müziğin eşlik ettiği bir sporla kendileri için dans eden insanlar.


egzoz muayenecilerinin sokağından geçerek dans stüdyosunun kapısına varıyorum. pencereleri açsak dışarı östrojen yayılacak kadar dişil bir alanın, istanbul’un en maskulen sokaklarından birinde bulunması eğlenceli. 20–50 yaş arası kadınların giderek daha fazla ilgi gösterdiği pole dansı konuşmak için buradayım.
türkiye’de kendi endüstrisini küçük adımlarla da olsa yaratmaya başlayan disiplini öğrenebileceğiniz, stil ve yaklaşımlarıyla birbirinden ayrılan dört-beş stüdyo ve özel ders veren eğitmenler var. başlangıç sorularını sormak için alanın tekeli sayılan, istanbul’da pole eğitmenliği yapanların çoğunu yetiştiren stüdyolardan birindeyim. 4 yıl önce 8 öğrenciyle başlayan mekanın, bugün 3 şubesi ve yaklaşık 700 öğrencisi var fakat dans etmek isteyenler katlanarak artarken, zihinlerdeki striptizci imajı genel izleyici için baki. hiç abartısız, antremanlarda porno film çekildiğini sananlar azımsanmayacak sayıda.
stüdyodan içeri girdim. 15–20 kadın rengarenk çamaşırları, sütyenleriyle derse hazır, evden getirdikleri böreklerden atıştırıp, çay demliyorlar. çıplaklıklarının içinde öyle rahatlar ki, dünya huzuru için tek eksiğin nüdizm olduğuna ikna oldum. dersin konusu: free-style. ileri düzey pole öğrencilerinden oluşan bu gösteri grubu, ritm duygusunu geliştirmek için ek dersler yapıyor. akrobatik becerilerini müzikle kullanabilmeyi öğreniyorlar. birazdan neredeyse bir psikanaliz seansı izleyeceğimden habersiz, pole’a çıkmalarını bekliyorum. bugünün görevi, doğaçlama belirlenen bir müzik eşliğinde ‘teslimiyet’ sözcüğünü dans ederek 1 dakikada anlatmak ve sonrasında performansı açıklamak. birkaç saat süren ders boyunca herkes, farklı biçimlerde “nasıl teslim olamadığını” anlattı. kendine, eşine, rekabete, işine ya da hıza teslim olamayan, sıkışmış, teslimiyeti başarısızlıkla eş anlamlı gören ve güçlü olmak zorunda hisseden kadınlar izledim. “nerden çıktı pole dans?” sorusuna dair ilk cevabımı henüz sormadan edindim.
pole dans 101
pole dans, müzik, dans ve akrobasiyi birleştiren bir disiplin. kökeni, 8–10 metrelik kauçuk direkler üzerinde yapılan çin akrobasi dalı ‘chineese pole’ ve hint sporu ‘mallakhamba’ya dayanıyor. 1920’lerin amerikasında sirk çadırlarından barlara taşınıyor ve sonrasında burlesk ile birleşerek form değiştiriyor. 80’lerde ilk olarak kanada’da, striptiz kulüplerinde de izlenebilir bir şov haline geliyor. dünyanın ilk fitness amaçlı pole eğitim videosunu yayınlayan fawnia mondey, bir sanat olarak pole disiplininin eğitimini 90’larda vermeye başlıyor. yani pole dans, yaklaşık 30 yıldır cinsellikle ilgili ya da ilgisiz alanlarda ve atletik ortamlarda gerçekleştirilen bir spor türü. dünya; müziğin, koreografinin ve estetiğin spor kelimesiyle aynı cümle içinde geçebildiği başka bir tür tanımadığı için, pole dansın resmi bir spor dalı olarak kabul edilmesi henüz gerçekleşti. uluslararası pole sporları federasyonu başkanı katie coates, 2006 yılında pole dansın spor dalı olarak kabul edilmesi için bir imza kampanyası başlatmıştı. 11 yıllık mücadelenin sonunda iki ay önce, uluslararası spor birliği, pole dansı resmen spor olarak kabul etti. sıradaki adım, olimpiyatlara girmek.
pole dansla kate moss aracılığıyla tanıştıysanız spor kabul edilmesine anlam veremiyor olabilirsiniz ancak gerçek bir pole performansı izlediğinizde tek bir kolla tüm vücudu döndürmek veya yalnızca karnınızla tutunarak yer çekimine karşı koyabilmenin nasıl bir koordinasyon, esneklik ve kas gücü gerektirdiğini apaçık görebilirsiniz. üst bedeni yoğun olarak çalıştıran disiplin, core bölgeyi geliştirdiği için profesyonel olarak spor yapmasa da fit kalmak isteyen herkes tarafından çok tercih ediliyor. daha önce herhangi bir spor yapmadan ders almaya gelenler de var, yıllardır yaptığı pilatesten sıkılıp yenilik arayanlar da fakat herkesin bacakları, kolları, bütün bedeni darp edilmişçesine mosmor. esnedikçe onlarca hareket kombinasyonu yaratabildiğiniz, yepyeni koreografiler deneyebildiğiniz bu sporun, sonu yok. her gün yeni bir meydan okumayla karşı karşıya kalan dansçılar, tükenircesine çalışırken pek de çekici görünmüyor. pole’un üstünde kilitlenmiş ve kurtarılmayı bekleyen bir beden; olsa olsa ürkütücü.
dansı bilen - bilmeyen herkesin diline pelesenk ettiği topuklu ayakkabılar, tangalar, zımbalı mayolar şart değil, tercih. 10 cm topuklu ayakkabı ve dantelli sütyenle de dans edilebilir; tek renk uzun bir şort ve çıplak ayaklarla da. bakış, duruş, müzik; tamamı performansı gerçekleştiren kişinin pole’u nasıl kullanmak istediğine ilişkin detaylar. buna dair konuşulanlar iki soruyu beraberinde getiriyor:
ilki: kişinin güzel görünmek arzusunu tatmin etmeye yönelik tasarladığı bir performans neden küçük düşürücü kabul ediliyor?
ikincisi: kadının “seksi hissetmek” adına giriştiği her hamle neden, eril olanı referans alarak kendini objeleştirdiği/teşhir ettiği peşin hükmüyle yargılanmak zorunda?
hatırlamak gereken: insan bazen, sadece iyi hissetmek için dilediği kadar soyunur, dilediği kadar giyinir ve dans eder.
türkiye’de pole dans
istanbul’da pole alanında eğitim veren kişi ve stüdyoların sayısı parmakla sayılacak kadar fakat hızla artıyor. pole’a yaklaşım, eğitimler ve ücretler; olmayan bir ekonomiyi yeni oluşturan bu stüdyoların bakış açısına göre şekilleniyor. kendi küçük komünitelerini çoktan yaratmışlar. kim/nerede/ne yapıyor herkes birbirinden haberdar ve rekabet var. pole dans yapmak isteyenlerin çoğu beyaz yakalı, çocukluğundan beri dans etmek isteyen, profesyonel spor geçmişi olmayan ama formda kalmayı önemseyen kadınlar. az da olsa erkek meraklılar da çıkıyor. başvuru mülakatları sırasında güven telkin etmezlerse derse kabul edilmiyorlar. kadınların domine ettiği bir alan olduğu için bir-iki dersten sonra gelmekten vazgeçenler de oluyor.
pole dans, ciddiye alanlar için zaman ve emek isteyen bir disiplin. çoğu katılımcı, aldığı temel derslerin yanı sıra güçlenmek ve esnemek için yardımcı dersler de alıyor. işten kalan zamanını antrenman yaparak geçiren, birbirine sürekli eğitici videolar izleten, evinin kartonpiyerli salonuna direk yerleştiren bu insanlar arasında zamanla duygusal bir bağ gelişmiş. ayrıcalıklı bir kulübün üyesi ya da aynı takımın taraftarı gibi hissediyorlar. pole’a duydukları tutku öyle ki, cahil cesareti denebilecek bir tedbirsizlikle saatlerce çalışıp, morardıkça “iyi çalıştım” diyerek motive oluyorlar. cinsel hayatını renklendirmek için pole dans dersi alanlar az. sevgililer izleyiciden ziyade, ev antrenmanlarının yardımcısı işlevi görüyor. kadınların pole üzerindeyken haz duydukları temel duygu güç. “bunu da yaptığıma göre hayatta her şeyi yaparım” hissi, acılar içinde de olsa ertesi gün derse yeniden gelebilmelerini sağlıyor.
stüdyoların web sitelerini biraz karıştırırsanız “kendini keşfet” vurgusuyla karşılacaksınız. pole dans, inkar etmeyen bir açıklıkla kendini cinsellik, estetik ve dişil enerjinin özgürlüğü gibi kelime gruplarıyla aynı cümlede anıyor. dersler kişilere, kendilerini ve cinsiyetlerini yeniden tanımlamayı vadediyor. katılımcılar aylar içinde görünmek, göstermek, kadınlık, seks gibi kavramlar üzerinden yeni bir sorgulamaya gittiklerinden bahsediyorlar. cinsiyet, ideolojik bir inşaa ve dinamikleri bambaşka bir makaleye konu olabilir ancak anlatılarda dikkatimi çeken “özgüven” vurgusu. insanlar, pole’a tırmandıkça özgüvenlerini onardıklarını söylüyorlar. harika, peki ne kadar gerçek? çoğu, en yakınlarına pole dans yaptığını söyleyemiyor. performanslarını, farklı kimliklerle açtıkları sosyal medya hesaplarından paylaşabiliyorlar. sebepler çok da uzakta değil aslında. özellikle kadınların, kendilerinden keyif aldığını gördüğünüz bir ana tahammül edemediğiniz, yadırgadığınız ya da birkaç saniyeliğine tereddüt ettiğiniz oluyorsa siz de sorunun ortağısınız.
“ — rağmen”, sevdiği ne varsa yaşayamaya çalışan insanların arasındayım. pole notları arasında altı iki kez çizilmeye değer tek cümle.
ipucu · 140journos SO’dan tüm fotoğraf ve video hikayeler için, so.140journos.com’u ziyaret edin. hikaye güncellemelerinden haberdar olmak içinse, instagram.com/140journos’u takip edin.
