kamuoyu baskısı sonucu geri çekilen zeytinlik düzenlemesi, akıllara 2014 sonbaharında yırca’da yapılan kesimleri getirdi. kürşad bayhan’ın objektifinden “yırca”









7 kasım 2014. gün başlarken radyoda yırca’da 6 bin zeytin ağacının kesildiğinin haberini aldım. yırca’da termik santral yapımına karşı zeytinlik nöbeti ve kesimler uzun süredir haftalık gündemdeydi ancak “tüm ağaçların kesildiğini” okuyup köylü kadınların fotoğraflarını görünce kalakaldım. o cuma öylece moralsiz geçti.
soma yırca’daki zeytinlikler bölge insanının tek geçim kaynağı. 1,2,3 değil; 6000 ağaç. bir tanesinin kazayla dalını kırsam o insanların suratına bakamam. hayatlarını kazandıkları, bildikleri tek şey o zeytinlikler.
manisa’ya gitmek üzere otogara vardım. denk geldiğim televizyonda yırca muhtarı’nın haber bültenine bağlandığını görüyorum. ağlıyor: “sabah zeytin, zeytinyağı yiyeceksiniz değil mi? nasıl yiyeceksiniz onu, boğazınızdan nasıl geçecek?”
beraber televizyona baktığımız bir amcayla mesele üzerine konuşuyorum. içini döküyor: “2 yıldır her gün kuzey ormanları’nı traşlanmış, ortasında adeta bir bıçak yarası açılmış ve bir tarafında da 2 kocaman hançer gördükçe, diğer kesimler aklıma geldikçe içim kanıyor. ankara’da odtü, irfan şahinbaş aklıma geldikçe içim kanıyor. koca bir israil oldu yüce devletimiz, filistinlilerin zeytinliklerine göz diken katil israil.”
nihayet otobüsteyim. kesim sonrası yollarda oturan, jandarmaya yalvaran teyzelerin fotoğraflarına tekrar tekrar bakarken küçüldüm, küçüldüm. “soma’da 301, ders almayıp karaman’da 18 insanı öldüren bu sistemi devam ettirecek şeyi engelleyemedik. soma’da yaşayanları diğer ekonomik faaliyetlerden madene inmeye iten süreç şimdi yırca’da tekrarlanacak.” diye düşünürken öğreniyorum ki termik santrale yaptıkları itirazı değerlendiren danıştay, yürütmeyi durdurma kararı vermiş. binlerce ağacın kesimi öncesi alınmayan karar. şaşırtmıyor. özel güvenliklerin yırca köylüsünü dövüp karakoldan ellerini kollarını sallaya sallaya çıktıkları anı anımsıyorum.
otobüs manisa’ya varıyor. fazla sessiz burası. az ötede duyulan tek ses, iş makinelerinin sesi,kalan ağaçların arkasından görülen tek şey çıkardıkları toz duman.
30 yılını ağaçlara veren köylüler, emine sezer ve ahmet sezer’le buluşuyoruz. ahmet sezer “çocuklarımızdan daha fazla emek harcadık” diyor.
“oğlum biz burada önceden pamuk yapardık. tütün yapardık. santral açıldı bütün suyumuzu çekti. su kalmayınca pamuk da bitti. devlet istedi, tütüncülük bitti. tutunacak başka dalımız kalmayınca zeytine bel bağladık. hanımla birlikte 10 dönümlük arazimize 265 fidan diktik. içlerinde 7 yaşında olan da var 50 yaşında olan da.” — emine sezer
wallpaper wednesday: 30 yılını ağaçlara veren yırcalı köylüler emine sezer ve ahmet sezer
bunu da okuyun · mediumwallpaper wednesday: yırcali emine-ahmet sezer140journos’tan so’nun sıradışı hikayeleri “duvar kağıdı” oluyor. artık her çarşamba, farklı bir hikayenin yüksek çözün…↗arkamızda, 1974'te inşaatına başlanan termik santral ve bacasından çıkan duman. köylülerden mustafa okçu dumana bakıyor: “çoğumuz esen poyrazla birlikte bu külü soluyoruz. termik santralin arıtma bacası 6 yıl önce faaliyete geçti. hayatını kaybedenlerin büyük bir bölümünde kanser var. küçük çocuklar bile solunum zorluğu çekiyor. yeni bir santral bütün köylü için bir facia olur.”
“yedi gün içerisinde 20 yıllık emeğimi bırakmamı, verdikleri üç kuruş paraya toprağımı satmamı istediler. vermeyince de gelip yıktılar.” — mustafa okçu
