kendine has semt "bomonti"

HAKKINDA

istanbul’un ortasında sanatçılar, gençler ve ailelerin buluştuğu yemyeşil bir bira bahçesi hayal edin. isviçreli bomonti kardeşler, 128 yıl…

ARAŞTIRMA NOTLARI

istanbul’un ortasında sanatçılar, gençler ve ailelerin buluştuğu yemyeşil bir bira bahçesi hayal edin. isviçreli bomonti kardeşler, 128 yıl önce hayal etmekten daha fazlasını yapmış. ismini de karakterini de bomonti bira fabrikasından alan bomonti; şimdi yeni sakinleri ve kültür-sanat alanlarıyla kendine has bir semt kültürü yaratıyor.

bira fabrikası ve bira bahçeleriyle bomonti semti

sunay akın, bomonti semtinin tarihini anlatırken, bizi fransız ihtilali ile sanayi devrimi’ne ve bunların osmanlı topraklarındaki etkilerine kadar götürüyor: “uygarlığın tarihinde fransız devrimi çok önemlidir, 1789; hemen bunun ardından sanayi devrimi gelir. bomonti’yi, fransız devrimiyle ortaya çıkan ‘halkın yükselen sesi’ ve sanayi devrimiyle ortaya çıkan ‘makinelerin yükselen sesi’nin birleşimi olarak algılamamız gerekiyor. 1800'lü yılların başında bir arada yaşama kültüründe iki ses yükseliyor: makinelerin sesi ve halkın sesi, birbirine karışıyor. osmanlı’da yenileşme dönemi olarak kabul edilen 3.selim’in tahta geçişi işte bu döneme düşer. ne gördü 3.selim? ‘dünya kabuk değiştiriyor, bunda geri kalmayacağız.’ 3.selim’den sonra 2.mahmut ve beykoz kundura makinesi gelir. makinelerin sesi istanbul’a geliyor, başlangıcı buharlı gemilerdir. bomonti’nin kapısını ise sultan abdülaziz’le açmalıyız.”

sultan abdülaziz’in paris sanayi fuarını gezmeye gidişi osmanlı için bir dönüm noktası.

“bize hep padişahların fetih yapmak için batıya gittiğini anlattılar ama bilimin ışığını görmek için gidenleri anlatmadılar.”sunay akın

abdülaziz’in avrupa’da ilk kez trene bindiği yolculuğunun istanbul’daki yansımalarını, bugün haliç’teki rahmi koç müzesi’nde gezide kullanılan vagonun sergilendiği köşede; kadıköy altıyol’daki boğa heykeli’nde; küçükçekmece-yedikule demiryolundaki bir rayda görmek mümkün. sunay akın, seyahate çıkan heyette ikinci abdülhamit’in de yer aldığını hatırlatıyor ve yolculuğun “bomonti” semtiyle bağını açıklıyor: “ne oluyor onun döneminde? sözünü ettiğimiz bomonti bölgesinde, bomonti bira fabrikası kuruluyor. isviçreli iki kardeş osmanlı döneminde bira üretim imtiyazını alıyor ve bomonti adlarıyla anılan bira fabrikasını kuruyor. sonra bomonti, bir sanayileşme semti olarak ortaya çıkıyor.”

bugün bomontiada olarak bildiğimiz yer, tarihi bira fabrikası. semt ise o dönem şehrin çeperi sayılabilecek bir nokta.

“iki istanbul var: birisi tarihi yarımadanın bulunduğu istanbul, diğeri galata. tarihi yarımada’da daha çok bir müslüman istanbulu ama galata, ki beyoğlu yarım kalmış bir paris taslağıdır derler, batılı bir istanbul olarak ortaya çıkıyor. konsolosluklarla, levantenlerin olmasıyla biraz daha farklı bir istanbul söz konusu. tiyatrolar, eğlence merkezleri, hareket burada. baktığımız zaman, bira fabrikasına iznin bu galata bölgesinin arka tarafında verildiğini görüyoruz. bira fabrikasının beyoğlu’nun arkasında kurulmuş olması rastlantı değil.”sunay akın

yiyecek-içecek uzmanı oğul türkkan, bomonti bira fabrikası’na ilişkin bira kültürü üzerinden bir perspektif çizmekte: “osmanlı’nın son döneminde, batılılaşan osmanlı, avrupa’dan bira ithal ediyor. istanbul’daki o zamanki birahanelerde tüketiliyor. bomonti kardeşler ilk kez 1890’da bir bira fabrikasını kuruyor. burada çarpıcı olan, bira seyahat etmeyi sevmez, yer değiştirmeyi sevmez. bundan dolayı tadı bozulur. biranın yerel olması her zaman en en makbuldür. bomonti kardeşler taze birayı üretip arzetmeye başlıyorlar. bu da tabii bir bira kültürünün daha derinlemesine gelişmesini sağlıyor istanbul’da. ardından ankara’sı, izmir’i devam ediyor. bira üretiminde iki temel unsur vardır, soğutularak üretilen biralar ve soğutulmadan, oda sıcaklığında üretilen biralar. bomonti kardeşler istanbul’un aynı zamanda ilk buzhanesini kurmuş. o zaman büyük olasılıkla daha kolay tarzda, soğutularak üretilen, lager tarzda biralar üretiyorlardı. bomonti’nin mayası büyük ihtimal almanya gibi özel bir yerde yaptırılmış ve buraya getirilmiş. bu maya, soğukta bira yapıldığında farklı tat verir, oda sıcaklığında yapıldığında farklı tat verir. ortama göre, farklı davranışlarda bulunan bir maya ile çalışıyorlar. bomonti’nin mayasının kullanım biçimi kendine has.”

bugün bomontiada’nın karşısında mimar sinan üniversitesi bomonti kampüsü kalıyor, ancak geçmişte bu lokasyonda bir bira bahçesi kuruluydu. 1912'de bomonti ile büyükdere’deki nektar şirketinin birleşimi neticesinde ortaya çıkan bomonti-nektar fabrikası’nın nektar birahanesi bahçesi’ne dair ilanına ikdam gazetesi’nin 1915 yılındaki bir sayısında rastlanıyor.

pervitich haritalarında bomonti

daha eski olarak, ii. wilhelm’in 27 ocak 1988'deki 40. doğum gününü kutlamak üzere istanbul’da yaşayan almanları bomonti bira bahçesinde buluşmaya çağıran davetiye; yüzyıl bitmeden bölgede kurulu bir bira bahçesinin varlığına işaret ediyor. ancak bira bahçelerinin yaygın varlığına cumhuriyet’le beraber rastlıyoruz. bomonti birasının gittiği bir çok noktada; istanbul moda’da, büyükdere’de, ankara’da ve izmir’de de “bomonti” adıyla anılan bira bahçelerini görmek mümkün.

“1930'lu yıllarda ortaya çıkıyor bomonti bira bahçesi. halkın bir araya geldiği, sosyalleştiği mekanlar. insanlar o yıllarda bu bira bahçelerine gidiyordu, yeşil alanlarda toplanıyorlardı. hafta sonu, güzel havalarda, insanlar şehrin sokaklarına girmek istemez. insanlar bugün de böyle havalarda adalar’a, kilyos’a, şile’ye giderler. o yılların açık havası hemen bu galata’nın arkasındaki kırsal kesim, bomonti bira fabrikası’nın olduğu yer. çoluk çocuk bir araya gelirler yeşil alanlarda, 1930lu yıllarda bir arada yaşama kültürünü oluştururlardı. bira fabrikası, bir araya gelme, birlikte yaşama… bakın fotoğraflara insanlar gayet şık, bir düğüne gider gibi. en iyi kıyafetlerini giyip tıraş olup giderlerdi.
‘bomonti’ dediğimizde halkın egemenliğinin, demokrasinin bütünleştiği yerlerdir. artık ‘hakimiyet milletindir’. sanayileşmeden sonra çalışan insanlar artık ailelerine hafta sonu vakit ayırmaya, bir arada bir şey yapmaya ihtiyaç duyuyorlar. aileler de oraya giderdi.
bomonti bira bahçesine istanbuldaki tüm şairler yazarlar tiyatrocular ressamlar heykeltraşlar hepsi giderdi. tüm istanbullu sanatçılar bomonti bahçesinden geçmiştir.
beyoğlu’na yakın oluşu, taksim-tatavla tramvayının oraya gidişi, ulaşımın ortaya çıkışı, istiklal caddesi’nden geçiyor ve oraya kadar gidiyordu, istanbul’a yakınlığı, yeşil bir alan oluşu…. sait faik, orhan veli… nereye gidelim? bomonti. orada toplanıyoruz. bugünkü gibi randevulaşmaya da gerek yok. masalarda, bir başka aydın insanı görüp sohbet edebilirdiniz. hava da güzel, güzel insanlar da var, hafta sonu orada geçirilirdi.”sunay akın

semt sakini haluk başol ise, bize bomonti’deki bira bahçesini ve fabrikayı şu cümlelerle anlatıyor:

“biranın baş mezesi kaşar peyniridir. bira bahçesinde akşamüstü bira ve kaşar peyniri verirlerdi. cızbız köfte yaparlardı, dışarıdan kokoreççi gelirdi. çıt çıkmaz. çocuklu kadınlar gelirdi. ağaçlar, kalabalık aile gelir, yemekler gelir, genç adamlar, bira sevenler gelir. kimse yanındakini rahatsız etmezdi. tabii şimdi üniversite oldu, ağaçları kestiler.
eski zamanların pazar gezmeleri şimdiki gibi değildi. çok güzel tertipler yapılırdı, o zamanın piknikleri de şimdiki gibi değildi. yazın pikniğe giderdik. kaç kişi gidiyoruz, ona göre 10–15 litrelik bira yeter. fıçıyı arabanın arkasına koyarız. sehpa verirlerdi bir de. sonra fıçıyı geri verirdim, depozito alırlardı fıçıları.
bira fıçılarının özel bir ağacı vardı. iskoçya’da yapılır, getirilirdi, beş litreden başlıyor 30 litreye çıkıyor. bira fıçıları dümdüz değil. altta musluğu var. çiviyi vurursun, tapa çıkar hava alsın diye. musluğu açarsın bira akar. bira akar ama biranın yarısı köpük. tutarken oynatacaksın, hem alacaksın hem azaltacaksın yoksa üçte biri köpük olur.
benim bildiğim bir fabrika, ocak yanar. öyle bir fabrika değil. metronun merdiveni tertibinde 5 basamaklı ızgaralar var, yanan kömür ona dökülür. biranın kaynadığı arpa suyuna gelirdi, orada kaynatırdı.
bira fıçıları eminönü pazarı, karaköy meydanı, kamyonlar gelir, fıçıyı oraya götürür, boşları alır giderdi. masasına göre çeşit çeşit fıçılar... fıçılar değişti, alüminyum fıçılar çıktı. soranlar oldu, duyduk ki eski fıçıları baltayla kırmışlar. numune ayırmamışlar.”

oğul türkkan, benzer şekilde “o dönemde geliyorsunuz 5 litrelik, 10 litrelik fıçı istiyorsunuz. size bira bir sehpada, ahşap fıçıda geliyor. yanınızda fıçıya musluk bağlanıyor ve siz oradan semaverden çay servisi yapar gibi kendi biranızı servis yapıp içiyorsunuz. insanlar fıçıyı alır, pikniğe gider, depozito verir sonra geri alırmış” derken bir başka semt sakini, eleni eram ise bölgedeki rum liselerinin mezuniyet partilerinin bu bahçelerde yapıldığını, öğrenciler arasında “bomontiye gidip mezuniyetimizi kutlayalım” diye bir gelenek oluşturulduğunu aktarıyor.

bira bahçesinin varlığına, 1930’lu yıllarda gazetelere verilen ilanlarda da rastlamak mümkün. oğul türkkan, “bomonti, burada bir fabrika olduğu için, o dönemki reklam tabelalarıyla, ilanlarla bugünkü pazarlama kültüründeki gibi pazarlamayı biliyor” değerlendirmesinde bulunuyor.

bomonti semti, yalnız bira fabrikası değil çikolata ve buz fabrikalarına da ev sahipliği yapıyor:

“nestle çikolata fabrikası vardı, biz burada otururken buram buram çikolata kokusu gelirdi.”eleni eram

cumhuriyetin ilk dönemlerinde gıda ve içeçek fabrikalarının yanı sıra, lüks tüketim ürünlerine odaklı tekstil fabrikaları da bölgede ortaya çıkıyor. 2005 yılında kapanan ssk bomonti ilaç fabrikası, faal olan bir başka sanayi alanını bize gösteriyor. yıllar içerisinde giderek artan sanayileşme, şehrin bu bölgesinin bugün çeperde değil merkezde yer almasının da en önemli nedeni.

şehrine ses ver ekibinden şehir plancısı ezgi güler’den bölgenin kentleşme sürecini dinleyelim:

“1950–60'larda istanbul’da bir sanayi planı olarak ilan ediliyor ve göç başlıyor. 
bomonti ve kağıthane sanayi bölgesi ilan ediliyor, iş gücü oluştuğu için göç çekiyor. demokrat parti döneminde sanayiyi arttıralım derken gecekondulaşma artıyor. gecekondu kanunu, kat sahibi olmaya ve apartmanlara neden oluyor. 1973'te 1. köprü açılıyor ve artık bu bölge kent içinde kalmış oluyor. 80'lere geldiğimizde artık bu bölgeyi orta yoğunluklu konut alanı haline getiriyorlar. şu anda anthill’in de yer aldığı eğimli arazi konutları birbirine bağlayan bir yeşil alan olarak tanımlanıyor. 90'larda kent içinde kalan sanayi bölgelerinin desantralizasyonuyla birlikte buradaki sanayiler artık depolara dönüşüyor.”

bomonti bira fabrikası, 1930'lardaki millileşme süreci içerisinde, 1938 yılında tekel’in himayesine alınıyor, üretim 1991'e kadar sürüyor ve bu tarihte fabrika kapanıyor. “tekel birası” olarak da toplumsal hafızada yer edinen biranın üretimine dair izler, aradan geçen zamana rağmen semtte hala canlı. fabrika binasının halen süren varlığı, arpa suyu, birahane isminde sokaklar olması, burada bir üretim olduğunu, üretimin mahallenin kültürüne işlediğini bize hatırlatıyor.

peki nedir bu çok eski semti bugün bir anda tekrar cazip kılan?

2000'lere geldiğimizde bomonti artık bir turizm alanı olarak tanımlanmış durumda ve bölgede yoğunluğu giderek artacak bir şekilde iş merkezleri konumlanıyor. burası, yeni binaların, rezidansların inşaatıyla beyaz yakalıların da tercih ettiği bir semt oluyor. başat faktörler ise eğlence, sanat, kültür hayatının şekillendiği bomontiada ve bomontiada’nın içerisinde yer alan, asmalımescit’ten buraya taşınan babylon.

tekel’in özelleştirilmesi sürecinde ilk aşamayı, 2003'te alınan taşınmazlarının satışı kararı oluşturdu. 2006 yılında başlayan ihale sürecinin ardından, ic holding fabrikanın altındaki alana 34 katlı bomonti hilton’u inşa etti. bira fabrikasının restorasyonunu takiben, doğuş grubu ve ortağı pozitif öncülüğünde 2015 yılında bomontiada kuruldu.

bira bahçelerindeki kültür, bugün bomontiada’nın avlusunda devam ediyor. bu noktada oğul türkkan’a yeniden ses verelim: “bir tek tükettiğiniz ürün değil, o ürünü tükettiğiniz ortam, oradaki ışık, kiminle olduğunuz, oradaki mimari bunların hepsi sizi etkiler. aynı birayı başka bir ortamda içseniz belki o kadar bir lezzet vermez. bugün bomonti bira fabrikası’nın restore edilmiş haliyle gidip orada bir bira içmek size çok ayrı bir lezzet kazandırıyor; lezzet deneyimlemenizi sağlıyor çünkü orada nostaljik bir ortamdasınız, geçmişi hatırlıyorsunuz, farklı bir mimarisi, ambiansı var.”

mösyö şokola isimli yemek blogu ile tanınan semt sakini berat çokal, “ben buraya gelmeden önce bomontiada burada değildi, onun geleceğini biliyordum. yıllar önce tünel’e gittiğinde kimse yürümeye gitmezken, korkarken babylon’dan sonra tünel bir rota, bir hedef olarak belirlenmeye başlandı. babylon’un burayı dönüştüreceğini biliyordum. her gün kafeler açılıyor. karaköy’deki gibi değil, buralılara hitap eden, keşfederek bulabileceğiniz yerler.” değerlendirmesinde bulunuyor.

2012 yılında agos gazetesi’nde yayınlanan bir değerlendirmede ise şu cümleler yer alıyor: “adı konmamış bir başka dönüşüm de bomonti ve feriköy’de yaşanıyor. 10 yıl önce domates, biber, salatalık ekilen arsalar üzerinde anthill, eliysium gibi plazaların inşa edildiği bomonti’de, hilton otel’in binası da yükselmeye başladı. dolayısıyla, ermeni toplumunun yaşadığı semtlerin başında gelen kurtuluş ve feriköy ciddi bir dönüşümün eşiğinde.”

bomonti semti üzerine çalışan müze bilimci zeynep toy’dan semtin tarihini dinledikten sonra, semtin bugününü konuşuyoruz. toy, “kapitalist sistemin bize verdiği yeni yaşam alanları, büyük gökdelenler, kafeler ve onun gibi küçük alanlar yaratılıyor. geçmişteki bomonti ismi kulllanıarak bir çok şey oluşturuluyor.” diyerek ekliyor: “cihangir’de yaşama potansiyeli bu bölgeye taşınmaya başlıyor. kiralar yükseliyor. ‘bakın bomontiada burada. bu kafe burada, bu kafe şurada.’ eskiden azınlıkların olduğu alana şimdi beyaz yakalar giriyor. trendi yükselen bir alan oluyor, aslında bu yaratılıyor. bu bölge seçildi, güzel ortamlar oluşturuldu. gece gelip istediğinizi yapabilirsiniz ama ev kiralarınız 3 katına çıktı.”

berat çokal, semtteki değişim üzerine yaptığı değerlendirmesinin devamında “burada vahşi bir yıkımdan söz edemeyiz. zaten kalite açısından bizi heyecanlandırmayacak ya da sahip çıkmayı düşünmediğimiz bir takım atölye binalar ya da hangar gibi binaların, fabrikaların, imalathanelerin bir bir değerlendirilip rezidanslar veya büyük yapılar yapıldığını görüyoruz. bomonti’de kurtuluş’taki gibi bir doku bulmak mümkün değil. çok büyük apartmanlar var. 12. kata kadar tekstil atölyesi. yenilenmeye müsait. hilton öncü olmuş, derken birer birer rezidanslar gelmeye başlamış. yan taraf örneğin fındık fabrikası.” ifadelerini kullanıyor.

“cendere-kağıthane hattının da rezidanslarla, sanat galerileriyle dönüşümünü görüyoruz.” diyen ezgi güler’in öngörüsü ise şu şekilde: “her semt kendi barındırığı sosyal ve fiziksel profiliyle ayrı bir hikayeye sahip. bir yeri, birebir başka semtlerle karşılaştırmak mümkün değil. burası karaköy ve balat gibi eski esnafın çoğunlukta olduğu yerlerden 3.dalga kahvecilerin çoğaldığı semtlere benzetiliyor olabilir ama ben şuna benzetebilirim: levent gibi, maslak gibi, rezidansların arasında kalacak bir alan olacak.”

eleni eram, “bir bomonti semti yaratılmak istenmiş ama yapılaşmada hata var. mesela burada fransız fakirhanesi var, gökdelenlerin arasında kaybolmuş. tabii bu yalnız bomonti’nin sorunu değil; tüm istanbul’un sorunu.” derken aklımıza sunay akın’ın tespiti geliyor:

“istanbul öyle garip bir kent ki istediğiniz kadar hançerleyin, yıkılmıyor, ölmüyor. ben bomonti’ye gittiğimde ilk gençlik yıllarımdaki bomonti’yi insanlarında, apartmanlarında, esnafında görüyorum.”sunay akın

“lüküs hayat”ın dizilerindeki “şişli’de bir apartman yoksa her halin yaman” sözleriyle ortak hafızada yer edinen apartmanlarda gayrimüslimler yoğunlukla yaşıyor. semt, ortaköy gibi çok kültürlü. rumlar, ermeniler, museviler gerek buranın, gerek kurtuluş/tatavla bölgesinin sakinleri. eleni eram, “karşı komşumuzla yılbaşı geceleri kapılar açık olur, eğlence karışır” dedikten sonra bize semtin mimari dokusunda önemli yeri olan kiliseleri ve geçmişteki paskalya ayinlerini anlatıyor: “civarda birçok kilise var. lourdes kilisesi var, gürcü kilisesi. [istanbul’daki tek gürcü kilisesi.] ondan sonra ermeni kilisesi, rum kilisesi. paskalya haftası her gün kiliseye gidilir, elimizde mumlarla eve gelirdik. pazarın bir önceki gecesi paskalya ayini olur, isa’nın göğe çıkışı kutlanırdı.”

berat çolak, “gayrimüslimler arasında ermeni cemaatinin yoğun olarak yaşadığı bir yer olarak bilinir ama, esasında bir rum mahallesidir. rumlar çok çok önce gitmişler. ne yazık ki pek çok bu kültürün, bu toprağın sahibi olan insanlar, terk etmek zorunda kalıyorlar. o yüzden gayrimüslimler tarafında daha çok ermeniler kaldığı için ermeni mahallesi diye düşünülüyor ama esasında bir rum mahallesi burası.” diyerek 6–7 eylül olayları başta olmak üzere yaşananları hatırlatıyor.

komşuluk ilişkileri bu bölgede oldukça gelişmiş ve korunmuş durumda. kurtuluş komşu ağı grubunun kurucusu yasemen aydın, “bir toplum olmak, bu kadar interracial bir kitlenin toplamı olmak demek. mahalle kavramı zaten böyle olmak zorunda.” derken, semtte yaşama nedenleri de sayıyor: “mesela cihangir’de yaşadığım zaman, sadece benim gibi tipler var. cihangir çok eğlenceli bir yer ama insanların kendi kişisel alanlarına müdahale eden bir yer. gece ikide gelip uyuyabilmek istiyorum, sabah 5'e kadar çalan müzikler...”

berat çolak, “mahallenin de bir uykuya geçmesini istiyorsunuz. oysa gece beyoğlu uyumuyor. bomonti’den taksim’e yürüyebiliyorsunuz ve taksim’de değilsiniz.” sözleriyle benzer bir tespitte bulunduktan sonra, gastronomi meraklıları için önerilerini sayıyor: “buranın değerini veren bazı markalar var, kurtuluş’tan çıkmış. nazar profiterol, damla dondurmacı, eski pastaneler, manavlar, royal şekerleme. üstün palmie’nin paskalya çöreğine ‘hayır’ diyebilecek, hele ki paskalya zamanı sıcak fırından çıkmış,arasına nutella konmuş, ona ‘hayır’ diyebilecek bir insan tanımıyorum.”

“ataşehir, batışehir gibi yerlerde insan görmezsiniz, siteler insanları kapatır. kurtuluş’ta herkes sokakta yaşıyor, o yüzden heyecan verici. bomonti de öyle olmaya başladı.” diyen çolak ekliyor: “gerçek bir mahalle. gerçek bir mahalle olduğunu nereden anlarsınız? yemeksepeti’nden sipariş miktarının az olduğundan anlayabilirsiniz. insanlar sokaktaysa mahalledesiniz demektir.”

osmanbey metrosu’ndan ya da dolmabahçe tüneli’nden çıktığınızda adımınızı atıp ulaşabileceğiniz bu lokasyonun tam sınırları ne?

sunay akın, “bomonti, galata bölgesinin kültür adasıdır, ‘bira fabrikasıdır’, etki ettiği yaşam alanıdır. bir pergel çizeceksek, çivi fabrikadır.” derken, berat çolak “mahalleli olmak aslında yaya olarak nereye kadar ulaşabileceğinizle ilgili. bomonti, benim için güzel bir üçgenin parçası. kurtuluş’a, pangaltı’ya, feriköy’e rahatlıkla ulaşabiliyorum. nişantaşı’na, maçka’ya kadar ulaşıyorum.hepsi de yaya olarak mutlu olabileceğiniz yerler. tabii mecidiyeköy’de hayali bir sınır var, duruyorsunuz.” diyor.

berat çolak’a göre, yapı karakterinin değişimi ile bomonti, kurtuluş ve feriköy arasındaki fiziksel sınırları görebiliriz: “istanbul’da 90 derece kesişen sokakların ilk olduğu yerlerden birisi kurtuluş. 90 derece sokakların bittiği yer feriköy oluyor. kurtuluş’tan geçişte mezarlıkların olduğu bölge pangaltı. önde kurtuluş var, arkada feriköy var. diğer taraftan önde şişli var, arkada bomonti var. bu dördü birbiriyle geçmiş durumda. yaya olarak o sınırı hissetmeseniz de sokak karakterinde, geniş caddelerin olduğu yerlerde doğal sınırlar var.”

eleni eram, “ellisium sonrası artık feriköy sayılıyor, silahşör caddesi sonrası da artık şişli’ye girer.” şeklinde bir tarif yaparken haluk başol, abide-i hürriyet caddesi’nin bomonti ve feriköy’e denk gelen kısmının bir zamanlar “bulgar çarşısı” olarak anıldığını hatırlatıyor: “caddede büyük bir bina var, orası bulgarların. bahçenin bir kısmı ekilir, bakılır. o senelerden beri vardır. imparatorluk zamanından kalma. ondan dolayı bulgar çarşısı denilirmiş.” endüstri mirası bu semt, geçmişte “sanayi fidanlığı” adıyla da anılmış.

feriköy’de konuştuğumuz bir emlakçı, “burası feriköy. kirayı yükseltmek isterseniz bomonti.” derken, mimar sinan üniversitesi bomonti yerleşkesi’nde ve yakındaki bilgi üniversitesi’nde okuyan, durumu uygun olan öğrencilerin de bu çevreyi tercih ettiğini ekliyor. öte yandan, şehir plancısı ezgi güler, fındıklı’daki tarihi kampüste okumayı hayal eden pek çok mimar sinan öğrencisi gibi, üniversite binasını estetik dışı buluyor: “hiçbir yapıyı referans almayan, alakasız bir yapı yapıldı.”

“bir kenti tanımanın en iyi yolu sokaklarında yürümektir” derler. bomonti sokaklarında yürürken duvarlarında gördüklerimizle devam edelim. bir köşede, bir astronot grafitisi; astronot uzayda, elinde cep telefonu, cep telefonunun ışığı yüzüne yansımış, camına, ve orada kırık bir kalp var! bir diğer köşede stranger things dizisindeki dustin karakterinin grafitisi önünde fotoğraf çekilenler gözümüze çarpıyor. grafiti sanatçısı kien art’in bomonti duvarlarına yayılan bu çalışmaları sosyal medyada da oldukça popüler.

bomonti sokaklarıyla, yapılarıyla, mimarisiyle, bira fabrikası’ndan bugüne nice hayata ve fikre ilham verdi. semt sakini ali ozan akın, “bir semti semt yapan şey, tabii ki de esnafları, restoranları, kültürel merkezleri, insanı ama bir o kadar da sokak sanatçıları da çok değerli” derken kien art, the magger’e verdiği röportajda semt ile ilişkisini şöyle açıklıyor: “neden bomonti? en başında evim oralarda olduğu için. e sonrasında bordrolu çalıştığım işten fırsat bulup her zaman başka yerlere gidemediğimden, bomonti benim arka bahçem gibi. sadece bu da değil yaptığım işlerle etkileşime geçecek bir çok insanın da yolu buradan geçiyor. i̇yi çalışma yapmak kadar iyi izleyici bulmak da önemli. tabi burada insanları kategorize etmiyorum sonuçta sokağa yaptığım işler bunlar.”

endüstri mirası bu semt, ağustos 2018’den bu yana başka bir mirasa daha ev sahipliği yapıyor. bomontiada içerisinde açılan ara güler müzesi’nde ünlü fotoğraf sanatçısının eserleri, notları, kişisel eşyaları, fotoğraf makineleri, basın kartları ve koleksiyonları ücretsiz olarak sergileniyor. müze, gerisinde 2 milyon fotoğraf karesi bırakarak 90 yaşında vefat eden ara güler’in ölümünden bir süre önce, sanatçının doğum gününde açıldı. doğuş grubu’nun ceo’su hüsnü akhan, açılış etkinliğinde “ara güler arşivinin sorumluluğunu devraldık ve bu arşivi en sağlıklı şartlarda korumaya, en doğru yöntemlerle paylaşmaya ve topluma en faydalı şekilde yorum ve kullanıma açmak niyetindeyiz” dedi. müze, türkiye’de uluslararası niteliğe sahip ilk fotoğraf müzesi olma özelliğini taşıyor. ara güler’in 70 yıllık arşivindeki eserlerin tasnif, envanter, koruma, sayısallaştırma ve indeksleme işlemlerinin tamamlanmasıyla tasniflenen yapıtlardan seçkiler de çeşitli aralıklarla müzede ve sergilenecek.

cumhuriyet gazetesi’nden metin celal’in müze hakkındaki değerlendirmesine göz atalım: “müzenin yeri ara güler açısından bakarsak oldukça uygun görünüyor. bomonti, fabrikalarıyla büyük ustanın objektifinin yöneldiği önemli mahallelerdenmiş zamanında. yapı ise tarihiyle ustanın uzun yıllar süren emeğini simgeler gibi. üstelik yeni haliyle bir kültür kompleksi ve içinde ara güler adına özel bir edisyon da çıkartan leica fotoğraf makinelerinin türkiye’deki tek mağazası ve sanat galerisi de yer alıyor. ara güler de ‘master of leica’dır.”

bomonti bugün, cumartesi günleri kurulan organik pazar ve pazar günleri kurulan antika pazarı ile de ünlü ve dışarıdan insan çekmeye devam ediyor. sergi, gösterim ve konserlerin yapıldığı bomontiada’nın içerisindeki “atölye” de çeşitli etkinliklere ev sahipliği yapıyor. 2016 yılında burada, bomontiada’nın katkıları ile şehrine ses ver ekibi tarafından düzenlenen keşif ve infografik atölyesinde hazırlanan bir infografik, semtin dokusunu ve sivil mimari örneklerini gözler önüne seriyor:

meraklısı için önerilen okumalar

ilginizi çekebilir

bunu da okuyuntoz toprak fikirtepe [visual essay]kentsel dönüşüm kapsamındaki 1 milyon 340 bin m2’lik arazisiyle fikirtepe, inşaat sektöründeki dinmeyen kaosun…↗bunu da okuyunmedeniyet separatörü [visual essay]iki semt arası, 10 dakika süren bir yürüyüşün görsel izlenimleri.↗bunu da okuyun · mediumkuzey - 140journoskürşad bayhan'ın istanbul'un kuzeyindeki değişimi incelediği görsel hikayesi. bir 140journos SO #ongoing projesi…↗
↓ daha fazla için kaydır