sunay akın “bir ülkenin geleceği politikacıların vaatlerinde değil, çocukların hayallerindedir.” der. bugün çocuklar neyin hayalini kuruyor? çocukların dünyası, politikadan, politikacılardan ve toplumsal olaylardan nasıl etkileniyor? geçmişten bu yana eleştiri konusu olan eğitim müfredatındaki milliyetçi ve militarist öğeler çocukları ne yönde etkiliyor? birçoğumuzun çocukluğundan aşina olduğu, hatta bazılarımızın da içinde yer almış olabileceği uygulamalardan ve törenlerden de örneklerle konuyu incelemeye aldık.

geçtiğimiz aylarda bir ilkokulu ziyaret eden cnn türk muhabiri, yarıyıl tatili öncesi karne almayı bekleyen öğrencilere ‘büyüyünce ne olmak istiyorsun’ sorusunu yöneltti.
muhabir, cumhurbaşkanı olmak isteyen kız öğrencinin “anayasayı değiştireceğim, darbeciler yüzünden bir sürü sorunlar yaşıyoruz bu yüzden idam getireceğim. anayasalar geri dönmüyormuş ama ben geri döndüreceğim” cevabı sonrası “yaş küçük ama hayaller büyük” diyerek biraz da şaşkınlıkla bitirmişti röportajı.
ölüm, idam gibi kavramlar çocukların ağzından duymak istemediğimiz şeyler olunca video çok eleştiri aldı, çokça paylaşıldı. birçok eğitimci ev çocuk gelişim uzmanı bu görüntülerden endişe duyduklarını ve çocukların gerek televizyonda gerekse ailede ve sokakta maruz kaldıkları şeyleri bir süzgeçten geçirmeden, karşılaştırma yapmadan direk bilinçlerine işlediklerini belirttiler. gördüğü ve duyduğu şeyleri olduğu gibi almaları dolayısıyla çocukların şiddet içerikli söylemlere maruz bırakılmaması gerektiğini ifade ettiler.
cumhurbaşkanı olmak, anayasayı değiştirmek ve idamı getirmek isteyen bir çocuğun bunu hissetmesine ve bu hayali kurmasına ne sebep olmuş olabilir diye sorduğumuzda tek bir sebebi olmadığını söylemek gerekir. konuya 15 temmuz darbe girişimi özelinde bakacak olursak bu sebeplerden en önemlisi o gece yaşananlara tanık olmuş çocukların tecrübeleri, korkuları ve travmaları. birçok çocuk o gece yaşananları anbean takip etti, televizyon izledi, ailelerinin konuşmalarını duydu ve belki de sokağa çıktı.
“iki defa tank çarptı, ondan sonra üstümüzden geçti.”
“15 temmuz’da ülkemize hain bir saldırı yapıldı milletin karşı çıkması ve allah’ın izniyle başarılı olamadılar.”
“en büyük hayalim recep tayyip erdoğan’a sarılabilmek. bir de benim bir yakınım şehit oldu, ona cennete gitme rütbesi nasip oldu, keşke bana da nasip olsaydı.”
“teröristlerin öldüğüne çok sevinmiştim ama şehitlerimize çok üzüldüm.”
beyoğlu belediyesi çocuklar için 15 temmuz resim atölyesi etkinliği yaptı
“bu f-16 gördüğünüz gibi, burada ev var bayraklar var. burada ölen insanlar var.”
çocukların tanıklıklarının dışında, okulun, eğitmenlerin, medyanın, televizyonda konuşan politikacıların ve aile bireylerinin de çocukların hayalleri ve söylemleri üzerindeki etkisi çok büyük. birçok çocuk darbe girişimi gecesi hiçbir şeyden haberdar olmasa dahi sonraki süreçte her türlü görüntüye ve anlatıya maruz kaldı. her gün televizyonda bu konuda tartışmalar yapıldı. ‘idamın niye getirilmesi gerektiği’, ‘insanlar üzerine nasıl bombalar yağdırıldığı’ ve ‘kimlerin tanklar altında kaldığı’ konulu programları ve belgeselleri onlar da izledi. okulda 15 temmuz hakkında ödevler verildi, piyesler, tiyatrolar hazırlandı.
2016–2017 eğitim ve öğretim yılının ilk haftası ‘15 temmuz demokrasi zaferi ve şehitleri anma’ haftası olarak belirlendi ve etkinlikler yapıldı. birçok ildeki okullarda milli eğitim bakanlığı’nın hazırladığı “15 temmuz demokrasi zaferi ve şehitleri anısına” isimli kitapçık dağıtıldı.






yine meb’in hazırladığı ‘15 temmuz demokrasi zaferi ve şehitleri anma’ videosu okullarda izletildi.
15 temmuz darbe girişimi, 2017–2018 eğitim öğretim yılından itibaren uygulanacak yeni müfredata girdi. öğrenciler, ilk kez 6. sınıf sosyal bilgiler dersinde, 15 temmuz’u ders olarak işleyecek.
milli eğitim bakanı ismet yılmaz, 13 ocak 2017 tarihinde yaptığı basın toplantısı ile 53 farklı dersin taslak programının bakanlık internet sitesinde askıya çıkarıldığını açıklamıştı. 1 aylık öneri ve ekleme süresinden sonra kitapların ve programın yazım süreci 20 şubat’ta başladı.
okullarda yapılan piyeslerde ve 15 temmuz canlandırmalarında çocuklar kartondan tankın önüne yattılar, ezan okurken vuruldular, idam ipi tuttular.



istanbul başakşehir osmangazi ilköğretim okulu’nda sınıf öğrencilerine idam ipi vererek fotoğraf çektiren aydın erekmen adlı öğretmen açığa alındı. milli eğitim bakanlığı öğretmen hakkında soruşturma başlattı.

tbmm eğitim komisyonu başkanvekili ve ak parti karabük milletvekili burhanettin uysal, ‘öğretmenin haddini aştığını’ belirterek “bir öğretmen öğrencilerine ölümü anlatmamalı, onlara yaşamı anlatmalı. bir öğretmenin görevi insanları yaşatmak, güzelliği anlatmaktır” dedi.
sadece 15 temmuz da değil, güncel siyasette ve içinde bulunduğumuz süreçte de çocukların, ailelerinin siyasi görüşlerini yansıttığı ve seçim kampanyalarına malzeme olduğu videolar paylaşılıyor.
siyasi ve toplumsal olayların, siyasete ve gruplara yön vermiş kişilerin isimlerinin okullara, duraklara, semtlere verilmesine aşinayız ama geçtiğimiz aylarda diyarbakır’ın ergani ilçesinde bir aile yeni doğan bir bebeklerine, anayasa referandumunda verecekleri ‘evet’ oyunu isim olarak koydular.
peki tüm bunlar yeni ortaya çıkan şeyler mi?
bugün olduğu gibi geçmişte de türkiye tarihi, toplumsal olaylar ve siyaset, çocukların hayalleri ve söylemleri üzerinde belirleyici rol oynadı. “yunan haindir”, “ermeniler haindir” “asker olup vatan hainlerini yok edeceğim” sözleri, ellerine silah verilerek savaşmanın iyi bir şey olduğu algısı benimsetilen çocuklar, 18 mart gösterilerinde savaştırılıp şehit edilen çocuklar, ya da ‘atütürk öldü’ diyerek hüngür hüngür ağlatılan çocuklar…
eğitim sistemi ve müfredatın milliyetçi ve militarist öğeler içermesi ve devletin siyasi eğilimine uygun bir nesil yetiştirme arzusu yeni bir şey değil.
devlet ideolojisinin bir yansıması olarak oluşturulan müfredatlar ve okuldaki etkinlikler, yasaklı kitaplar, beden eğitimi derslerindeki askeri talim uygulamaları, milli güvenlik dersleri, izletilen belgeseller ve okutulan şiirler ve her sabah ‘türküm’ diyerek derse başlanması, türkiye cumhuriyeti’nin eğitim kodlarını oluşturdu. genci yaşlısı, birçok kişinin, öğrencilik yaptığı dönemde benzer deneyimleri ve okulun siyasi yönlendirmesinden kaynaklanan hikayeler aklında kalmıştır.
18 mart çanakkale zaferi anmaları başta olmak üzere cumhuriyet döneminin mirası olan etkinlikler türkiye’nin neredeyse her ilkokulunda yapılırdı. yapılırdı diyorum çünkü 23 nisan, 10 kasım, 29 ekim etkinliklerinde görece bir azalma olduğunu söylemek çok da yanlış olmaz.

türkiye’de neredeyse her okulda okutulmuş, birçok ailenin okurken çocuklarını kayda aldığı bir şiirdir arif nihat asya’nın bayrak şiiri:
“sana benim gözümle bakmayanın mezarını kazacağım, seni selamlamadan uçan kuşun yuvasını bozacağım”
atatürk’ün kim olduğunu, ne yaptığını bilmeyecek hatta ölümün ne olduğunu bile anlamayacak yaştaki çocukların “atatürk öldü” diye ağlarken ailelerin gururlandığı görüntüler de aşina olduğumuz şeyler.
tüm bu veriler ışığında takipçilerimize 140journos’un modere ettiği bir tartışma grubuna kayıt olmaları çağrısında bulunduk ve siyasetin, dinin, şiddet içeren toplumsal olayların ve politikacıların söylemlerinin; okul, öğretmen, müfredat, medya ve aile aracılığıyla çocuklar üzerindeki etkisi; geçmişte ve günümüzde, devlet ideolojisinin çocukların hayalleri ve fikirlerinde nasıl etikiler bıraktığı ve bırakabileceği hususunda deneyimlerini ve görüşlerini paylaşmalarını istedik. yaklaşık bir saat süren tartışmada herkes konuyla ilgili fikirlerini, deneyimlerinden, çocukluklarından ve etraflarındaki çocuklardan örnekler vererek paylaştı ve değerli bir veri ortaya çıktı.




kimi aileler çocuklarını belirli bir yaşa kadar siyasetten, fanatizmden şiddet içeren toplumsal olaylardan ve gelişmelerden uzak tutmayı tercih ederler. çocukların gerçek ile hayali ayırd etmekte zorlanma ihtimali; büyüme evrelerinde korkutucu, kaygı verici ve anlamakta güçlük çekecekleri olaylarla karşılaşmalarının hayatlarının zorlaşmasına neden olacağı düşüncesi bunlara dayanak oluşturur.
kimi aileler ise çocuklarının çok küçük yaşlardan itibaren güncel siyasetin, partizan söylemlerin ve politik gelişmelerin içinde büyümesinden ve algılarının şekillenmesinden imtina etmezler. hatta bir çoğu çocuklarını bu kavramlar odağında büyütmek için özel bir çaba sarfeder, kendi siyasi görüşlerini dikte eder.


