onur ceritoğlu, heykel ve anıtların yanında “beni tek çek” diyerek, türkiye’de bürokrasinin simgesi ankara’nın kamusal alanlarını resmediyor.












beni tek çek öncelikle bir yalnızlık bildirgesi. kimlerin neden, nerede, ne şekilde fotoğraf çekildiğini hatırlatan, öz çekim öncesi var olmuş kuşağın hatırlayacağı bir “evet, tek başıma buradayım ve bunu hatırlamak istiyorum”un kabul edilişi.
sanatçının kamerayı kendine yöneltmesi ve yoldan geçenleri çevirerek fotoğrafının çekilmesini istemesi ise aslında fotoğrafın kendisinden çok orada bakılası bir şey olduğuna işaret ediyor. kamusal alan denen o nevi şahsına münhasır, türkiye özelinde kendi bile çoğu zaman neye izin verdiğini bilmeyen kişiyi tanımlamak için dikilmiş olan heykel ve anıtların orada olduğunu tasdikleyen bir jest ceritoğlu’nunki. türkiye’nin kurulmasıyla şehirleşmiş olan, anadolu’nun ortasındaki stratejik konumu ve saltanatların merkezi istanbul olmaması sayesinde cumhuriyet tarihiyle özdeşleştirilmiş olan ankara’nın, zaman içinde değişen önceliklerini bu kamusal alan objeleri üzerinden okuyan çalışma, aslında bir haritalandırma da gibi. belli bir zamanda belli bir yerde belli bir kişiyle birlikte belgelenen durum, ‘alternatif’ bir turizm aracı olarak kartpostallaştırılıyor.
trump’ın fazlasıyla kirlettiği alternatif kelimesini bu bağlamda kullanmak önemli çünkü aslında fotoğraf mecrası zaten belgeleme kisvesi altında kurgunun tescil edildiği, meşru kılındığı bir alan. fotoğrafın aracı olan ‘objektif’, objektif olmaktan uzak, kullanıcısının amaçlarına göre şekillendirilebilen bir hammadde.
2012’de üretilmiş olan bu seri aslında bazı şeylerin de habercisiymiş farkında olmadan. 2013’te, istanbul’da ağaçların anıtsallaştığı gezi hareketi ile taksim meydanı’nın aksı, cumhuriyet anıtı’nda gezi parkı’na doğru kaymıştı. 2017’de ise halkın anıtları belki sahip çıktıkları oy sandıkları. ceritoğlu’nun yaptığı vurgu hala doğru tınlıyor; kamusal alanı kamusal yapan, insan unsuru.
