek lisansını tamamladı. basılı ve dijital mecralarda ideoloji, politika, kültür yapıları ve sinema üzerine incelemeleri, denemeleri ve eleştirileri yayınlandı. yazar, geçtiğimiz yıl çıkan ‘hovarda alemi/ taşrada eğlence ve erkeklik’ isimli son kitabında, anadolu’da gece hayatının bir panoramasını çizerek, eğlence kültürü ve davranış kodlarının geniş bir analizini sunuyor.