araştırma arşivi · 2017-08-28

emek mevsimi

140journos, türkiye’deki mevsimlik işçi olgusunu ve mevsimlik işçilerin çalışma koşullarını inceliyor.

140journos, türkiye’deki mevsimlik işçi olgusunu ve mevsimlik işçilerin çalışma koşullarını inceliyor.

diyarbakır tren istasyonu’ndan adapazarı’na fındık toplamaya giden mevsimlik işçiler.

türkiye büyük millet meclisi’nin mevsimlik tarım işçilerinin sorunlarını araştırmak amacı ile kurulan meclis araştırması komisyon raporu’ndaki tanıma göre;

mevsimlik tarım işçisi, kendisinin ya da başkasının tarım alanında ekim, yetiştirme, ilaçlama, hasat gibi tarımsal üretimin herhangi bir aşamasında çalışan, ücretli/yevmiyeli veya ayni ödeme karşılığı, sözleşmeyle veya sözleşme olmaksızın, o ülkenin vatandaşı ya da göçmen olup sürekli ya da gezici mevsimlik çalışan kişidir.

türkiye’de göç kimliklendirilmesinin oldukça büyük bir paydasını oluşturan ama buna karşılık yeterli dikkati ve ilgiyi görme şansını yakalayamayan mevsimlik tarım işçiliği hakkında; gerek ekonomik, gerekse sosyolojik alanda bir çok vatandaşın kendine ait fikirleri bulunmaktadır, ancak ne yazık ki bu bilgilerin birçoğu yaklaşık üç aylık dönemler boyunca tarlalarda saatlerini güneş ışığı altında harcayan kadınların, daha yetişkin olmamış çocukların, yaşlıların yaşantılarını merkezine alan; onların sorunlarını ilgilendiren fikirler değillerdir.

“mevsimlik tarım işçileri” projesinin “hakkında sayfasında ortaya koyduğu verilere göre, aynı oran ülke genelindeki benzerleri için yüzde on sekizken, on beş ila kırk dokuz yaş arası mevsimlik kadın tarım işçilerinin yüzde doksanı ilkokulu bitirmemiş durumda; ve yine bu grubun yarısı ise hastane koşullarında değil, evde doğum yapmakta; yüzde kırk dördünün ise yeterli tetanoz aşısı bulunmamakta. mevsimlik tarım işçilerinin üçte ikisi temiz içme suyundan yoksun.

devlet, bu sorunlar karşısında çözüm önerileri ortaya koymaya devam etse de, yapılanların ne kadar yeterli olduğu konusundaki tartışmalara kesin bir yanıt bulmak oldukça zor. evrensel gazetesi’nin 19 nisan 2017 tarihli “mevsimlik tarım işçileri gün yüzü görebilecek mi?” haberine göre, başbakan binali yıldırım’ın imzaladığı mevsimlik tarım işçileri genelgesi’nin bu sene yayınlanan halinde; iklim şartlarına uygun ve emniyetli barınma koşullarından bulaşıcı hastalıklara yönelik sağlık taramalarına, çocuklara eğitim sağlanmasından işçilerin yaşadığı geçici yerleşim alanlarına su ve elektrik hizmeti verilmesine kadar birçok iyileştirici düzenleme yer alıyor. yine aynı şekilde, içişleri bakanlığı emniyet genel müdürlüğü ve jandarma genel komutanlığı tarafından mevsimlik işçilerin göç döneminde güvenliklerinin sağlanması amacıyla göç yolları üstündeki trafik denetimlerinin arttırılacağı ve özellikle de tarım işçilerini taşımakta olan kara yolu araçlarının 24.00 ve 06.00 saatleri arasında yolculuk yapmamalarının sağlanacağı üstüne bir açıklamada bulunmuştur.

teknik hassasiyetler ve koşullar tarafından yaratılan zorluklar odak noktasına alındığında, mevsimlik işçilerin problemler listesinin başını iş kazaları, barınma, yeme içme, sağlık ve yolculuk şartları çekiyor. sendikalaşma süreci sırasında ve sonrasında karşılaştıkları engeller, ve daha hikayelerinin en başında onları bu “mesleki” hayatı sürdürmeye zorunlu kılan sebepler de aynanın görünmeyen başka bir yüzü. terörden, aşiret kavgalarından kaçan; miras sebebiyle bölünerek yok olan tarım arazileri sebebiyle ellerinde ailelerini geçindirecek hiçbir kaynakları kalmayan, iklimsel koşullar sebebiyle toprakları verimini kaybeden, eğitimsizlik gibi sebeplerle kalifiye eleman kategorilendirmesine kendine yer edinemeyen bireylerin çoğu zaman en güçlü alternatifi oluyor mevsimlik işçilik; özellikle de büyük şehirlerdeki artan göç oranları sebebiyle seksenlerdeki kendine bir hayat kurma hayalinin yerini hızla ölüm ve açlık alması sebebiyle. “herkese, her zaman ve her yerde” sağlanması gerektiği yirmi birinci yüzyıl şartları altında bir şart halini almış olan sağlık, eğitim ve besin gibi temel ihtiyaçların tarlalarda erişilememesi, büyük şehirlerde cumhuriyetin ikinci yarısından itibaren başlamış olan sanayileşme sürecinin arkasında bıraktığı tarım topluluklarını ne kadar derin bir çukura ittirdiğinin, ve ekonomi politikalarında yaşanan ani değişimlerin büyük demografikleri nasıl çıkmaza soktuğunun en büyük kanıtlarından bir tanesi.

mevsimlik tarım işçiliği, modern tanımlar içerisinde ele alındığında göçebe yaşam tarzının günümüzdeki son örneklerinden. çalışma ve sosyal güvenlik bakanlığı tarafından ortaya konulan verilere göre sayıları 300.000 civarını bulan, ancak kayıt dışılar ve çalışan ailelerin yanlarında gelen çocuklarla birlikte bir milyonu aşan bir nüfus halini alan göçebe işçiler; ne şehirli ne de köylü, ne çalışan ne de işsiz olarak kendilerine ait sosyal bir kümeleşmenin içinde var oluyorlar: türkiye’nin kırk sekiz ilinde iş buluyorlar, ortalama dört ay süresince — karadeniz’de fındık, ege’de yaş zeytin, çukurova’da pamuk, orta anadolu’da soğan, şekerpancarı ve kayısı; çapa, toplama, kurutma ve serme işlemleri.

1950’lerde patlak veren göç furyasının her ne kadar en büyük yer tutan kısmı köyden kente alınan yolculuklar olmuş olsa da, özellikle de güneydoğu anadolu’nun “ortakçı kesimi”nin bu konuda geride kalarak geçen yıllarla birlikte mevsimlik işçi nüfusunun asli temelini oluşturdukları söylenebilir. bundan neredeyse bir nesil sonra, 90'lı yıllarda kamu ağzının konu hakkındaki tartışmalarında tanımın başına eklenen “zorunlu” kelimesi ise bölge göçmenlerinin kimliğini, kendilerine yüklenen bir kader haline sokmuştur.

bu kaderin içerisinde, mevsimlik tarım işçilerinin haklarının korunması ve geliştirilmesi derneği’nin (metider) 2012 yılında hazırladığı rapora göre en uzunu on bir saati bulan çalışma saatleri; uykusuzluk; aralıksız çalışma zorunluluğu, banyo alınacak ve hatta tuvalete dahi gidilecek alanların bile bulunmaması bekliyor onları. çocuklar okul dönemlerinin ilk ve son aylarından mahrum kalırken, kadınlar hastalıklarını çadırlarda ve derme çatma evlerde kendi başlarına tedavi etmeye çalışıyorlar; sürekli seyahat eden ailelerin kız çocuklarının dörtte biri ise okulla hiç tanışma şansı bulamıyorlar. birçoğunun zorlu çalışma süreçlerinin sonunda paralarını alıp alamayacakları, alsalar bile hak ettikleri miktara sahip olup olmayacaklarına dair garanti yok; çünkü ülkemizde mevsimlik tarım işçilerinin sigortalanma ve maddi haklarını korumaya adanmış özel yasalar bulunmamakta, sadece bazı yasalar içerisinde kendilerinden bahsedildiğinden çoğu hak ihlali yargıtay içtihatlarıyla çözümlenmeye çalışılmakta. mevsimlik işçi göçü i̇letişim ağı ve mevsimlik gezici tarım işçilerinin çalışma ve sosyal hayatlarının iyileştirilmesi projesi gibi yapılar kendilerini kitlenin yaşam koşullarının iyileştirilmesine yöneltmiş olsalar da, istatistikler çalışma şartlarının hala oldukça dengesiz olduğunu işaret ediyor.

2015 yılında, hürriyet’in sunduğu verilere göre mevsimlik tarım işçilerinin yüzde yetmiş beşi asgari ücretin altında çalışmaktaydı, günlük 52 lira, ki bu bile önceki seneden yüzde 8,9'luk bir yükselişin sonucuydu. 2016'da türkiye istatistik kurumu’nun yayınlarına göre bu oran kadın işçiler için %13,3 yükselerek 46 lira, erkekler içinse %9,6'lık bir artış ile 59 lira olmuştu; ancak bu bile onları asgari ücret seviyesine çıkartmaya yeterli bir büyüme değildi.

ancak bu, çoğu mevsimlik tarım işçisi için hikayelerinin sahip olabileceği en kötü son değil, çünkü maddi eksiklikler, örnekleri neredeyse her yaz gazete sayfalarında yükselen kazalarda yaşamını yitirenler için mutlu bir gelecek halini bile alabiliyor. dikkatleri çeken bir haber 2015 mart’ından:

“29 mart’ta şanlıurfa akçakale’de suriyeli mevsimlik tarım işçilerinin kiraladıkları minibüs devrildi ve 12 işçi yola savruldu. haseke’den akrabalarının çalıştığı ankara’ya pancar toplamak için giden suriyelilerden dördü çocuktu ve adlarını bile öğrenemedik”

bir başka örnekse haziran 2016'dan:

“adıyaman’dan malatya yönüne giden kayısı toplamak için kale ilçesi’ne giren tarım işçilerini taşıyan sürücü ve plakası henüz belirlenemeyen minibüs, doğanşehir ilçesi sürgü mahallesi’nde devrildi. kazada, minibüste bulunan içerisinde çocukların da bulunduğu 26 kişi yaralandı. ambulanslarla doğanşehir ve malatya’daki hastanelere kaldırılan yaralılardan 2'sinin durumunun ağır olduğu ifade edildi.”

cem kılıç’ın milliyet için yazdığı haberde bahsettiklerine göreyse, türkiye’de 2017 yılında çalışan mevsimlik tarım işçisi popülasyonunun onundan altısı yoksulluk sınırının altında; ve daha da vahim bir noktada, yine aynı on işçiden biri nüfusa kayıtlı bir vatandaş değil.

iş kazaları söz konusu olduğunda da yine yasalar tarafından pek bir korumaya sahip olmayan mevsimlik işçilerin, zaten pek çoğu da legal sistem içerisinde kayıtlı değillerdir. özellikle de son yirmi yıllık süreç içerisinde tarım alanındaki teknolojik gelişmeler ve ilaç kullanımının yaygınlaşması gibi uygulamalar sonucunda, yeterli korunmaya ve sterilizasyona tabi tutulmayan gruplarda biyolojik kaynaklı iş kazaları (zehirlenme, yanık vb.) ve meslek sebepli hastalıkların (kansızlık, kronik zehirlenme, kanser vb.) ortaya çıkmasına sebep olmuştur. bu gibi sağlık problemlerinin yanı sıra gebelik ve sakatlık gibi durumlarda kendilerine sağlanması gereken imkanlardan da uzak tutulduklarından, istemsiz düşüklerden adölesan gebeliklere kadar uzanan bir spektrumda, özellikle yeni doğanları ve kadınları alakadar eden tehlikeler de kendilerini göstermektedirler.

böylesine büyük bir konu mercek altına alındığında, karşımıza çıkan problemleri sadece teknik kaynaklı olanlar ile sınırlandırmak mümkün değil. mevsimlik işçi nüfusunun kendi içindeki farklı demografikleri ve bu demografiklerin karşılaştıkları özel engellerin incelenmesi noktasında; coğrafya, cinsiyet, yaş ve etnik köken gibi birçok faktörün ele alınması, hepsinin dikkatle gözden geçirilmesi gerekiyor. ancak ortada olan tek bir sonuç var, o da daha iyisinin yapılması; daha çok bilinçlenme sağlanması gerektiği. yukarıdaki örneklerden de anlaşılacağı üzere, eğer mevsimlik işçi demografiğinin hayat ve çalışma şartlarının gelişimi için bir uğraş sarf edilecekse; bunun sadece hukuki, ya da sadece sağlık bazlı bir çerçevede sağlanması problemin geniş açıda çözümünü beraberinde getirme yetisine sahip olmayacaktır. sınıfsal aile yapısından etnik çatışmalara, alt düzey kapitalist yapılandırmalardan eğitim sisteminin sınırlandırmalarına ve hatta lojistik yetersizliklere kadar birçok etkenin birleşimi sonucu ortaya çıkan yıkıcı tablonun, gelecek jenerasyonlara taşınmaması için verilecek çaba da devletin olduğu kadar toplumun paydası da bir hayli yüksek.

konuşulması gereken bir diğer mühim konu ise, günümüz coğrafyalarının hiçbirinde unutulmaması gereken ama özellikle de lojistik açıdan ulaşılması zor köy yollarında, ataerkil yapının ve törenin baskın olduğu kasabalarda ve tarlalarda kendini saklama gereği bile bulmayan taciz ve tecavüz gerçeğidir. sosyolog mabahat sipçik’in sözlerine bir parantez açacak olursak; “çoğunlukla genç kadın işçiler, erkeklerin tacizine maruz kalıyor. kadınlar bunu çoğu zaman kimseye anlatmıyorlar.”

2011 yılından kalma bir açıklamalarında, derik belediyesi peljin kadın evi adına konuşan sosyolog, sözlerinin devamında yaptıkları saha çalışmaları sonucunda ellerine geçen verilere göre tarım işçilerinin yüzde altmışa uzanan bir oranının kadınlardan oluştuğunu işaret ediyor. “bilindiği üzere üretimin hemen her aşamasına aktif bir biçimde katılan kadınlar, paylaşım süreçlerine dahil olamamakta ve yoksulluktan en fazla etkilenen kesim haline gelmektedir. mevsimlik kadın tarım işçileri en çok çalışan ve bununla birlikte en çok da ezilen ve sömürülen kesimdir.”

yaşanan şiddet bazlı olayların hem perde arkalarında, hem de onların perde arkasında kalmasına sebep olan sebepler arasında ise oldukça tanıdık yüzler var: işverenler, maddi sebepler, aile içi güç dengeleri ve elbette ki toplumsal ve kültürel baskılar. tüm bunların merkezindeyse, kadının kendi bedensel ve ruhsal bütünlüğüne dair saldırıları anca sessizliği ile sonuçlandırabildiği gerçeği yer alıyor. ana metin haberlerine yansıma oranı, gerçekliğin çok küçük bir kısmını ifade eden bu olaylar diziliminde, bu tür yaşantıların özellikle de anadolu kültür ve hiyerarşisi içerisinde gizli tutulmaya yönlendirilmesi beklenilir bir sonuç. “yaptığımız araştırma esnasında aldığımız bilgilere göre çoğunlukla genç kadın işçiler, kimi zaman hem orada yaşayan erkekler tarafından hem de yine kendileriyle aynı alanda çalışan erkek işçiler tarafından tacize maruz kaldıklarını ve bunu çoğu zaman kimseye söyleyemediklerini dile getirdiler.” diyarbakır’dan sakarya’ya giden kürt işçiler üstünde 2009 senesinde yapılan bir incelemede ise, her iki cinsiyet üstünde de farklı yöntemler ile beden kontrol mekanizmaları oluşturulduğu ve gerek sözlü gerekse fiziksel anlamda hak ihlallerinin yapıldığı ortaya çıkartılmıştır. bu noktada, kadınlar erkeklerden de ekstrem koşullarda sosyal hayatın dışında tutulmakta, örneğin karadeniz bölgesi’nde kaldıkları süreç içerisinde çadır alanlarından dışarı kesinlikle çıkamamaktadırlar.

gerek sınıfsal farklılıkların, gerekse yetişmekte oldukları kültürün kendi yaşam standartları üstünde sahip oldukları etkiler ele alındığında; 2015 yılının mart ayında tbmm mevsimlik tarım işçilerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla kurulan meclis araştırma komisyonu raporu’nun içinde mevsimlik tarım işçileri arasında da en mağdur demografiğin kadınlar olarak vurgulanması hiç de şaşırtıcı değil.

günde 12–14 saati bulan çalışma saatlerinin ötesinde, kadınların hiç bitmeyen mesaileri çadır temizliği, çocuk ve yaşlı bakımı, yemek ve bulaşık gibi işlerle devam etmektedir. bu sebeple, mevsimlik kadın işçilerin fiziksel ve ruhsal anlamda dinlenmeye vakit bulmalarının imkansız olduğunu iddia etmek çok da mantıksız olmayacaktır.

2008 yılında şanlıurfa’daki tarlaları merkez alarak yapılan bir araştırmada göçmen mevsimlik tarım işçisi olan kadın bireylerin ancak yüzde birlik bir kısmının ilkokul ve üstü eğitim düzeyinde eğitime sahip olduğu ortaya konulmuştur. bu sayı, yine aynı senede türkiye nüfus ve sağlık araştırması’nda güneydoğu anadolu bölgesi’ndeki aynı demografik için sunmakta olduğu %43'lük eğitim seviyesinden dramatik seviyede düşüktür. yine bu oranlara destek çıkar biçimde, kadınların yüzde beş ve yüzde on altı arasında yer alan bir kısmının türkçe bilmedikleri, arapça ya da kürtçe konuştukları, erkeklerde ise türkçe bilmeme olasılığının bundan çok daha fazla olduğu söz konusudur.

cinsiyetler arası farklılıkların etkin olduğu bir diğer konu ise, yaşlanma süreciyle ortaya çıkan fizyolojik engellerin tarla içindeki ve dışındaki sorumlulukların yerine getirilmesini imkansız kılması ve bedensel ve mental yüklerin bireyleri geri dönülemez düzeyde etkilemesi; ve elbette ki, hijyendir. özellikle de anne — çocuk sağlığı ve gebelik dönemi ele alındığında, şanlıurfa’da yapılmış olan araştırmanın bize gösterdiği bir diğer sonuç ise mevsimlik tarım işçisi olarak çalışan kadınların tetanoz aşısı olması durumu, tarım işçisi olmayanların %56,9'luk oranına karşılık sadece %44,3'tür. kadınların birçoğu doğum öncesi bakım ve tıbbi desteğe tabi tutulmamış, yüzde kırktan fazla bir kısmı ise son canlı doğumunu bir hastanede gerçekleştirmemiştir. yine en büyük sorunlardan birisi ise banyo ve tuvalet problemidir. çoğunlukla çadırlara yakın alanlarda bir çukur kazılarak yaratılan tuvaletler, bulaşıcı hastalıkların yayılması noktasında erkeklerden daha çok kadınları etkilemektedirler.

tüm bunların birey üstünde sahip oldukları psikolojik etkiler ise, kendilerini en çok aile içi şiddet ve zorlu yaşam şartlarına bağlı duygu durum bozuklukları üstünden göstermektedirler. taciz eylemlerinin kısır döngüsünü devam ettirecek şekilde kendilerinin çevredeki erkeklerden gördükleri zararı ancak kendilerinden daha güçsüz kimselere yansıtabilen kadınların, taşıdıkları sorumluluklardan dolayı zihinsel ve fiziksel alanda gerçekleşen yıpranışlarının–ve yıpranma payı da hesaba katılmadan, sadece işgücü göz önünde bulundurularak ücretlendirilişlerinin ve emeklerinin karşılıklarını hiçbir koşulda alamayışlarının- da etkisiyle çocuklarına fiziksel şiddet uyguladıkları da görülmektedir.

çocukların okula devam edip etmemesi ile çocukların işçi olarak çalıştırılıp çalıştırılmaması arasında oldukça güçlü bir bağ vardır: okullaşma oranı düşük olan çocuklar arasında çalışma oranı yükselirken, okula gitme imkanı olan çoğu çocuğun bile eğitimlerinden vazgeçerek ailelerine tarlalarda yardım etmeyi tercih ettikleri (ya da tercih etmek zorunda bırakıldıkları) tespit edilmiştir. mevsimlik tarımsal üretimde çalışan çocuklar yetersiz beslenme, temizlik, korunma ve yaralanma, istismar ve ihmal edilme gibi birçok tehlike ile karşı karşıyadır. ayrıca ailelerin çok çocuklu olması, özellikle kız çocukları için eğitimden mahrum kalma yanı sıra kardeş, yaşlılara bakma, ev içi işleri üstlenme, ihmal edilme gibi birçok olumsuz koşul mevcuttur.

türkiye’deki etnik kutuplaşma ve buna bağlı sosyal dışlama ve dışlanma süreçleri çerçevesi altında yaşanmaya başlayan sorunlar da türkiye’nin dört bir yanına çalışmaya giden mevsimlik tarım işçilerinin, karadeniz’e fındık toplamaya gelen kürtlerin ve arapların yerel halkla olan iletişimi, çay toplamaya gelen hürcü işçiler, ve elbette ki suriyeli mültecilerin hayatlarının büyük bir parçası olmuş, onları hem ekonomik hem de toplumsal açıdan yoğun derecede etkilemiştir.

kürt işçilerin kimliklerine yöneltilen tepki, onları iş gücünün en alt kademesine itmeye yetecek güçteydi. sema ender, 1997 yılında istanbul’un pendik ilçesi kapsamında yaptığı incelemede, karşılaşan gruplar arasındaki tansiyonun azaltılması için okul ve cami gibi mekanizmaların zaman içerisinde yoğun olarak kullanılmaya başladığından bahsetmektedir. ancak kentsel alanlarda yarım yüzyıldan uzun süredir yaşanan bu heterojenleşme sürecinin aksine, kırsal alanların uzun süre boyunca korumayı başardığı homojen toplumsal yapı, ancak ve ancak mevsimlik tarım işçiliğinin gözardı edilemez bir iş kolu halini aldığı doksanlarda mümkün olmuş; farklı etnik, kültürel ve dini gruplar tarlalarda ve köylerde tanışmaya başlamışlardır.

şu ana kadar ele geçirilen verilen ve sağlanan gözlemler arkaplanında emek piyasası olarak da adlandırabileceğimiz iş gücünün homojenliğini kaybetmesinin, çoğunluklar tarafından “öteki” olarak görülen azınlıkların bu heterojen yapı içinde adil bir dağılım ve karışıma olanak sağlamadığını söylemek mümkündür. kürtler, romanlar, araplar ve gürcüler, çoğunlukla beraberlerinde getirdikleri ucuz güçle eşleştirilmiş; yerli halkın kendilerine karşı ortaya koyduğu sosyal dışlama ve etnik sınıflandırma hareketleri de bu sosyoekonomik kargaşanın büyük bir parçası olmuştur. araştırmalar göstermektedir ki, işçi sınıfının — özellikle de direkt işgücü gerektiren ve bürokratik korumalar altına alınmamış bir işçi sınıfının — bu kadar etnik kökenli bir kategorizasyon altında var olması ile, söz konusu işçilerin enformel, güvencesiz ve kötü çalışma koşulları içeren işlerde çalışmaları; çalışmak zorunda bırakılmaları; arasında reddedilemez bir bağlantı vardır ve mevsimlik gezici tarım işçiliği de bu konuda sahip olunabilecek en keskin örneklerden birisidir.

bu problem üstüne, ne yazık ki türkiye’de doksanlardan günümüze ulaşan süreçte pek de bir gelişme yaşanmamış; yirmi seneyi aşkın zaman önce çanakkale, konya, adana ve mersin gibi illerde kürt işçilerin kendi ağızlarından anlattıkları etnik gerginlikler ve hatta bazı durumlarda bu etnik gerginliklerin onların nasıl jandarma ya da polis eşliğinde ilçeden çıkartılmalarına sebep verişi, 2016 yılında kendisini, gürcistan kökenli işçilerin çoğunlukla ‘sadece kürtleri tarlalara almamak’ için tercih edildiği gerçeğiyle devam etmiştir. 2006 yılında, sakarya’nın akyazı ilçesi’nde diyarbakırlı oldukları bildirilen 4 fındık işçisinin, çay bahçesinde tartıştıkları bir genci dövmesi ilçede hızla artan ve gittikçe kutuplaştıran bir gerginliğe sebep olmuş; 2008 yılında bianet üstünden yayınlanan bir habere göre ordu valisi ali kaban fındık sezonunun açılmasıyla birlikte şehre gelen kürt işçileri “güvenlik” sebebi altında sınırdan içeri aldırtmamıştır.

bu tartışma içerisinde kesinlikle çizilmesi gereken sınırlardan bir tanesiyse, mevsimlik gezici işçiler ve yabancı göçmen işçiler arasındaki farktır. mevsimlik tarım göçü programı’nın, mayıs 2016 tarihli, “türkiye’de mevsimlik tarımsal üretimde yabancı göçmen işçiler mevcut durum raporu: yoksulluk nöbetinden yoksulların rekabetine” isimli yazınında, iki kavram arasındaki çatışma, karadeniz’deki çay üretimini odağına alarak şu şekilde ortaya konulmuştur: mevsimlik gezici tarım işçileri, sosyal güvenceleri olmadan zor koşullarda barınan ve yalnızca çay yaprağı hasadı için bölgeye gelen işçilerdir; kendilerine ihtiyaç duyulan süreç sona erdiğinde geldikleri yerlere geri dönerler. yabancı göçmen işçiler ise, özellikle de gürcistan’dan ülkeye kayıtsız giriş yapan ve düşük fiyatlı işgücü ile izinsiz çalışan gruptur. bu ikinci grubun zaman içerisinde gittikçe hızlanan artışı, hem ilk grubun karadeniz yerel halkı gözündeki sosyolojik konumundan etkilenmiş; hem de kendi içinde ekonomik şartları kısıtlandırdığı için birinci grubun bölgede kendilerine maddi kazanç sağlayacak bir yöntem bulmalarını neredeyse imkansız kılmıştır.

emeğe biçilen değer konusunda da etnik kökenin veya milliyetin belirleyici bir özellik haline gelmesi bir başka büyük sorundur. ttb merkez konseyi üyesi prof. dr. nilay etiler’in tbmm mevsimlik tarım komisyonu’nda, 04.02.2015 tarihinde belirttiği üzere, geçtiğimiz yaz yerli yani bursalı işçilerin yevmiyesi 50 lira, güneydoğu’dan gelen kürt işçilerin yevmiyesi 35 lira, suriyeli işçilerin ise 20 lira olarak belirlenmiştir. bu durumlar etnik kutuplaşmanın ve toplumsal katmanlaşmanın giderek keskinleşmesine sebep olmaktadır. “buradaki vatandaşlarla aynı konumda olamazlar, bir anlamda ikinci sınıf vatandaş gibiler… kendilerini korumasız hissediyorlar…” diyor bir görüşmeci, bu başlık altında, diğeri ise ekliyor: “suriyeliler ucuz iş gücü olduğu için işverenlerin işine geliyor. sigorta istemiyorlar, fazla ücret istemiyorlar ve uzun saatler daha özverili çalışıyorlar. çünkü işlerini kaybetmek istemiyorlar. kovulmamak için daha gayretkarlar.”

ilginizi çekebilir

bunu da okuyun · mediumMevsimlik İşçilerAkademik araştırmaların ve istatistiksel verilerin ışığında Türkiye’deki mevsimlik tarım işçiliğinin sebeplerinin ba…bunu da okuyun · mediumUluslararası Af Örgütü’nün Gözlemleriyle “Mültecilerin Çukurova’da Hayatta Kalma Mücadelesi”Uluslararası Af Örgütü’nden Mülteci Hakları Koordinatörü Volkan Görendağ, Türkiye’nin güney illerinde mevsimlik tarım i…bunu da okuyunsuriyelilerin işgücüne katılımı: en az 12 bini kayıtlı, 400 bini kayıtdışı15 mart 2011 günü başlayan suriye iç savaşı nedeniyle 29 nisan 2011 tarihinden bugüne kadar türkiye’ye 2 milyon 841 bin…bunu da okuyuntürkiye’deki suriyelilerin statüsübir ülkeye sığınanlara verilen hukuki statü, o insanların ülkedeki hak ve yükümlülüklerini belirliyor. peki türkiye…bunu da okuyun · mediumBeştaş’tan Mevsimlik İşçiler İçin Kanun TeklifiHDP Milletvekili Meral Danış Beştaş, İş Kanununda değişiklik yapılarak, mevsimlik tarım işçilerin mevzuatta tanımlanmas…bunu da okuyun · mediumTMMOB: “AKP kölelik yasasını Meclis’te onayladı”TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Soğancı, TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilen Özel İstihdam Büroları Yasası ​üzerine…