bkz: ekşi sözlük

HAKKINDA

ekşi sözlük'ün hikayesi, türkiye'nin internet hikayesi. 140journos, tüm ekibi sözlük tornasından geçmiş bir topluluk olarak ekşi sözlük'ü internet fenomeni bir komünite, bir alt kültür ve bir medya kuruluşu olarak inceliyor.

bu içerik, ekşi sözlük'ün 20. yaşı vesilesiyle 140journos × ekşi sözlük işbirliği olarak hazırlanmıştır. aşağıdaki dosya, belgesel için yapılan görüşmelerden derlenmiştir; konuşmacıların anonimliği korunmuştur.

140journos'tan "bkz: ekşi sözlük"

ekşi sözlük'ün hikayesi, türkiye'nin internet hikayesi. 1999'da kurulan ve türkiye internetinin kilometre taşlarından olan ekşi sözlük, türk toplumunun ve teknolojinin gelişimindeki her türlü bunalımı ve travmayı hem yaşayan hem de anlatan bir mecra oldu. ortak hafızamızın, tüm uzlaşılarımızın ve tüm kavgalarımızın bir log'u. belgesel, sözlüğü internet fenomeni bir komünite, bir alt kültür ve bir medya kuruluşu olarak inceliyor. aşağıdaki dosya, belgeselde konuşan yazarların, kurucuların ve emektarların anlattıklarını dokuz başlıkta toparlıyor.

çevirmeli hattın ucundaki sözlük

görüşmelerin en canlı anlarından biri, sözlüğün kurulduğu 1999 türkiye'sinin internet koşulları anlatılırken yaşanıyor. dönemin bağlantısı çevirmeli hat: telefonu meşgul ederek, günde on beş-yirmi dakikalık pencerelerde girilebilen bir internet. bir yazar, ilk girdilerini bu kısıtın içinde nasıl yazdığını anlatıyor:

ben ilk entrylerimi gireceğim zaman onları bilgisayar başında girmedim. önce defterde notumu aldım, güzel bir şekilde editledim. çünkü interneti çok meşgul edemeyeceğim için orada yazıp silme şansım yok. o şekilde ilk entrylerimi girdim ve yazar oldum.

aynı yıllarda türkçe içerik neredeyse yok; ingilizce içerik bile kısıtlı. konuşmacılara göre sözlük tam bu boşluğu dolduruyor: bir gitar, bir fotoğraf makinesi, bir pipo markası, bir düşünce hakkında türkçe yazılmış farklı perspektifleri bir arada bulabildiğiniz tek yer. bir yazarın, bulduğu bir kokteyl kitabındaki bütün tarifleri bir hafta boyunca sözlüğe girmesi ve altı yıl sonra bir barmenin bu girdilerle mesleğe başladığını öğrenmesi, dosyanın "amaçsız emek, beklenmedik fayda" bahsinin en sevimli örneği.

ekşici kimdir?

konuşmacılar "ekşici" profilini çizerken idealize etmiyor; aksine kendileriyle dalga geçmeyi seviyorlar. bir tanım şöyle: hayatta gördüğü şeylerin negatif taraflarını paylaşmayı seven, masada her şeyden şikayet eden ama "nereye gidelim" diye sorulunca "bilmiyorum" diyen insan. bu huysuzluğun en bilinen örneği olarak 2014 ekşifest anlatılıyor: selda bağcan sahne alacağı açıklandığında sözlükte "bu ne? selda bağcan kim?" tepkileri yükseliyor; bir yıl sonra aynı isim barselona'da primavera sahnesine çıkınca aynı yazarlar "işte gerçek sanatçı, değerini bilmiyoruz" diye övgüye geçiyor. görüşmecilerden birinin özeti:

bir sene önce ekşi sözlük'ün festivaline çıktı, beğenmediniz. ertesi sene barselona'da çıkınca mı değerli oldu? gerçek sözlükçünün tanımı budur benim gözümde.

kafa dengi arayışı

sözlüğün çekirdek vaadi bilgiden çok aidiyet. bir konuşmacı bunu net bir formülle ifade ediyor: "bir şeyi araştırmak değildir derdin; o şeyi senin gibi tanımış ya da deneyimlemek isteyen bir arkadaş bulmak istersin." anadolu'dan gelen, çevresinde metal dinleyen ya da yerleşik standartları sorgulayan kimse bulamayan yazarlar için sözlük, kendi dilini konuşan insanların keşfedildiği yer oluyor; müzik zevki birinden, film başka birinden, merak edilecek yeni şeyler bir üçüncüsünden "kapılıyor".

platformun terbiyesi

dosyanın en analitik bölümü, sözlük formatının yazarını nasıl disipline ettiği üzerine. yanlış bir girdi arkadan gelen girdiyle yalanlanıyor ya da düzeltiliyor; bu da yazarı "akıllı olmaya zorluyor". övgü kültürü zayıf — "övmek de var, hakikaten hak ediyorsan" — ve tam da bu yüzden oradan alınan yanıtlar değerli sayılıyor. bir konuşmacının deyişiyle sayfa sayısı bile bir iletişim referansı: bin sayfalık bir başlıkta hakaretle hayranlık yan yana akar, ama "bir şey yaptığın zaman oradan aldığın veri çok değerli bir veri oluyor". aynı konuşmacı, bugüne kadar tek bir entry sildirmediğini, ama sildirmesi için "tahmin edemeyeceğiniz insanlardan" teklif aldığını da ekliyor.

anonimlik bir maske değil, bir persona

"nickinin arkasına saklanıp küfür ediyorsun" eleştirisini konuşmacılar reddetmiyor; ama meselenin bundan ibaret olmadığını söylüyorlar. gerçek kimliğiyle yazan birinin bile sözlükte ayrı bir personası oluşuyor. anonimliğin siyasi bir boyutu olduğu ise dosyanın en sert tespitlerinden:

gerçek ismi bilme takıntısı, iktidarın sizi konuşturmak istemesi, dolayısıyla sizi müdahale edilebilir hale getirmek istemesiyle alakalı. bu anlamda anonimlik aynı zamanda siyasi bir şey.belgeselden

diğer platformlarla fark da buradan anlatılıyor: twitter'da ya da instagram'da hakkınızda yazılanı "hop engelle, hop sil" yapabilirsiniz; sözlükte yazı orada kalır. bu kalıcılık, kimlik ifşası taleplerinin ve "namertlik" suçlamalarının da kaynağı oluyor.

türkiye gerçeğiyle yüzleşme: davalar, sansür, yürüyüşler

2008-2009 dönemi dosyada bir kırılma olarak işaretleniyor: "türkiye gerçeği ekşi sözlük'ün yüzünde patladı." sözlükte yazan kırk kişi hakkında altı aydan bir yıla hapis istendi; sözlüğün kapatılması gündeme geldi; adnan oktar'dan türk telekom'a, istanbul emniyeti'nden tib'e uzanan erişim engelleri dönemin en ateşli ifade özgürlüğü tartışmalarını doğurdu. şikayet edilen yazarın savcı karşısında "ceketini ilikleyip meramını anlatması" görüşmelerde hem mizahla hem öfkeyle anılıyor: "illa ki birinin anasına sövmek zorunda değilsin; adamın hoşuna gitmeyen bir şey söylemişsin ve adam senin başını belaya sokmak için elinden geleni yapıyor."

internet düzenlemelerine (görüşmelerde 5651 sayılı kanun olarak anılan mevzuata) karşı istiklal caddesi'ndeki yürüyüşler, bir konuşmacının hafızasında "lgbt onur yürüyüşleri dışında gördüğüm en renkli yürüyüş" olarak duruyor. bir başka tespit, sürecin beklenmedik bir eğitim işlevi gördüğü yönünde: türkiye'nin internet hukukçuları mesleği büyük ölçüde ekşi sözlük vakaları üzerinden öğrendi. sansüre yaklaşımda ise buruk bir gurur var:

sansür dünyanın her yerinde var; mesele sansürle beraber harikulade bir kreativite geliştirmek. bunu da en iyi başaranlar ekşi sözlükçüler zaten.

şirinler köyü: sub-etha, zirveler, ekşi teker, pazar ligi

dijital tanışıklıkların fiziksel hayata taşındığı katman, dosyanın en renkli bölümü. sub-etha ve "ekşibition" gibi bölümlerde yazarlar hiçbir gelir beklentisi olmadan içerik ve hizmet üretiyor; "zirve" denilen buluşmalar soursummitz modülüyle, o kapanınca yazarların kurduğu "limon" girişimiyle organize ediliyor. doksanlar türkçe pop partilerinin çıkış noktası bile sözlük. bira midye zirvesi, yeşilçam gösterimleri, fotoğraf toplaşkaları… 2012'den beri her perşembe bir yakada toplanan ekşi teker "aile gibi": bayramda birlikte tatile gidenler, üç hafta arayla çocuk sahibi olup çocuklarını görüştürmeye söz verenler var. on yıldır moda'da oynanan pazar ligi ise kendi anayasasını kurmuş durumda:

burada hiçbir hakem sahaya giremiyor; hakem içerideki oyuncular. bu otokontrol mekanizması ligin neredeyse yirminci seneye gelmesinin arkasındaki şey. kahvemi aldığım arkadaşım bu ligden, spor hocam bu ligden, mali müşavirim bu ligden.

miras: "olmasaydı olmazdım"

dosyanın kapanışında konuşmacılardan sözlüğün hayatlarındaki yerini tartmaları isteniyor. yanıtlar kişisel: "sözlüğe girdiğimde anadolu'dan gelmiş kapalı bir gençtim; ifade özgürlüğüne daha çok değer veren, insanları daha az yargılayan birine dönüştüm." biri sözlük sayesinde reklamcı olmuş; biri sözlükte tanıştığı kahveyle dükkan açmış; biri telefon rehberinde üç yüz küsur sözlük yazarının numarası olduğunu sayıyor. daha geniş çerçevede, türkiye'de internet jargonunun ve araştırma kültürünün oturmasında sözlüğe pay biçiliyor. yazmanın kendisi bile bir iç muhasebe aracı:

feneri alıp senin gözüne tutup "buna inanacaksın" demektense, kendi içime tutup "ben niye buna inanıyorum" dememe yaradı.

ve nihai hüküm, yerlilik iddialarının en samimi versiyonu: "dünyada başka bir ekşi sözlük olamaz. başka platformlar vardır ama bir ekşi sözlük olamaz." görüşmelerin en son cümlesi ise bu yirmi yıllık hikayenin duygusal ağırlığını tek satırda özetliyor — kayıt durdurulurken bir konuşmacı arkadaşına dönüp soruyor: "keselim… ağlıyor musun lan?"

↓ daha fazla için kaydır