ünlülerin “gizli dosyalar”ının izini süren ilk belgeselimizde, ilhan irem ve yarattığı “evrensel sevgi planeti” felsefesine inananların…
90’larda inzivaya çekildiğinde “bi’ ilhan irem vardı n’oldu ona?” geyiklerinin konusu olan 70’lerin romantik prensi ilhan irem, bugün çoğunluk farkında olmasa da 150 bin üyesi olduğu iddia edilen neo-spiritüel bir inanç felsefesinin lideri.
bu yazıda kavga,polemik, basitlik ve skandal yok! çukurun derin ve daha karanlık bir noktasına doğru gidiyoruz… pop kültürü figürlerinin enteresan ve yer yer creepy inanç dünyalarına doğru puslu bir maceraya çıkıyoruz.
ilk bölüm konumuz pop müziğin naif sesi ilhan irem ve onun yarı gizli mistik dünyası. 1970’li yılların romantik prensi aslında 150 bin üyesi olduğu söylenen neo-spiritüel bir inanç felsefesinin lideri.
popun zirvesine çıkarak kapattığı 70’li yılların ardından çevresinden uzaklaşıp içine kapanarak spiritüel bir yolculuğa çıkan irem, bu yeni döneminde şok edici bir görsel külliyat oluşturmuş. uzaylıların, uzay gemilerinin yer verildiği hatta üçgen, davud yıldızı, dama desenleri ve ra’nın gözü gibi okült sembolojisine de sık sık rastlanan klipleriyle türkiye popüler müziğinde eşi benzeri görülmemiş mistik bir figür. bazı şarkılarını trans halindeyken yazıyor ve bu eserlerin kainatların sesini taşıdığına, dünya dışı güçler tarafından bilincine aktarıldığına inanıyor.
ilhan irem’in ürettiği evrensel sevgi planeti felsefesine inanan ve kendilerine irem’in aynı isimli şarkısından yola çıkarak sevecen adını veren bu özel gruba “irembağı” deniyor.
irembağı belki de türkiye’nin en esrarengiz fan kulübü. irem’in gizemli şarkı sözlerinde hayatın anlamını arayan kulüp üyeleri forumlarda, gruplarda birbirlerini “ışık ve sevgiyle” sözcükleriyle selamlıyorlar, ilhan irem’i “ışık dost” adıyla anıyorlar ve konserlerine de ayin demekten çekinmiyorlar.
1997 senesinde henüz 50 bin üyesi varken, beş tanesi yurt dışında olmak üzere toplam on dokuz merkezde toplandıkları gazetelere yansımış,
ancak bu yarı kapalı neo spritüel fan kulübün buluşmalarına dair internette ve gazetelerde iz bulmak oldukça güç…tabii buluştuklarında ne yaptıklarına dair bilgi edinmek de öyle…
evrensel sevgi planeti isimli kanalın yüklediği bu video irembağı hakkında internette bulunabilen tek video. belli ki sevecenler buluşmalarını gizli tutsalar da bir biçimde varlıklarının fark edilmesini istemişler.dışardan bakınca sıradan bir fan kulüpten çok tarikatvari bir oluşuma benzeyen irembağı’nı anlamak için mistik liderleri ilhan irem’i ve onun bu gizemli gruba ifade ettiklerine yakından bakmak gerekiyor.
ezoterik bir cemiyeti andıran bu kulüp ilhan irem’le bağlantısı olan ve insanların merakını celbeden ilk kulüp değil.
bursalı kalburüstü bir ailenin oğlu olan ilhan aldatmaz 1960’lı yıllarda yazlık evlerinin bulunduğu güzelyalı’da bir grup arkadaşıyla “black cat” isimli gençlik kulübünü kuruyor. black cat klübü üyeleri dans partileri, bisiklet gezileri ve yüzme yarışları gibi aktiviteler organize etmelerinin yanı sıra, bu küçük ilçenin her tarafına isimlerini yazıp amblemlerini yapıştırıyorlar. hatta bu görseller o kadar dikkat çekiyor ki polis ne olduğunu anlamlandıramadığı bu yeraltı örgütünün merkezine baskın düzenliyor. irem’in anılarında aktarıldığına göre içerde bir grup ergen genç ve duvarlarda çıplak kadın resimleri gören polis memurları kahkahayı basıp suç mahallini terk ediyor.
“black cat” faaliyetleri sürerken bir yandan da bursa koleji’nden gençlerin oluşturduğu meltemler orkestrası’nın solistliğini yapıyor. sahnede yabancı şarkıların coverlarını seslendirmek bir süre sonra genç ilhan’ı tatmin etmemeye başlıyor. odasında kendi tabiriyle perdeler ardında besteler yapmaya ve bu şarkıları grundig teybine kaydetmeye başlıyor.
bestelerini dinleyen abisinin ön ayak olmasıyla istanbul’a gelip unkapanı’nda kendisine albüm yapacak bir prodüktör arıyor. 1,5 yıl zincirleme red yedikten sonra diskotür plakçılığın sahibi antuan şoriz’le anlaşıyor ve daha 19 yaşında bazen neşe bazen keder/birleşsin bütün eller isimli ilk 45'liğini çıkartıyor. daha akılda kalıcı bir isimle çıkış yapmak adına gerçek soyadı aldatmaz yerine annesinin eski soyadı irem’i kullanmaya başlıyor.
kendi bütçesiyle tamamladığı bu single büyük bir fiyaskoyla sonuçlanıyor. bursa’ya ailesinin evine geri döndüğü günlerde antuan şoriz’den gelen bir telefon ilhan’ın hayatını değiştiriyor. şoriz ilhan’ın daha önce kendisine dinlettiği yazık oldu yarınlara ve haydi sil gözlerini şarkılarını içeren yeni bir 45lik çıkarmak istediğini ve tüm masraflarını kendisinin karşılayacağını söylüyor. haber üstüne istanbul’a geri dönen ilhan’a şans bu defa gülüyor. müzisyenler sendikası’nın trt’yi boykot etmesi, henüz adını kimselerin duymadığı bu genç şarkıcıya ülkenin yegane televizyon kanalında kendini gösterme fırsatı veriyor.
fecri ebcioğlu’nun hazırladığı biz bize programında şarkılarını tanıtan ilhan irem; özellikle akranları tarafından o kadar seviliyor ve beğeniliyor ki her iki 45'liği de bir anda en çok satanlar arasına giriyor.
özellikle haydi sil gözlerini bir marş gibi benimseniyor ve halk arasında gerçek adından çok; nakaratında geçen boşver arkadaş ifadesiyle adlandırılıyor.
tek gecede şöhret olan ilhan irem kısa sürede gençliğin yeni idolü oluyor. ikinci 45liği ile layık görüldüğü altın plak ödülünün sunucusu halit kıvanç “bir çocuk bile 9 ay 10 günde doğar. oysa bizim ilhan dokuz ayda büyük şöhret oldu. aldı başını gidiyor… sen boşver boşver dedin biz sana altın plak veriyoruz.” diyerek ilhan’ın şöhret basamaklarını yıldırım hızında tırmanışını özetliyor. türkiye’nin en genç popstarı aniden sokakta yürüyemez hale gelip ödüle boğuluyor ancak onun için perdeler hala açılmamış…. sloganlaşan boşver arkadaş şarkısının oluşturmak istediği “romantik ilhan irem” ekolünü perdeleyeceğinden endişelenen genç sanatçı, sürekli yeni parçalar üreterek imajını tek şarkıya sabitlemekten kaçınıyor. bu iki single’ın üstüne 70'li yıllarda her biri birbirinden başarılı olan yedi 45'lik daha çıkartıyor ve gazino kadrolarının aranılan türkçe sözlü hafif batı müziği solisti oluyor.
arzuladığı romantik prens imajını kısa sürede inşa eden ilhan irem, her ne kadar sıradan bir genç gibi gözükse de üretim süreci ve ürettikleri ilhan’ın gelecekte dönüşeceği kişiye göz kırpıyor. bir varmış bir yokmuş 45'liği metafizik sorgulamalar içeriyor. yalnızca 30 bin adet basılan bu 45'lik şarkı sözlerinin alabileceği tepkilerden dolayı geri çekiliyor. irem’in bu şarkıda tanrıyı kuklacı amca olarak tanımlaması dönem için sıradışı bir çıkış oluyor.
bursa’nın güzelyalı köyünde yazlıktayken bir gece aniden gelen haberci rüyayla ayaklanıp rüyada kendisine tarif edilen kireçocağı sahillerine giderek orada detaylarını anlatamayacağını söylediği tarifsiz duygularla şafak sökene kadar unutulmaz şarkısı anlasana’yı besteliyor. ilhan irem kariyerinde özel bir yere sahip olan bu şarkının üretim aşamasını yıllar sonra top pop dergisi için kaleme almış.
“1975 senesinde anlasana’yı bestelerken çok somut bir göksel buluşma yaşadım. o günden başlayarak başka bir bilinç boyutu bana el verdi…benliğimde sürekli anlatılmaz bir ışık enerjsi taşıyorum. beynime, yüreğime, ruhuma, üretimlerime geleceğimiz olan bir başka boyutun bilgileri yüklendi. tanrısal kristalize bir ışık beyin kıvrımlarımdan geçerek üretimlerime evrensel sevgi çağının şifrelenmiş bilgi partiküllerini taşıyor durmaksızın. bir sonrakilerin daha öncekilerin şifre çözücüsü olarak şekillendiğini, gizemden bir başka gizeme dönüşen görüntüler… bu anlatımları güzelleşen, güzelleşmeye niyetli birilerine yansıtıyorum yıllardır…”
daha sonraki yıllarda yoğunlaştığını söylediği haberci rüyalar ilhan irem’e nereden geliyor? ilhan irem rüyalarında kimlerle bütünleşiyor? ona rüyalarında seslenen gizemli güçler kim?
bu muammayı çözmeye kalkışmadan önce genç ve romantik prensimizin yanına dönüp 70'li yıllardaki serüvenine devam ediyoruz.
bu yıllarda yapıtları genellikle aşk ve ilişkilerdeki hayal kırıklıklarını anlatan ilhan’ın kendi aşk hayatı da hayal kırıklıkları ve kısa süreli birlikteliklerle dolu. türkiye işçi partisi’nin eski genel başkanı, sosyalist devrim partisi’nin kurucularından mehmet ali aybar’ın güzelliği dillere destan kızı güllü aybar ve dönemin pop prenseslerinden yeliz ile fırtınalı ilişkiler yaşıyor.
70'leri bitirirken 45'liklerini topladığı ilk albümünü ve ardından sevgiliye isimli ikinci albümünü çıkartıyor. albüm çalışmaları sırasında bir yandan da eurovision’da türkiye’yi temsil etmek için bir yıldız şarkısıyla ulusal elemelere katılıyor ancak askere alınması sebebiyle diskalifiye oluyor. dedikodulara göre ilhan’dan kurtulmak isteyen rakipleri askerlik yaşının gelmesini fırsat bilerek onu askerlik şubesine ihbar ediyor. aniden askerliğe alınan mehmetçik ilhan’a askerlik şubesinden tecil belgesi getirirse yarışmaya devam edebileceği söyleniyor, ilhan belgeyi gönderiyor göndermesine ancak bu meselenin basının ağzına sakız olmasından rahatsız olan genelkurmay, ilhan’ın askerlik yapmak zorunda olduğunu duyuruyor. yarışmaya 3 gün kala genekurmay beklenmedik bir u dönüşü ile ilhan’a yarışma için izin veriyor. ilhan askerdeyken yayınlanan sevgiliye albümüne ondan habersiz olarak bir yıldız şarkısı da dahil ediliyor ve böylece şarkı “yayınlanmamış olma” kriterini ihlal ederek ikinci kez diskalifiye oluyor. eurovision’a katılma ateşiyle yanıp tutuşan ilhan, sivas’taki birliğinden kalkıp ankara’daki trt genel müdürlüğüne dönemin genel müdürü ismail cem ile görüşmeye gidiyor ancak sonuç hüsran oluyor.
12 eylül 1980 darbesiyle asker ocağından aniden terhis edilen ilhan, anadolu’da çeşitli illerde yaptığı askerlik deneyimi ve darbenin etkisiyle değişmeye başlıyor. kendi ifadesiyle 12 eylül’ün yarattığı haksızlıklar ve kültürel yozlaşma ikliminde sanatın ve sanatçının işlevini sorgulamaya başlayan ilhan, bireysellikten uzaklaşarak daha muhalif bir pozisyon alıyor. “ben bile algılayamadan içimdeki uyumlu çocuk, başkaldıran ilhan’a dönüştü.” diyen ilhan irem, askerden sonra tarabya’daki evinde inzivaya çekiliyor. ardından arabesk ve yöresel müzik ögeleri taşıyan bezgin albümünü çıkartıyor.
bu albümle başlayan inziva dönemi toplam 7 sene sürüyor. albümün en çok dikkat çeken şarkısı olanlar olmuş, irem’in yeni ve gizemli göndermeler taşıyan şarkılarının ilk örneği oluyor.
kitabında anlatıldığına göre irem bu eseri askerden terhis edildikten sonra arabasıyla bursa yolunda giderken bir anda gelen ilhamla sağa çekip, üstünden 12 eylül darbesi geçmiş memleketini uzaktan izleyerek yazıyor.
ilhan bu dönemde sadece metafizik ve parapsikoloji camiasının değil polonezköylü güzel veronika riji’nin dikkatini çekiyor ve ikili kısa süre sonra nişanlanıyor.
en geç 1983 kışında uludağ’da evleneceklerini açıklamalarına rağmen birkaç ay sonra ayrılıyorlar.
romantik dünyasında bir kez daha hayal kırıklığına uğrayan irem, bu dönemde yaşadığı dönüşümü hakan taştan ve ersin kamburoğlu’nun hazırladığı ölümsüz ozan kitabında şöyle anlatıyor: “boşver arkadaşlarla, yazık oldu yarınlaralarla, anlasanalarla, sazlıklarla, ördeklerle yürüyüp giderken bir gün bir sevgili girdi yaşantıma… sene 1982… bana dedi ki; ‘niye kendini kısıtlıyorsun? yoğunluğunu görmüyor musun? resimler yapabilirsin, kitaplar yazabilirsin, hatta müziğini bambaşka bir evrenselliğin kollarına atabilirsin…’ işte yeni ilhan irem macerası böyle başladı…karşıma çıkan o sevgili etten-kemikten bir dişi değildi…düşümdeki sevgili o…bir ilham perisi belki…belki de göksel bir ışığın uzantısı…”
ilhan içindeki bu kökten değişimi sadece sanat eserlerine değil dış görünüşüne de yansıtıyor ve bu dönemde saçlarını uzatıp küpe takmaya başlıyor. küpe ile yer aldığı ilk televizyon çekimi sonunda trt yetkilileri ilhan’dan ertesi gün yeni bir kostümle gelmesini istiyorlar. bu duruma son derece öfkelenen irem teklifi redderek dönemin trt genel müdürü tunca toskay’a bir mektup yazıyor. ancak çabası sonuçsuz kalıyor ve trt ile 80'lerin sonuna kadar yıldızı barışmıyor.
sırasıyla 1983, 1985 ve 1987 yıllarında çıkan “pencere”, “köprü”, “ve ötesi” albüm üçlemesi ilhan irem’in kendi tabiriyle popüler kültürden dışarıya usulca süzülmesini sağlıyor. aslında “pencere, köprü ve ötesi” irem tarafından yazılan kısa bir öykü. ölüm ve ölümün ötesini kapsayan parapsikojik konular işleyen bu hikaye daha sonra irem tarafından besteleniyor ancak plak şirketinin bu besteleri tek bir albümde değerlendirmek istememesi üzerine 3 part halinde yayınlanıyor. bu öykü 1985 yılında kitap olarak basılıyor hatta nuri kurtcebe ilhan’ın hikayesini bu kitap için bir çizgi roman haline getiriyor.
1983 yılında çıkan pencere albümünün kapağı oldukça enteresan. paul mcmillen tarafından afm stüdyolarında çekilen bu fotoğraf, albüme emeği geçen melih kibar, ethel kibar, ihsan apça, engin noyan, eser noyan’ı bir araya getiriyor. oturduğu yerden arkadaşlarını izleyen ilhan’ın arkasında, sisler arasından camı tıklatan davetsiz bir misafir var.
yine ölümsüz ozan kitabından öğrendiğimize göre bu uzaylı ziyaretçinin adı tinkata tunkata. plastik makyaj sanatçısı corci tarafından kapak için özel olarak iki ayda hazırlanan bu mask albümün çıkışından sonra tüm konserlerde sahnede müzisyenlerin yanında yer almış. albümün kapak fotografı için eksi beş derecede, yeşile boyanmış çıplak vücuduna bu maskı takıp, saatlerce poz veren kişi de, ilhan’in o yıllardaki asistanı abdullah baykal. pencere albümü kapak tasarımı diğer tüm albüm kapaklarında olduğu gibi ilhan irem’e ait.
“ilk plağımdan beri plak kapaklarında kendim gerçekleştirdim çünkü gözümü kapattığımda gözümün önüne gelen vizyonu plak kapaklarına yansıtmak istedim. o şarkılar benim için çok özel, çok özel mesajları olan şarkılar ve çok özel insanlara gidiyor o şarkılar onun için, o kapaklar içerisinde onları ben sunmak istedim dinleyiciye ama aynı frekansları paylaştığım insanlarla plak kapağı çalışmalarına da girdik, örneğin; nuri Kurtcebe, birçok plağımın kapağını çizdiği gibi ‘pencere, köprü ve ötesi’ adlı kitabımda öykünün çizgi romanını ve illüstrasyonlarını gerçekleştirdi. “
çizgi roman ilhan’a, boğaziçi köprüsü’nde tır çarpmasıyla başlıyor. kazadan canlı çıkamayan ilhan, kendini kıldan ince bir ip köprünün önünde sırada beklerken buluyor. sırat köprüsü konseptli bu ipe çıkmadan melekler insanların yüzüne dünyada taktıkları bütün maskeleri takıyor. maskeleri hafif olduğu için rahatça yürüyebilenler veya kondisyonu kuvvetli kişiler ipten rahatça geçerken binbir suratlı günahkarlar ipten düşerek alevler arasında kayboluyor. ilhan tabii ki yüzüne takılan hafif maskelerle ipten tüy gibi süzülerek geçiyor. köprünün ötesine geçtiğinde bir mağara görüp giriyor, mağara aynalarla dolu. aynalara baktığında karşısında yenilenmiş bir ilhan görüyor. bu yeni ilhan’ın melek kanatları var. çizgi romanda uçarken resmedilen bu melek, ilhan’ın konserlerinde, kliplerinde ve albümlerinde sık sık kullandığı logosu haline geliyor.kanatlanan ilhan uzayda uçmaya başlıyor. ömrünü geçirdiği gezegeni dünyayı çok özleyen ilhan, memleketini uzaktan izlerken kanatlı atların uçarak çektiği bir araba görüyor. arabayı gördüğü an kainatın sahibinin arabası olduğunu anlayan ilhan, arabaya giderek arabanın perdelerini aralıyor. perdeleri araladığı gibi kainatın sahibinin kim olduğunu görüyor. kim bu kainatın sahibi? aaa benmişim. kainatın kişinin kendisi olduğunu söyleyen bu öğreti birçok farklı kültürün mitolojisi ve destanlarında yer alıyor. kainatın sahibi ilhan, tıpkı hz.musa gibi gocuğunu giyiyor ve bir flüt çalmaya başlıyor. kainatı çaldığı flüt ile uyandırmaya çalışan ilhan karıncalar diyarına, denizaltına, buzullara ve benzeri çeşitli diyaralara seyahat ederek onlara erdemli olmayı,hoşgörüyü ve sevgiyi anlatıyor. savaşsız ve yalansız bir dünya hayal eden ilhan, peygambervari misyonu sırasında bir falcıyla karşılaşıyor. önünde bir müzik kutusu bulunan falcı konuşmaya başladığında ilhan, müzik kutusunun üzerindeki balerine kitleniyor ve balerinin gözünde geleceği görüyor…
kitapta çizgi roman dışında ayrıca melih kibar, engin noyan ve parapsikoloji uzmanları nilgün taraz ile ata nirun’un ilhan irem hakkında görüşlerine de yer verilmiş. nilgün taraz’ın pencere köprü ve ötesi için kaleme aldığı cümleler ilhan’ın çıktığı bu yeni yolda neo-spiritüalizm ile ilgilenen kitleye neler ifade ettiğini anlamak için önemli:
“hayatını metafizik ve parapsikoloji alanlarına adamış bir kişi olarak, bugüne kadar öğrendiklerimi ilhan’ın öyküsünde buldum. durugörü (clairvoyance) yeteneği olan ilhan, spritüel bir yolculuğa çıkıyorbu öyküde. reenkarnasyon, ölümden sonraki hayat, yeniden doğuş, ruh-madde ilişkisi, tanrı kavramı, evrensel yasalar, var olmanın amacı, ilahi plan son derece akıcı bir şekilde işlenmiş bu öyküde…”
artık müzikal anlatımları kendisine yetmeyen çokyönlü sanatçımız soyut resimler, kısa öyküler ve şiirleriyle sevenlerine kozmik mesajlarını ulaştırmaya başlıyor. irem bu dönemden itibaren onlarca sergi düzenliyor ve şiir kitapları yayınlıyor.
1986 eurovision türkiye elemelerine aralarında candan erçetin’in de bulunduğu klips ve onlar grubunun seslendirdiği halley şarkısının sözlerini yazıyor. bu şarkı da irem’in o dönem verdiği diğer eserler gibi ilham kaynağını samanyolundan alıyor. şarkı ulusal yarışmada birinci geliyor ancak ilhan’ın küpe takmaya başlamasıyla ona sırtını çeviren trt kozmik prensin yoluna bir kez daha taş koyuyor. norveç’te yapılacak yarışma için düzenlenen belgeler arasında nedense yalnızca ilhan’ın vizesi eksik bırakılıyor.
yurt dışı hayali bir defa daha kursağında kalan irem, çalışmalarında dünya dışı temaları yoğunlaştırarak ne trt’nin ne de siyasi konjonktürün dayattığı sınırları tanımadığını gösteriyor. 1989 yılında uçun kuşlar uçun albümünü çıkartıyor. bu albümüyle beraber pencere, köprü ve ötesi’nde çıktığı spritüel yolculuğunda ilk defa aleni biçimde dünya dışı yaşam formlarına göndermeler yapıyor. gemiler döner geriye şarkısı için hey girl dergisine verdiği röportajda “o gemiler aslında biraz uzay gemisi” diyor ve şarkıya çektiği iki klipte uzay gemisi ve uzaylı gibi ufolojik ögelere yer verip bir üstüne star trek selamı çakıyor.
ışık ve sevgi ifadesi kendilerine sevecen ismini yakıştıran ilhan irem’in sıkı hayranları arasında giderek sloganlaşıyor. zaman içinde bir hayli popülerleşen bu sözü 90lı yıllarda radyocu ergun candan her program bitişinde kullanmaya başlıyor. irem programın içeriğini bu sözle uyuşmayacak derecede sığ bulduğu, bu felsefeyi tüketilecek bir maddeye çevirmesinden rahatsız olduğu için “ışık ve sevgiyle” sözünün kullanım haklarını noterden satın alıyor.
birçok ezoterik öğretide sık sık kendine yer bulan bu kelimeleri googleladığımızda ra isimli dünya dışı kadim bir varlıkla iletişim kurabildiğini iddia eden don elkins ve carla rueckert’ın 1983 yılında çıkardığı ra bilgileri isimli kitaba rastlıyoruz. yazarların celse adını verdiği ritüelik törenlerde carla rueckert trans halinde ra’ya medyumluk yapıyor, carla’nın bedenini ele geçiren ra, dünya dışı farklı boyutlardan gelen bilgileri dünyalılarla paylaşıyor. ra her celsenin sonunu ışık ve sevgiyle sözcükleriyle bitiriyor. irem’in gemiler döner geriye klibinde yer verdiği ra’nın gözü sembolü belki de bu kitaptan aldığı ilhamla kullanılmış.
ilhan irem sıradan kavramlardan uzaklaştıkça hayranları ona yakınlaşıyor. ilhan irem’in resmi sitesinde yer verdiği 1990 tarihli gong dergisi haberine göre ilhan irem’in kurduğu ancak hayranlarının biz kurduk dediği irembağı kuruluş tarihi olan 1985’ten 5 sene sonra 3 hayranının kiraladığı posta kutularıyla faaliyete geçiyor. önce posta kutularına gelen imzalı fotoğraf isteklerini karşılıyorlar. ardından ilhan irem’in ışık ve sevgi felsefesinin ilk yayını sayılabilecek sevecen dergisini yayınlıyorlar. derginin içeriği posta kutularına gelen ilginç yazılar ve konulardan derlenerek oluşturuluyor. aykut antmen, celal kodamanoğlu ve murat irfan ağcabay tarafından yönetilen bu fan kulüp, kurucu üyelerinden aykut antmen’in 25 yaşında hayatını kaybetmesiyle sekteye uğruyor. aykut antmen o dönem ruhbilim ve ezoterizmle ilgili irili ufaklı derneklerle yakından ilgili bir isim. çevresi tarafından etkileyici konuşmaları, karizmatik yapısı ve parapsikolojiye olan sonsuz merakıyla biliniyor. neospritüel bir dernek olduğu bilinen dostluğa çağrı derneğinde konuşmalar yapmasının yanı sıra kozmik çekirdek adlı bir kitap yazıyor. tanıkların anlattığına göre aykut antmen, ilhan irem’in evine sık sık girip çıkan ve irem’le samimi olan tek üye. 1993 yılında aykut’un hayatını kaybetmesi üstüne sevecen dergisinin yayın hayatı son buluyor ve diğer iki kurucu üye irembağı’ndan kopuyor.
şokopop ekibi olarak irembağı’nın bugün hayatta olan iki kurucusuyla röportajlar gerçekleştirdik. onlara irembağı ve ilhan irem’in mistik dünyası üzerine sorular sorduk. yaban tv’de programlar yapan ve hala ezoterik konularla ilgilenen , hatta istanbul’daki mistik semboloji üzerine bir kitabı bulunan irfan murat ağcabay ve irembağı yıllarını geride bırakarak popüler gazetelerin vazgeçilmez bulmaca eklerinin yaratıcısı haline gelen celal kodamanoğlu kameralarımıza konuştu.
celal bey, irembağı’nın mistisizmle uzaktan yakından alakası olmayan; boşver arkadaş şarkısının popülaritesi etrafında toplanmış sıradan bir fan kulüp olduğunu söylese de diğer kurucu arkadaşı irfan murat ağcabay üyeleri bir araya getiren faktörün spritüel arayışlar olduğunu ancak örgütlü olmadıklarını dile getirdi.
ağcabay, bugünkü irembağı’nın dinamiklerine dair bilgi sahibi olmasa da 1980’li yıllarda birçok neospritüel hareket ve derneği yakından gözlemleme fırsatı bulmuş ve o dönemin ruhuna dair bazı çarpıcı analizleri var.
150.000 bin kadar üyesi olduğu söylenen bu grubun içinden bizimle konu hakkında bilgi paylaşmaya gönüllü olan tek kişi irfan murat bey’i yakalamışken irem’in gizli anlamlar taşıyabileceğini düşündüğümüz şarkı sözlerine dair görüşlerini aldık.
irfan murat bey’in şarkı sözlerine getirdiği bu pragmatist adedilebilecek prespektif ilhan irem figürünün karmaşıklığını da ortaya seriyor.
“70'li yıllarda ideolojik olarak bir araya gelen insanların 80'li yıllarda bir boşluğa düşmesi yani ideolojilerinin ellerinden alınması noktasında spiritüel açıklar, yani ruhsal açıklar, yani kendini tarif edebilme noktasında sıkıntılar doğurdu bu boşluklar. bilinçli ya da bilinçsiz birtakım örgütlenmelere neden oldu. o yıllarda neo-spiritüalizm ya da spiritüalizm yani ruhçuluk denen akımlar ve ona bağlı olan felsefeler çok popülerdi. bu popülerlik kısmı bu derneklere ulaşamayan ya da bu özel oluşumlar, ya da konferanslar, ya da toplantılara ulaşamayan gençlik için ilhan irem iyi bir idoldür. hep derin bir insandı kendini geliştirmiş, erken geliştirmiş ruhlardan biridir. bir süre sonra söylediklerinin altında başka gerçeklerin olabileceği olasılığı bunun ilhan irem tarafından bilinçli ve bilgece yapıldığına inanıyorum. “
1990'lara geldiğimizde giderek spot ışıklarından daha da uzaklaşan ilhan’ın hayatında birçok köklü değişim gerçekleşiyor. bunlardan ilki medeni halinde. 1991 yılında kaz dağları’nda hansu atbiner’le dünya evine giriyor. irem’e göre bu evlilik kozmik bir buluşma. öyle ki hansu, irem’i küçükken rüyasında görüyor ve ilhan’ın ona ben seni bulamam sen beni bul demesi üzerine yıllar sonra bir konserine geliyor. o konserde tanıştıktan sonra 8 sene telefonda görüşen ikili, hansu’nun odtü psikoloji’yi bitirmesiyle beraber kozmik yuvalarını kuruyorlar. bu tarihten sonra hansu, ilhan’ın sanat yönetmenliğini üstleniyor ve birçok şarkısının sözlerini yazıyor.
hansu’nun sanat yönetmenliğini yaptığı ilk albüm koridor. koridor, ilhan irem’in bitirme tezim dediği ve iyice karanlıklara büründüğü çalışması. bu albümün çıkmasını sabırsızlıkla bekleyen sevecenle için albüme bir sürpriz koyuyor. tersten çalınmış vokal track barındıran gizli mesaj şarkısı sevecenlere ışık ve sevgi çağının yaklaştığını müjdeliyor. bu albümle beraber ilhan irem siyah ojeler ve tamamen koyu renk kıyafetlerle karşımıza çıkıyor. ilhan’ın bu stili kendi ifadesiyle türkiye’nin içinden geçmekte olduğu karanlık ve arabesk döneme bir tepki olarak doğmuş.
ilhan mistik yönlerinin yanı sıra siyasi kimliği ve görüşleriyle de öne çıkıyor. 80 darbesi ve özallı yıllardan itibaren sürekli olarak hükümet politikaları ve bunlarla gelen toplumsal değişimi eleştiriyor. 80lerde çıkarmak istediği blues for molla şarkısı denetim kurulu’na takılıyor, yayınlanması engelleniyor. iran devrimi ve gericilikten bahsettiği bu şarkı tam 19 yıl sonra bir 29 ekim’de nihayet yayınlanıyor. ilhan, 90’lı yıllardan itibaren düzensiz aralıklarla cumhuriyet gazetesindeki köşesinde kozmik atarlar yapıyor.. “arada bir” isimli köşesinde arada bir son derece ulusalcı ve “fetöfobik” yazılar yazıyor. politik görüş ve eleştirilerini inanç dünyasına uygun olarak garip metaforlar ve soyut kavramlar üzerinden dile getiriyor. irtica tehlikesi ve mustafa kemal’in askerleri başlıklı yazısını artık imzası haline gelen işık ve sevgiyle sözcükleriyle sonlandırıyor. ilhan karşısında durduğu yobazlık, neoliberalizm, toplumsal ve kültürel yozlaşma gibi unsurların türkiye’den ancak ışık ve sevgi felsefesiyle ayıklanabileceğini söylüyor. başka gazetelerde de yayınladığı “fetöfobik” yazıları başına dert oluyor. antalya’da yayınlanan yeni ileri gazetesindeki yazısını fetullah gülen’e mektup formatında kaleme alıyor. gülen’e fetuş diye hitap ettiği bu yazı yerel gazeteye ve ilhan’a dava açılmasına sebep oluyor. dava sonucu bugün gülen’e 100 bin tl tazminat ödemesine hükmediliyor. ayrıca, ilhan o dönem gülen cemaati’ne yakın medya organları tarafından bir tarikat lideri olarak lanse ediliyor. 2008 yılında ilhan irem’in 35. sanat yılını kutlamak amacıyla sevecenler hakan taştan ve ersin kamburoğlu tarafından yazılan ölümsüz ozan da bu iddialara yanıt veriliyor. “ışık ve sevgi felsefesi bireysel huzuru sağlamanın, temizlenmenin ve arınmanın bir yolu olarak düşünüldüğünde, içeriğini tümüyle kaybetmiş, yapısal bozulmalarla sömürülerle bir tehdit unsuru olmaya başlamış tarikatçılıkla karıştırılabilir. oysa ilhan irem böyle bir hal alacak herhangi bir organizasyonda bulunmamış, halkı peşinden koşturacak bir tarikat lideri olmaktan çok, kendini evrenin akışına bilinçli bir biçimde bırakmış, tüm duyargalarıyla kainata açılmış, bir lokma bir hırka düşüncesindeki modern bir derviş-ozandır.” bu ifadeyle dolaylı yoldan irembağı’nın ekonomik ve psikolojik sömürü yapan oluşumlardan ayrıldığını ancak yine de tarikat başlığı altında değerlendirilebileceği kabul ediliyor. gerçekten de araştırmalarımız sırasında irembağı’nın üyeleri üzerinden maddi kazanç elde ettiği veya psikolojik sömürü yaptığına dair herhangi bir bulguya rastlamadık. tabii bunun yanı sıra ilhan bey’in alışılagelmişin aksine beş tane best of albüm çıkartması ve bütün bu best ofların hatrı sayılır satış rakamlarına ulaşması da göz önünde bulundurulmalı.
irembağı, aykut antmen’in ölümünden sonra diğer iki kurucusunun da ayrılmasıyla yeraltına çekiliyor ve faaliyetleri gözlerden ırak sürüyor. bu dönemde irembağı’na dair gazetelerde ufak tefek de olsa bazı bilgilere rastlamak mümkün. 1997 tarihli milliyet gazetesinde yayınlanan türkiye’de budizm trendini inceleyen haberde ilhan irem ve irembağı’ndan da söz edilmiş. habere göre irembağı bu dönemde toplam 19 merkezde örgütlenen 50 bin üyeye sahip. hatta aynı yıl bulletin board system isimli programı yazarak türk basını tarafından yerli bill gates olarak lanse edilen bilişimci osman çelebi milliyet gazetesine verdiği röportajda internette bir arama motorunda arattığı ilk kelimelerin işık ve sevgi sözcükleri olduğunu ve ilhan irem’in ışık ve sevgi felsefesine inandığını belirtiyor. ancak bu ufak tefek bilgi kırıntılarının haricinde ana akım medya sevecenlere kayıtsız kalmış gibi görünüyor.
geniş bant internetin türkiye’ye girdiği 2000'li yıllarda irembağı da diğer alternatif gruplar gibi hızla popülerleşen forumlarda yer alıyor. birkaç farklı forumda toplanan sevecenlerin bugün ulaşabildiğimiz tek toplanma adresi melektozları.com. birbirlerine sürekli ilhan irem’in sözleriyle cevap veren, şarkı sözlerinin altındaki derin anlamları tartışan forum üyeleri bir yandan da ciddi bir emek sarf ederek ilhan irem’e ait tüm işitsel ve görsel arşivlerini dijital ortama taşıyorlar. öyle ki ilhan irem’den daha geniş kitlelere hitap eden ajda pekkan, barış manço ve erkin koray gibi sanatçıların bugün internette erişilebilen arşivleri daha kısıtlı. irembağı, iremascope ve evrensel sevgi planeti gibi sevecenler tarafından kurulan youtube kanallarında konser görüntüleri, ilhan irem’i konu eden televizyon programları, ilhan irem’in şiirleri ve klipleri yer alıyor.
ilhan irem’in 35. sanat yılı çerçevesinde birçok etkinlik düzenleyen sevecenler irembağı’nın kurucularıyla da temas kuruyor. irfan murat ağcabay bu davete katılamıyor. davete icap eden celal kodamanoğlu, bu buluşmada neler yaşandığını son derece kısa cümlelerle bize anlattı.
“içeriye girdim ben, baktım ilhan irem’in işte şarkılarını söylüyorlar sürekli, el ele tutuşuyorlar, mistik bir hava gibi bir şey geldi bana sonra ama hiç benim aklımda olmayan bir şey bu. sahneye davet ettiler beni, sahneye çıktım anlattım; dedim ‘böyle böyle biz kurduk,’ aynen size anlattığım gibi dedim de ‘burada siz çoğalmışsınız’, ‘demek’ dedim ‘bayrağı sizlere vermişiz’, ‘devam edin’ dedim. sonra o günden sonra ben bazı şeyler sezinleyince onlardan tamamen koptum uzaklaştım. o anki düşüncem, sanki böyle şeydi, nasıl tarif edeyim ya böyle tarikat gibi demeyeyim de yani bağımlılık mıdır nedir anlayamadım ben çünkü el ele tutuşuyorlar böyle kendinden geçmiş vaziyette yanlış anlamayın, kendilerinden geçmiş derken yani herhangi bir alkol veya şey kullanmıyorlar, uyuşturucu filan kullanmıyor… yok öyle bir şey ama böyle mistik bir hava gibi geldi bana ha ‘yok’ dedim ‘ben bunlarla şey yapamam’ , uzaklaştım. ondan sonrasını da bilmiyorum zaten.“
daha sonra celal bey’e 1995 tarihli kanal d haber bülteninden 18 saniyelik o videoyu izleterek yorum yapmasını istedik. kesit celal bey’e yıllar sonra gittiği o buluşmayı tekrar anımsattı.
“allah allah, aynı böyle o aynen gördüğün gibi işte mavi bir şey atmosfer filan vardı aralarında… yani mavi bir atmosfer ve el ele tutuşuyorlardı herkes ben kenara çekildim. girmedim zaten aralarına ondan sonra el ele tutuşuyorlardı aynen aradaki gibi böyle sallanıyorlardı. şaşırdım ben zaten böyle mistik bir hava sezince ya dedim ‘bunlar yön değiştirmişler’, uzaklaştım. allah allah çok şaşırdım ben, yani bu boyutlara getir… yani çok farklı bir amaçla kurulan bir şey bu, yani tamamen sanatçının iyi niyetle kurulmuş… alakasız, alakası olmayan…”
celal bey’in sorularımıza yanıt verirkenki tedirginliği bize 80li yıllarda dernek çatıları altında belli bir özgürlük çerçevesi içerisinde filizlenen neospritüel toplulukların bugün çok daha hassas ve kırılgan bir noktada olduğunu düşündürüyor.
2006 yılında sahnelere geri döndükten sonra yaklaşık her yıl birkaç konser birden veren ilhan irem medyatik bir kişiliğe sahip olmasa da; neredeyse tarkan, ajda pekkan veya kenan doğulu kadar kapalı gişe konser veriyor. bu konserlere gelen yoğun ilgi hiç kuşkusuz ilhan irem’e gönülden bağlı sevecenlerin eseri….
irembağı’nın güncel üyeleriyle röportaj gerçekleştirme çabamız maalesef sonuçsuz kaldı. bu nedenle sevecenlerin bugün hangi motivasyonla hareket ettiğini, nerelerde toplandığını ve faaliyat durumlarını bilmiyoruz.
ilhan irem’e derin bir hayranlık duymanın yanı sıra irem’in yücelttiği kardeşlik, barış, demokrasi, çevre bilinci gibi değerleri benimseyen bu insanlar aslında belki de gündelik hayatta bizimle beraber toplu taşıma kullanıyor, marketlerde kasa sırası bekliyor, hatta belki de aynı ofisi veya dersliği paylaşıyor.
birçoklarının romantik şarkıların prensi olarak anımsadığı ilhan irem’in örneğinde gördüğümüz gibi hayat görünenin ötesinde bir çok sürprizle dolu…
sır perdesini cesaret ve merakla aralayabilenler bereketli topraklar üzerinde biten çeşit çeşit serüvenlerin kahramanı olur.
gelecek bölümde görünenin öteki yüzüne doğru yepyeni bir yolculuğa çıkana kadar ışık ve sevgiyle kalın.
