100belgesel Kentsel Dönüşümfotoğraf öyküsüTÜRK TİPİ
KENTSEL
DÖNÜŞÜM
Sis Atma O.Ç.fotoğraf öyküsü«SİS ATMA O.Ç.» arşiv · derlemeMOTORİZE ÇETELERİN ÖNCESİ: MAFYA BABALARItürkiye’nin eski mafya babaları ve kabadayıları e-kitap · 140journos anılarıDOĞU PERİNÇEK’LE 10 BİN KİLOMETREkısmen iktidar çekimlerinden yol anıları belgesel
çizgi film
marka belgesel belgesel belgesel belgesel
çizgi film
çizgi film
belgesel
belgesel İtibardan Tasarruf belgeselibelgesel belgesel 6 şubat serisi
adnan oktar serisi
belgesel e-kitap · dava dosyasıKEDİCİK: TURNİKE SİSTEMİbir belgeselin arkasındaki senarist dosyası · 2022 gerekçeli karar belgesel
çizgi film
marka belgesel belgesel oyun belgesel engellendi belgesel belgesel çizgi film siyasi profiller belgesel belgesel belgesel mockumentary türk ifşabelgesel Yaktın Bizi Reis belgeselibelgesel çizgi film marka Hayırsız Ada belgeselibelgesel Killa belgeselibelgesel Atanamayan Öğretmen belgeseli belgesel Esenler Otogar: Alt Kat belgeselibelgesel Tarih Tekerrürbelgesel Penis Haritasıbelgesel Gezi ParkıGEZİ
PARKI
SERİSİ
Bitmeyen Ekonomik KrizBİTMEK BİLMEYEN KRİZ$=6,12 Baraj Yapılabilir Hasankeyfarşiv · video Kaderin Üstünde Bir Kaderbelgesel serisi
140journos ekibi ID.Buzz ileID.BUZZ İLE SAHADAYIZ#REKLAM
salgının 100 günüe-kitap göz kırpmadan: 202Xvideo art bkz: ekşi sözlükbelgesel Günün duvar kağıdıgünün duvar kağıdı dumpçizgi film · dump hazbelgesel nabıcaz be kamilbelgesel matemvideo art hamburg muhtarıbelgesel altyapı: boksörbelgesel Başkanlık sistemibaşkanlık sistemi vebabelgesel doktor yokbelgesel #WALLPAPER#wallpaper Kuzeybelgesel serisi
random ZARI AT
RASTGELE
BİR BÖLÜM İZLE
140JOURNOS ARŞİVİNDE ARA
Şampiyon: Bold Pilot140journos & at Teşebbüsbelgesel Arap Emrah belgeseli belgesel Don't Panic e-kitap e-book [english]
↓ daha fazla için kaydır
araştırma · fotoğraf öyküsü

2. Kavimler
Göçü

Türkiye, Eylül 2016 verilerine göre 2,733,655 kişi ile dünyada en çok mülteci kabul eden ülke. Geçtiğimiz 10 yıl içinde dünya büyük bir mülteci krizinin içine girmiş durumda.

Yazı ve fotoğraflar: Furkan Temir · 140journos · Haziran 2015

(Yazı ve fotoğraflar: Furkan Temir/140journos/Haziran 2015)

Editörün Notu: 140journos’un Medium hesabı üzerinde yayımlanan fikir yazıları, fotoğraf öyküleri ve farklı medyalarla yaratılan anlatılar, yazarların tasarrufunda olup ele alınan konulara farklı perspektiflerle bağlamsallık kazandırmak amacıyla yayımlanır ve 140journos’un kurumsal görüşünü yansıtmak mecburiyetinde değildir.

Birleşmiş Milletler verilerine göre dünya üzerinde 50 milyonun üzerinde insan savaş, yoksulluk, salgın hastalıklar, doğal afetler gibi sebeplerden dolayı ülkelerinin dışında mülteci olarak yaşıyor ve bu sayı önlenemez biçimde her geçen gün artmaya devam ediyor. Açıkça söylemek gerekirse, geçtiğimiz 10 yıl içinde dünya büyük bir mülteci krizinin içine girmiş durumda; belki de Kavimler Göçü’nden sonraki en büyük göç dalgasını yaşıyoruz. Buna “İkinci Kavimler Göçü” bile diyebiliriz. Ortadoğu’da Suriye, Irak, Iran, Afganistan ve Pakistan’dan, Arap Baharı sonrasında Kuzey Afrika ülkelerinden, iç savaşlar, kuraklık ve açlıkla mücadele eden Afrika’dan Avrupa’ya doğru ileride dünya kültürünü kökünden etkileyebilecek ve sonuçlarını tahmin edemediğim büyük bir göç dalgasından bahsediyorum. Bu göç yavaş yavaş ve kendini hissettirmeden ilerlemeye devam ediyor. Devletlerin bu krize karşı politikalarının pek umut vaat edici olduğunu söylemekse mümkün değil. Bulabildiğimiz en geçerli çözüm ülkelerimize sığınan insanları geçici çadır ve konteyner kamplara yerleştirmek. Dünya üzerindeki gelir dağılımını eşitlemek, insanların ülkelerini terk etmelerine sebep olan öncülleri ortadan kaldırmak, açlıkla mücadele etmek, salgın hastalıkların önüne geçmek gibi eylemlerden çok uzağız. Yaptığımız sadece semptomları ortadan kaldırmak. Hastalığa çözüm bulmak mı? Hayır, şimdilik öyle bir şey düşünmüyoruz. Peki o halde, ne olmasını umuyoruz? Bir gün bütün bu kötü şeyler kendiliğinden bitecek ve bu insanlar yıkılmış hayatlarını bulmak için anavatanlarına geri dönecek olmasını mı? Hiç sanmıyorum.

(1) Şanlıurfa, Türkiye. Suriye’deki iç savaştan kaçan mülteci kadın, Türkiye’ye geçiş için bekliyor. (2) Adana, Türkiye. Sarıçam Kampı’nın genel görünümü. 2012'de kurulan kampta 10 binden fazla Suriyeli yaşıyor. (Fotoğraf: Furkan Temir/140journos)

Fazla pesimist değilim; sadece gerçekçiyim. Yapılan araştırmalara göre bir mülteci ülkesindeki savaş bittikten sonra ortalama 9 yıl içinde ülkesine dönebiliyor. Yüzde kaçının geri döndüğüyle ilgili pek sağlam bir araştırmaya rastlamadım zira araştırmayı yapacak kadar ülkesine dönen mülteci bulamamışlar. Bu da demek oluyor ki, geçici olarak çadırlara yerleştirdiğimiz ve ülkelerine dönmesi için gün saydığımız bu insanlar dönmeyecekler. Bu gerçeği soğukkanlılıkla kabullenmek ve çözüm aramak, yapabileceğimiz en mantıklı şey olur. Yerleşim yerlerinin kilometrelerce uzağına plastik tentelerden kamp kurmak, polis ve zabıtalarımızla insanları sokaktan toplayıp; gözden ırak yerlerde biriktirmek inanın bir çözüm değil ve bu sorun görmezden gelinebilecek kadar küçük bir sorun olmaktan çoktan çıktı.

Şanlıurfa, Türkiye. Evlerini ve tüm hayatlarını geride bırakarak kaçan sığınmacılar sadece taşıyabilecekleri kadar eşya ile Türkiye’ye sığınıyor. (Fotoğraf: Furkan Temir/140journos)

Görün, çünkü bu insanlar da bunu istiyor; geceleri sokaklarda yatarak, televizyonlara, gazetelere haber olarak, sınır geçişlerinde susuzluktan ölerek yapmak istedikleri tek bir şey var: “Bizi görün” demek. Dillerini bile bilmediğimiz bu insanları önce görmek sonra anlamak çok kolay değil biliyorum. Hele de devletlerin mülteci krizlerini politik birer avantaja dönüştürmeye çalışmaları sonucu medyadaki haberleri manipüle ederek sorunu kendi istedikleri gibi göstermeye çalışmalarını düşünecek olursak. Örneğin; Fransız Başbakanı Manuel Valls, bu sene yaptığı bir açıklamada Fransa’nın mülteci krizi ile ilgili üzerine düşeni fazlasıyla yaptığını belirterek 2012’den bu yana Irak’tan 5.000, Suriye’den ise 4.500 kişi kabul ettiklerini söyledi. Yani toplamda 9.500 kişi. Sıradan bir Anadolu kenti olan Gaziantep bile Fransa’nın tam 30 katı mülteciyi tek başına ağırlıyor. Sizce de Fransız Başbakanı rakamlardan haberdar olmayan Fransız halkını manipüle etmeye çalışmıyor mu?

Kobane, Suriye. Suriye’deki iç savaştan bir görünüm. (Fotoğraf: Furkan Temir/140journos)

Peki Türkiye bu krizin neresinde? Fransa 9.500 mülteciyi büyük bir kriz olarak görüp “Üzerimize düşeni fazlasıyla yaptık” derken, bırakın Türkiye’yi, 280.000 sığınmacının yaşadığı Gaziantep, bu soruna Fransa’dan daha mı uzak sanıyorsunuz? Açıkça nasıl söyleyeceğimi bilmiyorum. Bize gösterilmeyen ile gerçekler arasındaki uçurumu gördüğünüzde hayretler içinde kalmanızdan korkuyorum. Çünkü en eğitimlimiz bile konu mülteciler olunca afallayıp kalıyor, vicdani düşünmekten yoksun inandığı ideolojinin tarafından ne düşünmesi gerektiği söylenilen bir kuklaya dönüşüyor. Konuya yakından ilgi duyanlarımızsa sadece “Türkiye’de ‘çok’ sığınmacı var” diyebilecek mesafede yakın. Evet söylüyorum; Türkiye bu sorunun tam merkezinde, Birleşmiş Milletler verilerine göre dünyada en çok mülteci kabul eden ülkeyiz. 2,733,655 sığınmacı ülkemizde yaşıyor; Türkiye’yi 1.03 milyon kişiyle Lübnan takip ediyor.

(1) Kobane, Suriye. Ülkelerini terk etmeyenler savaşın içinde kendilerine bir yaşam kurmak zorunda. Tanklarla oynayan çocuklar. (2) Kobane, Suriye. Savaş içinde büyümeye çalışan çocuklardan biri okula gitmek için havan topu tarafından yıkılan okul duvarından geçiyor. (Fotoğraf: Furkan Temir/140journos)

2012 yılında Suriye’de başlayan iç savaş sorunun merkezinde olmamızın en büyük sebebi. 911 km’lik kara sınırıyla Türkiye, Suriye’deki sivil insanların gözündeki tek kurtuluş umudu. İstanbul’da tanıştığım bir mülteci, bozuk Türkçe’siyle bana “Başka İstanbullar da varmış, doğru mu?” demişti. Asıl sormaya çalıştığı başka umutların da olup olmadığıydı; başka İstanbul yok, o da biliyordu. Belli ki aradığını bulamamıştı burada. Nasıl bulsun ki; bizim bile açlık sınırında yaşadığımız bu şehire 5 çocukla birlikte çalışma izni olmadan, hiçbir yardım almadan, dil bilmeden, tüm bu karmaşanın içinde bambaşka bir kültürden, savaşın içinden kopup gelmişken nasıl bulacaktı İstanbul’da istediğini. O zaman belki de Avrupa’ya gidebilirdi, orası İstanbul’dan daha iyi olmalı.

(1) Bayrampaşa, İstanbul, Türkiye. Mültecilerin yaşadığı evden bir görünüm. (2) Esenler Otogarı, İstanbul, Türkiye. Firaz, 19, İstanbul’dan Avrupa’ya gitmek için otobüse biniyor. (3) Esenler Otogarı, İstanbul, Türkiye. Firaz, ülkesinde üniversite eğitimini yarım bırakarak Türkiye’ye geldi. 6 aydır kaldığı İstanbul’da yaşamaya devam edemiyor ve Türkiye’yi terk ediyor. (Fotoğraf: Furkan Temir/140journos)

İstanbul’a muhtemelen Şanlıurfa’dan gelmişti. Oradan önce de Kilis’teki sınır kampına yerleştirilmiş. Belki bir dönemde Ankara’daki akrabalarının yanında kalmıştı. Şimdi ise aklında Avrupa hayalleri dolaşıyordu. Önce Bulgaristanı dener, oradan İtalya’da yakalanır ve mülteci kampına götürülür; Almanya’ya geçerek, mülteciler için yaşamın çok iyi olduğunu duyduğunu, hatta bir iki tanıdığı kişinin orada yaşadığını bildiği İsviçre’ye bile gidebilirdi. İşte mültecilerin hayalleri bunlardan ibaret. Dünya üzerinde bir anda serbestçe dolaşan mülteci sayısı 30 milyon. Yani 30 milyon insan tam şuanda kendine daha iyi bir yuva bulmak amacıyla bir şehirden diğer bir şehire ya da yasadışı yollardan başka bir ülkeye geçiyor.

Şanlıurfa, Türkiye. Sınırın öbür tarafındaki akrabalarına telefonla ulaşmaya çalışan mülteci bir kadın. (Fotoğraf: Furkan Temir/140journos)

Türkiye bu krizin tam merkezinde diyordum ya, aynı zamanda Avrupa’ya gidiş için hem kara hem de deniz sularından bir köprü görevinde. Köprü dediysem, legal bir köprü değil. Dünyamızda savaşmak ne kadar yasalsa, savaştan kaçmak da bir o kadar yasadışı. Mülteci olmak demek, mayın döşeli sınırları gözünü karartıp aşmak, yüzme bilmeden seni taşıyacak şişme teknede günlerce denize açılmak demek. Her sene binlerce insan bu tehlikeli umut yolculukları sırasında, kara mayınları ve güvenli olmayan deniz yolculukları nedeniyle hayatını kaybediyor. Çünkü kendimize itiraf edemesek de bu insanları ülkemizde istemiyoruz. Gelmelerini önleyecek her türlü önlemi alıyoruz. Sınırlarımıza teller çekiyoruz, donanmalarımızı denizlere salıyoruz; bir şekilde insanların savaştan kaçmalarına engel oluyoruz. Amacımız ne, gerçekten çok merak ediyorum. Yetmezmiş gibi bu operasyonların adına kurtarma operasyonları diyoruz; suçluluk psikolojimizden olsa gerek.

Şanlıurfa, Türkiye. Suruç sınır geçişi bir günde 8 binden fazla mülteci bu kapıdan giriş yaptı. (Fotoğraf: Furkan Temir/140journos)

Dünya üzerindeki yerleşik kültürleri kökten değiştirebilecek bir göç dönemi içindeyiz. Kamuoyu olarak içinde bulunduğumuz durumun ciddiyetini anlamamız ve devletlerimizin politikaları üstünde baskı kurmamız gerekiyor. Ayrıca çözüm için bize gösterilenlerin arkasındaki gerçekleri araştırıp ideolojimiz ne olursa olsun mülteci krizine yaklaşırken vicdan temelinde düşünmemiz gerek. Bakarsınız, senelerdir biri biriyle çatışma içinde olan ideolojik düşüncelerin ateşli savunucuları bile bu kriz ile ilgili birlikte adım atabilir noktaya gelebilir ve belki bu sorun bizi birleştirebilecek bir güç halini alır.

Türkiye'de Kayıtlı Suriyeli Sayısı, 2012–2026

TarihKayıtlı kişi
Temmuz 201240.804
Temmuz 2013428.008
Temmuz 2014795.726
Temmuz 20151.805.255
Temmuz 20162.733.044
2021 zirve3.737.369
20223.535.898
20233.214.780
20242.901.478
20252.347.756
2 Nisan 20262.296.568
Haziran 2026 son2.264.983

Kaynak: BMMYK 26 Eylül 2016 raporu (2012–2016) · Göç İdaresi Başkanlığı / Anadolu Ajansı derlemesi (2021–2026) · İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi açıklaması (Haziran 2026).

Nüfus Dağılımı

Eylül 2016 · Erkek %53,2 — Kadın %46,8

YaşErkekKadın
0–4%7,1%6,6
5–11%8,2%8
12–17%8%6,8
18–59%28,3%23,6
60+%1,6%1,8*

* Hesaplanmış değer. Nisan 2026 itibarıyla dağılım 1.183.799 erkek — 1.112.769 kadın; en büyük dilim 1.169.694 kişiyle 18–64 yaş.